‘‘30 yıl çalışacaksın, tam diyeceksin tamam kendi dünyamı kuruyorum, bir sabah kalkacaksın e-devletinde tapun yok.’’
Hatay Samandağ’da birçok tarım ve bahçe arazisi toplu konut için kamulaştırıldı.
Yıllarca çalışıp edindikleri tapular ellerinden alınan Samandağlılar tepkili.
Görüntüler depremin vurduğu Hatay’dan, bugüne ait…
Samandağ Mağaracık’ta “acele kamulaştırma” kararı ile köy sakinlerinin tapulu arazilerine el konuluyor. İnsanlar narenciyelerine, zeytin ağaçlarına, suyuna toprağına sahip çıkmak için kepçelerin önlerine yatıyorlar.
Jandarma genç yaşlı demeden müdahale ediyor; fenalaşanlar, baygınlık geçirenler, yaralananlar, hastaneye kaldırılanlar var.
Depremin üzerinden 800 gün geçmesine rağmen Hataylıların çilesi de mücadelesi de bitmiş değil.
Video: @gulnursaydam
Yks ye girecek kardeslerim varsa boşa heba etmeyin kendinizi gidin şimdiden bi zanaat öğrenmeye başlayın seneye kadar para kazanırsınız seneye girersiniz belki
Suudi Lideri Prens Selman AKP'ye nazire yaparcasına Arap alfabesini terk ediyor, laikliğe geçiyor, Atatürk Türkiyesi'ni kendine rol model yapıyor.
İşte Prens Selman'ın devrim kararları:
1-Arap alfabesinden 10 sene içinde Latin alfabesine geçişi başlattı.
2-Halk rahatsız oluyor diye Ezanların sesini kıstı.
3-Ramazanda gösterişli iftarları yasakladı.
4-Kendisini dinlemeyen yüzlerce imamı görevden aldı meslekten attı.
5-Kadınlar sokakta istediğini istediği gibi giyer dedi, kıyafeti serbest bıraktı.
6-Güzellik kraliçesi seçip, yarışmaya yolladı.
7-Kadınlar sinema, tiyatro ve maça vb yerlere kendi başlarına gidebilirler dedi.
8-Kadınlar tek başlarına araba kullanabilirler dedi.
9-Kadınlar tek başlarına yurtiçi-yurtdışı seyahatlare çıkabilirler dedi.
Veeee esas bomba "ben Suudi Arabistan'ın Atatürk'ü olacağım"* dedi.
Ayrıca kara çarşaf giymek isteyen Erdoğan'ın Türkiye’sine gitsin demiş.
Haberin detayı için link:
https://t.co/45kbQsI2iQ
Cumhurbaşkanı Erdoğan:
3 Şubat: "Merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse o şehre herhangi bir şey gelmez. Hatay'a geldi mi?"
11 Şubat: "Bizde CHP'li belediye başkanları gibi 'oy yoksa hizmet de yok' diye milleti açık açık tehdit etmek olmaz."
Kahramanmaraşlı vatandaş:
“Dün Cumhurbaşkanımız Hatay’da bir açıklama yaptı, ‘Yerel yönetimle hükümet el ele vermediği sürece buraya bir şey gelmez’ dedi.
%70 oy aldığı Maraş’a da maalesef bir şey gelmedi.”
ANAP, 1989’daki yerel seçimlerde “Eli kolu bağlı bir belediye başkanı ister miydiniz?” diye propaganda yapmıştı.
Bu tehdidin hezimetle ödedi.
İstanbul, Ankara ve İzmir’i kazanan SHP birinci, DYP ikinci oldu.
ANAP üçüncü oldu.
ANAP, 1991’deki genel seçimde iktidarı da kaybetti.
Belli ki yine bir sopalı seçime giriyoruz. İktidar muhalefetin elindeki büyükşehirleri geri almak için hizmet götürmemekle tehdit etmek dahil, hemen her yola başvuracak.
Bir toplumun başına gelebilecek en büyük felaket, doğal afet değildir.
Adaletsiz ve zalim idaredir.
Kahramanmaraş, Malatya ve Adıyaman’daki AK Partili belediye ile hükümet el ele ve dayanışma halinde değil miydi?
Neden bu üç şehrimiz de garip kaldı?
Geçen Kahramanmaraş’ta şehidimizin annesinin deprem çadırında yaşadığını görmedik mi?
O garip değilse…
Bu vatanda garip kimdir?
Erdoğan, belediyesi muhalif bir partide olan şehirlere “herhangi bir şeyin gelmeyeceğini” ilan ediyor.
Nerede söylüyor?
Depremin yerle bir ettiği, CHP’li bir belediye başkanı tarafından yönetilen Hatay’da.
Bu sözler yerel seçimde muhalif adaya oy verecek her şehre gözdağıdır.
hatay'ı bilerek yalnız bıraktıklarını itiraf etmiş, izlerken kanım dondu, adam resmen bize oy vermezseniz hizmet alamazsınız diyo, bu bir siyasi suçtur
Arama kurtarma çalışmaları sırasında da böyle davrandılar. Bu sözler, bir şehrin insanını ölüme mahkum ettiklerinin itirafıdır. Günlerce haykırdık. Yardım istedik. Yardım etmiyorsanız engel olmayın bari dedik. Meğer oturmuş, koca bir şehre nasıl “had bildirilir” onu düşünüyorlarmış. Yardım göndermek yerine, kendi kendimize bulduğumuz yardımları engelleyip “ya biat edersiniz ya da ölürsünüz” diyorlarmış. Depremden sonra insanlar çadır ararken, susuzken, bir ekmeğe dahi ihtiyaç duyarken daha nasıl zulmedebileceklerinin hesabını yapıyorlarmış. Hiç utanmadan, sıkılmadan, rahatsızlık hissetmeden itiraf da ediyorlar. Böyle bir kötülük. Böyle bir insanlık düşmanlığı…