İNSANIN DEĞERİ KİMİN ELİNDE?
Bugün İoanna Kuçuradi’yi kaybettik.
90 yaşını kutlayamadan..
Babamın 45’şinde öldüğünü söylediğimde, “sen iki katı yaşarsın, olur biter!’’ dedi. Gözlerimdeki yaşları sildi. Bir kitap fuarında sırada denk gelmiştim ona. Sene 1997’de..
Bir filozof öldüğünde geriye yalnız kitapları kalmaz.
Bazen bir soru kalır.
Bir insanın değeri kimin elindedir?
Devletin mi? Mahkemenin mi? Çoğunluğun mu? Paranın mı? Gücün mü?
1936’da İstanbul’da doğdu.
İstanbul Üniversitesi’nde felsefe okudu. Nietzsche ve Schopenhauer üzerine çalıştı. Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü kurdu. Ömrünün büyük bölümünü etik, insan hakları ve insanın değeri üzerine düşünmeye adadı.
Ama bunlar özgeçmişidir.
Ben onu o zamanlar iki senelik baba acımı elindeki mendilini ve empatisini genç bir kızla paylaşan bir kadın gözüyle gördüm..
Bir düşünürün gerçek biyografisi, bence neyi dert edindiğinde başlar.
Kuçuradi insanı dert edindi.
Değer başka şeydir, değer yargısı başka.
Bir toplum bir şeyi alkışlıyor diye o şey değerli olmaz.
Çoğunluk doğru buluyor diye doğru olmaz.
İktidarlar, kanunlar, zamanlar ve ahlak anlayışları değişebilir.
Ama insanın değeri çoğunluğun oylamasına bırakılamaz.
Ben hekimim.
Bu yüzden onun düşüncesini en çok hastane koridorlarında anlıyorum.
Bir insan kapıdan girer.
Adı vardır. Çocukları, korkuları, yarım bıraktığı hayatı vardır.
Sonra birkaç dakika içinde başka bir dile çevrilir:
“62 yaşında erkek.”
“Diyabetik.”
“Böbrek yetmezliği.”
“Yatak 14.”
İnsan dosyaya dönüşür.
Etik tam orada başlar!
Dosyanın arkasındaki insanı hâlâ görebiliyor musun?
Çünkü insanı öldürmeden de insanlığından eksiltebilirsiniz.
Aşağılayarak.
Susturarak.
Emeğini ucuzlatarak.
Hastalığını maliyet kalemine, ölümünü istatistiğe çevirerek.
Modern dünyanın cambazlığı bu..İnsanı görünmez kılmak.
Bir iş kazasında on kişi ölür; “10” olur.
Bir savaşta bin çocuk ölür; “1000” olur.
Oysa ölümün matematiği yoktur.
Çünkü ölen tek bir insanın evinde bıraktığı boşluk, onu sevenler için yüzde yüzdür.
Bir toplumun uygarlığını yalnız zenginliğiyle, yollarıyla, binalarıyla ölçemeyiz.
Başka bir ölçü …
İnsanına ne yapt��?
Çocuğuna, kadınına, işçisine, hastasına, yaşlısına, mahkûmuna, göçmenine, kendisine benzemeyene ne yaptı?
Çünkü insan haklarının gerçek sınavı sevdiğimiz insanların haklarını savunmak değildir.
Bizden olmayanın hakkını da hak sayabilmektir.
Bugün ise değer yokluğundan çok değer yargısı bolluğu içinde yaşıyoruz.
Bir fotoğraftan, bir siyasi görüşten, bir kimlikten, bir pasaporttan, bir cümleden insan hakkında hüküm veriyoruz.
Etiket büyüyor.
İnsan küçülüyor.
Kuçuradi’nin bütün felsefesinden bana kalan en sade cümle belki şudur:
Etiketten önce insanı gör.
Bugün İoanna Kuçuradi öldü.
Ağladım epey.
Sevindim de..
Hala insanım…
Ama filozofların tuhaf bir ayrıcalığı var..
Kendileri gider, soruları kalır.
O soru bana miras gibi..
Birbirimizin insanlığını koruyabilecek miyiz?
Çünkü uygarlık bazen büyük bir şey değildir.
Senden daha güçsüz biriyle karşılaştığında gücünü onun aleyhine kullanmamaktır.
Bir hastaya adıyla seslenmektir.
Sevmediğin insanın hakkını da savunabilmektir.
Kalabalık birini taşlarken taşı yere bırakabilmektir.
Ve herkes bir insanı kimliğine, hastalığına, parasına ya da fikrine indirgediğinde:
“Ama o da insan.” diyebilmektir.
O insandı..
İnsanın gittikçe sayıya, etikete ve çıkara dönüştüğü bir çağda bize inatla insanı hatırlattığın için teşekkürler.
Sine Aras Akten
"Dünyadaki kötülüklerin neredeyse tamamı cehaletten kaynaklanır ve iyi niyet, eğer aydınlatılmamışsa, kötülük kadar zarar verebilir.”
Ionna KUÇURADİ anısına
İoanna Kuçuradi’nin adını ilk duyduğumda, 25 yıl önceydi.
2015’te biyografisini yazmak istedim.
Kabul etmedi.
Daha zamanı vardı.
Geçen yıl “Tamam yapalım” dedi ve başladık.
Biyografiyi 90 yaşına kadar “tamamlamayı” istedim.
Planı gösterince
“90’a kadar yaşayacağımı nereden biliyorsun?” dedi.
İki gün vardı 90. yaşına.
Giremedi.
Günlerce, saatlerce, defalarca…
Akla gelen her şeyi konuştuk.
Çok özel sorularda
Beni “fazla meraklı” buldu ama kırmadı.
Yazmamak kaydıyla, cevapladı.
Kitap taslağı tamamdı.
Dört profesör dostu/öğrencisi “Okusun” istedi
Okuyorlardı.
O da Zoe Karelli’nin “Kassandra” şiirinin çevirisini bitirmeye çalışıyordu kitap için.
Yıllarca bu şiiri çevirme konusunda kendini borçlu gördüğünü söylemişti.
Veda etmeden bu borcu ödemek,
sözünü tutmak istiyordu.
Bir gün önce hastane odasında, yanındaydım.
Aklında yine Kassandra vardı.
Kulağıma “Şiiri getir, bir de kalem” diye fısıldayınca…
“Artık Kassandra’yı çevirmeyi düşünmeyin” dedim.
“Benim borcum, ölmezsem, ben çevireceğim” dedi.
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra şeftali istedi ve afiyetle yedi.
O hali, yanından ayrılırken,
bana huzur verdi.
İyi olacağına inandım.
Meğer o an son sahnemizmiş.
Şimdi çok eksiğiz:
“İnsan” için çok çabalayan “iyi insanı” kaybettik.
Artık onu izleri yaşatacak.
Her birini kendi çocuğu gibi sevdiği, onu hiç yalnız bırakmayan öğrencileri / dostları…
Ondan kalan izlerin, dünyamıza ışık tutması dileğiyle… #ioannakucuradi #sevgiyle #saygıyla
Sevgili yurttaşlar,
Aralarında benim de olduğum yüzlerce seçilmiş, siyasetçiler, gazeteciler, sanatçılar sadece siyasi tutumları nedeniyle, haksız hukuksuz biçimde cezaevlerinde tutuluyor.
Bizden tüm yaşananlara razı olmamız, olan biteni talihsizlik sayıp susmamız bekleniyor.
Susmayacağım. Hatay halkı beni, kendisi adına söz söylemem ve hesap sormam için seçti. O görevden vazgeçmeyeceğim.
Artık bıçak kemiğe dayanmıştır.
Meclis’in açıldığı bugün, Hatay halkının gasp edilen temsil hakkını ve emekçilerin, yoksulların, bilcümle halkımızın, adalete aç olanların duyulmayan sesini duyurmak için 24 saatlik açlık grevine başlıyorum.
Bu aynı zamanda, Anayasa’ya uyulması, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması ve görevimi yapmamın önündeki engelin kaldırılması için bir çağrıdır.
Ülkenin sorunlarını kendi sorunu bilen herkesi sesini yükseltmeye çağırıyorum. Bizi kendimizden başkası kurtarmayacak. Haklarımızı, ülkemizi ve geleceğimizi birlikte kazanacağız.
Ş. Can Atalay -Seçilmiş Hatay Milletvekili-
📍X'ten mail gelmiş. Aşağıdaki paylaşımımı, Siber Güvenlik Başkanlığı'nın talebi üzerine erişime engelliyorlarmış. Bu paylaşımda "milli güvenliğe" tehlike oluşturan ne var?
📍Yıllar önce AKP'de Ekonomi İşleri Başkanlığı'nda yardımcılık yapan Erdin Özel'in, fon vurgunu yaptıktan sonra tutuklanmasının fotoromanı neden yasak? https://t.co/gU4Qw6DOIi
Beni, işçilerin grevine destek verdiğim için, işçi katili bir patronun şikayetiyle evimi basarak tutukladılar. 2 ay haksız yere hapis yattım. Beraat edip çıkalı 5 ay oldu, el koydukları telefonumu ve diğer cihazlarımı hala alamadım.
Binlerce insanın birikimine çökerek milyarlarca liralık vurgun yapanlara ise delilleri ortadan kaldırmaları için zaman veriyorlar.
Öyle bir soygun ki, ele geçirdikleri her şeyin dibini bile kazımışlar!
İşte bir örnek daha...
Pusula sayesinde şirket hissesi, halka arz fiyatının %11.600 üzerine çıktı.
Vurgununun öncesinde değeri Turkcell'i, Telekom'u geçti.
On binlerce yatırımcı o hissenin olduğu fona koştu.
Ve şirket ortaklarından sadece birinin kazancı 15 milyar lirayı buldu.
Tezgah çökerken 10 Eylül'de fondan çıkıp 12 milyarını nakde dönüştürdü ve ortadan kayboldu.
TİP heyeti fon vurgunun siyasi ayağını açıklıyor. Çok çok önemli sorular var. TİP Milletvekili Ahmet Şık:
“Sadece Fatma Betül Sayan Kaya'dan ibaret değil, AKP içerisinde, devlet bürokrasisi içerisinde çok fazla isme, ‘danışmanlık’ yaparak bu soygun düzeninin bir parçası ve yurttaşın cebinden çalınan paralarla, gasp edilen paralarla çok büyük servet sahibi olmasını sağlamış kişi Erdin Özel’dir.
Erdin Özel’in daha önce soru önergemizde belirttiğimiz bürokrasi içerisinden birtakım isimlerle de ilişkisi olduğu iddia edilen Hayrettin Koç ile bir ilişkisi var mıdır? Hayrettin Koç'un yine AKP bürokrasisi ve devlet bürokrasisinde kimlerle ilişkide olduğu, bir mafya grubuyla da ilgisi olduğu araştırılabilecek midir?
Hayrettin Koç'un telefon trafiği, HTS kayıtları, bakın İBB soruşturmasında insanların tarlasına kadar kazdılar. Saç teline kadar araştırdılar. Her türlü altı boş iddiaya bir kanıt yaratmak için çok titiz bir soruşturma yürütüldüğünü gördük. Titiz derken bir şey bulabilmek kaygısıyla. Ben aynı titizliğin bu soruşturma için yürütülmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Cumhuriyet tarihinin en büyük soygunudur arkadaşlar bu.
Bakın ısrarla, 100 yıllık Cumhuriyet tarihinin en büyük soygunudur, adresi bellidir ve bunun bir an önce yurttaşa açıklanması bir borçtur. Yurttaş da sesini çıkarmaya devam etmek zorundadır. Dolayısıyla Erdin Özel’in ilişkilerinin irdelenmesi, özellikle Tera Yatırım Fonu'nun yurt dışında vergi cenneti olarak bilinen kimi yerlerde bankası olup olmadığı araştırılmalıdır.”
29.09.26
Sevgili Deniz Göktaş,
Öncelikle tahliyene çok çok sevindim. Beraber bir arada dönme hayalini, bugün haberlerde senden duymak beni çok duygulandırdı ve sevinçten ağlattı.
Şuna güveniyorum;
“Ekmeğin yanında gelen poğaça”nın yarattığı duyguyu anlayacak sayılı kişilerden biriyim :)
Özgür günlerde, bunun muhabbetlnl yapmak istersen ki; ben çok isterim şimdiden söyleyeyim.
Sevgi ve selamlarımla.
Sinem Dedetaş
İçlerinden rastgele birini seçip silkelesen, milyonlar dökülüyor!
Yahşihan Belediyesi'nin eski imar müdürünün de 541 milyon liralık mal varlığı ortaya çıktı.
Düşünün, belediyenin bütçesi 120 milyon lira!
https://t.co/2tZ3DbaOve
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar,
Yarın, 28 Eylül Pazartesi, Çağlayan Adliyesi’nde saat 10:00’da duruşmam var.
88 gün sonra ilk kez kelepçeleneceğim ve araba kornası duyacağım. Kelepçeyi özlemediğim kesin, bakalım araba kornasını özlemiş miyim?
İyiyim. Güneş olmadan da yaşanıyormuş, güneş abartılmış bir balonmuş.
Biraz da cezaevinden havadisler: Sınıf atlama heyecanı var Karatepe’de mahallemize 2 özel jeti olan komşu taşındı. Herkes bir gecede radikal seviyede artan refah seviyesine uygun davranmaya çalışıyor. Ben de buna uygun olarak bu tweette “zengin derdi” sayılacak bir konu seçtim: Cezaevi ve müzik.
“Müziksiz yaşayamam” tipi bir insan hiç olmadım, hatta epey de yaşarım ama “müziksiz 88 gün yaşayamam” tipi bir insanmışım meğer. Rüyalarımdan birinde; tahliye olduğumu fark edince hemen Peyk açıyordum ama Peyk olmayan bir şey çalıyordu. Radyo ve Dream Türk var ama hep Peyk olmayan bir şey çalıyor.
Şimdi övmeye çekiniyorum; TRT 2’yi övdüm, son 1 aydır yok. Radyo 3 sağolsun, Gojira çaldı 1 saat. Böyle mucizevi anlar dışında pek seçenek yok. Bu yüzden bu yaşa kadar ergen inadıyla taşıdığım Türkçe pop alerjimi aşmam gerekti. Bu hafta savunmama hazırlanırken 24 saat boyunca Dream Türk açıktı. Sadece yan komşum Haluk Levent, Mamak Türküsü ya da Haziran’da Ölmek Zor çaldı��ında TV’yi kapatıp avluya çıkıyorum. Kuyu tipinin tek iyi yanı akustiği olabilir.
24 saat Dream Türk izlerseniz 4 kere Ezhel’i görebiliyorsunuz, özledik. Onun dışında Türkçe pop. Girl Band, Boy Band ve Karışık Band salgını var, herkes dikkatli olsun. Kalabalık ortamlara girmeyin, aniden bir koreografinin parçası olabilirsiniz.
Favorilerim:
Eypio & Sibel Can – Kıyamam
Mabel Matiz – Umrumdışı
Hücremde Mabel Matiz’in “Ben büyüttüm boy boy” dansını yaparken infaz koruma memuruna yakalandım. Bir kere de derbi günü MasterChef izlerken yakalanmıştım, iki etti.
Savunma öncesi gündemden uzaklaşmak için seçtiğim bu yumuşak konuyu burada yazdığım bir rap ile bitireyim. Sabah 9’da ekmek dağıtımı oluyor. Haftada birkaç gün de ekmekle birlikte poğaça veriliyor ve kruvasan neşesi yaşanıyor. O günler önce koridorda servis tezgâhının tekerleğinden çıkan sesler yankılanıyor. Sonra dağıtımı yapan memur bozacı gibi bir nağmeyle bağırıyor: “Ekmek ve poğaçaaaa”
(Fuat Ergin tarzı bir flow’la)
Ekmek ve poğaça Vaktimiz bolca Cicibebe olmasa Halimiz n’olcak Menü ful carbo Ne peynir ne yarım kadeh Doluca Haluk, Cem, Özkan, ben D Blok dört yapraklı yonca
Görüşmek üzere.
Başkent Madrid'de 87 yaşındaki kadının, 70 yıldır kirada oturduğu evin kirasını ödeyemeyince polis zoruyla evden çıkarılması İspanyolları meydanlara döktü. Konut krizine karşı ülke genelinde eylemler yapıldı
https://t.co/jm4ysm9YG5
'Müstehcenlik', 'uyuşturucu madde kullanma' ve 'suçtan kaynaklı mal varlığı değerlerini aklama' suçlamalarıyla tutuklanan Manifest grubunun menajeri Tolga Akış'ın uyuşturucu testi negatif çıktı
🔴 Pusula Holding’in özel uçağıyla umreye giden baş vaize ses çıkarmayan Diyanet, Deniz Göktaş’a destek veren imam Yusuf Kılıç hakkında soruşturma başlatmış.
🔴 Bu soruşturma Kılıç’ın onur nişanıdır; tıpkı Zarrab’ın rüşvet teklifini reddeden memur Teoman, Dolmabahçe yalanına ortak olmayı reddeden müezzin Fuat Yıldırım gibi… @kozatv01'de konuştuk...
📌Diyanet'in komedyen Deniz Göktaş’ın gözaltına alınmasına tepki gösteren ve ailesine dayanışma mesajı gönderen imam Yusuf Kılıç’a soruşturma açtığı ortaya çıktı
📌BirGün’ün edindiği bilgilere göre, “Bir imam olarak yanındayım Deniz Kardeşim..." diyen imam Kılıç Ankara’ya çağırıldı ve savunması alındı
TİP Milletvekili Ahmet Şık, fon vurgunu ile ilgili soru önergesi verdi.
Şık şöyle sordu:
"Akın Gürlek, Hasan Doğan, Batuhan Mumcu, Mehmet Ali Çelebi, Hüseyin Emre Sezer, Alper Özbilen gibi isimlerin de kendileri veya yakınları aracılığı ile bu fonun kapalı dönemine dahil oldukları öne sürülmektedir. Bahse konu eylem ve işlemlerin, yatırımcı olduğu öne sürülen bu kimselerin siyasi nüfuzuna dayalı olarak gerçekleştirilmiş olma ihtimali bulunmakta mıdır?"