Levent'teki ofisimizde kalan Oksijen Gazetesi'nin köpeği Oxy pazar günü saat 17.00'den beri kayıp. Görenlerin aşağıdaki numaralardan bize ulaşmalarını rica ediyoruz: 0534 650 30 41 - 0535 623 93 16 @BesiktasBel
Bugün Hatay'da çekim yaparken iki kişi yaklaşıp selam verdi. Nerede çalıştığımı sordu, freelance çalışıyorum dedim. "Siz" dedim, "Polisiz" dedi. İçimden "şimdi bir sürü sorgu sual" diye geçirirken işin rengi polisin sorusuyla değişti: "Yeni yapılacak evlerin ne zaman teslim edileceği hakkında bilginiz var mı acaba?"
Ben "Kimliğinizi alabilir miyim? Basın kartınızı görebilir miyim? Ne çekiyorsunuz?" türünden sorular beklerken bu soru karşısında şaşırdım açıkçası. Konu hakkında etrafta çok spekülatif bilgiler dolaştığını, ne yazık ki net bir bilgimin olmadığını söyledim. Sonra hikayesini anlatmaya başladı. Maraşlıymış, depremden zor kurtulmuş. Ardından yanındaki polis memuru arkadaşı ile bir çadırda kalmaya başlamışlar. Ancak mesai saatleri nedeniyle gündüz de uyuması gerektiği için çadırda yapamamış. Bir de üstüne çocuğu ve eşinden ayrı kalmasından dolayı ailevi sorunlar baş gösterince bir ev tutup eşi ve çocuğunu Hatay'a getirmiş: "Evimi yeni kurmuştum, kredilerim bile bitmemişti henüz. Her şey gitti, sıfırdan hayat kurmaya çalışıyorum. Şimdiden bu eve 300 binin üzerinde masraf yaptım. Onun için de kredi çektim. Bize yeni evler Aralık'ın son haftası teslim edilecek dendi, ortada hiçbir şey yok. Hadi yaptılar teslim ettiler diyelim, nasıl ödeyeceğiz bunu? Kredi vereceklermiş, bu krediyi nasıl ödeyeceğiz biz? Zaten şu an maaşımın yarısı krediye gidiyor!"
Konuyu yetkililere sorduklarında ne cevap verdiklerini merak ediyorum: "Cevap vermiyorlar ki, ha bugün ha yarın diyorlar sadece." En azından bu konuda ortaklaştığımızı, benim sorularıma da cevap vermediklerini söylüyorum.
Sohbetin bu noktasında diğer polis memuru "Zamanınız varsa size bir şey göstermek istiyorum" diyor. Hep beraber arkadaki binanın girişine gidiyoruz. Durup kolonları işaret ediyor: "Şimdi bu bina az hasarlıya çevrilmiş. Yani önce yıkalım denmiş, sonra yıkılmasına gerek yok denmiş. Biz ileride bu sağlam olup olmadığı belirsiz evlerde mi kalacağız?"
İşin uzmanı olmadığımı ama evet kolonların pek de sağlam durmadığını söylüyorum.
Sohbetimiz bir süre daha devam ediyor. Ardından "Kusura bakmayın sizin de zamanınızı alıp başınızı şişirdik" diyor. "Rica ederim, ne demek, her zaman" filan bir şeyler çıkıyor ağzımdan.
Bir başka paylaşımımda yazdığımı tekrar etmek istiyorum burada: Hatay sandığınız kadar kötü değil, daha da kötü...
Aracında Cumhurbaşkanlığı Sarayı giriş kartı ve AKP amblemi olan Burak E., üniversite öğrencisi A.G.'yi kaçırıp Ankara’daki bağ evinde alıkoydu. Saatlerce dövdü, cinsel saldırıda bulundu. A.G. gözünü kaybedebilir ama annesi Saray'da çalışan zanlı. aynı gün serbest bırakıldı👇
Sabah kalkıp kahvaltı edip yıkanmış ütülenmiş giysilerini giyip ev çocuk düşünmeden işe gitmek, bütün gün ev çocuk düşünmeden çalışıp iştekilerle sosyalleşip akşam eve çocuğa yetişme derdi olmadan istediğin saatte eve dönmek ve evde hazır yemek bulmak bir lükstür.