🇺🇸Kasım 2025'te ABD Büyükelçisi Tom Barrack söylemişti;
🎯"Hedefimiz Türkiye'de Eylül 2026'da Heybeliada Ruhban Okulu'nu yeniden açmak!"
⛪️İki gün önce Patrik Bartholomeos da Yunan gazetesine açıkladı;
✨"Önümüzdeki aylarda Heybeliada Ruhban Okulu'nun bina kompleksindeki kapsamlı yenileme çalışmaları tamamlanacak. Okulun açılışını Eylül 2026'da görkemli bir törenle kutlayacağız."
💡Bizimkilere sorduk, tek kelime cevap vermediler, dünya liderliği böyle bir şey demek ki!
🇬🇷Haberi yine Yunan gazetesi eKathimerini’den öğrendik.
➖Patrik Bartholomeos ve Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün Saray’da görüşmüş.
➖Çok sıcak bir atmosferde gerçekleşen görüşmede;
Eylül 2026'da açılması planlanan Heybeliada Ruhban Okulu konusu ele alınmış.
🇺🇸Tom Barrack’ın açıkladığı plan tıkır tıkır işliyor!
Uyardık, uyarıyoruz!
Ruhban Okulu’nun açılması dini değil, siyasi bir meseledir.
Ekümenik ünvanıyla atılacak imzalar, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal egemenliği ve bölünmez bütünlüğüne karşı kafa tutmaktır!
Sayın Alpuğan’ın sorularını yanıtladığım; Fener Rum Kilisesi’nin Ruhban Okulu meselesi hakkındaki gerçekleri ve tehlikeleri içeren haberi okuyabilirsiniz.
Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğini tehdit eden bu kararlardan bir önce vazgeçilmesi elzemdir.
Köy Enstitüleri, bilinçli bir tercih olan cehalet tarafından yıkıldı.
Köy Enstitüleri Kuvay-ı Milliye gibi millidir. Parlayan bir yıldızdı. Kapatıldı ve bugünlere gelindi.
#köyenstitüleri
EMPERYALİZMİN MONARŞİ HAYRANLIĞI VE 23 NİSAN!
Bu ülkede monarşinin yıkılması, emperyalist devletlerin vatanımızı işgali ile birlikte alevlenen Kurtuluş Savaşı sayesinde mümkün olduğundan, Barrack gibi emperyalistler, ezelden beri o muazzam halk direnişini yöneten Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet Devrimi’ne hınçla dolular.
Bu coğrafyada emperyalizme karşı direnişin tohumları Kurtuluş Savaşı’nda atılıp yeşertildi ve sömürücü devletlere hiç unutamayacakları bir tokat atıldı. Hazmedemedikleri budur!
İstiyorlar ki bu ülkenin başında 1919’da olduğu gibi emperyalizmin kuklasına dönüşmüş bir “padişah” bulunsun, onlar da dayattıkları kapitülasyonlarla halkı rahatça sömürsünler! İşgal edip her bir karışını paylaşmak istedikleri bu ülkede “padişah” her konuda onlarla işbirliği yapsın, Ortadoğu’yu paramparça edip yönetme planlarına dahil olsun!
Tom Barrack'ın tam da 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı’nın öncesinde monarşiyi övmesi, bu sözleri Türkiye Cumhuriyeti’nin bir resmi etkinliğinde dile getirmesi, Barrack’ın haddini fazlasıyla aştığını gösteriyor. Bu çirkin tavırlara yol açan küstahlığı, kendisini “Dünyanın Ağası” sanıp önüne gelene tehdit savuran Trump’tan aldığı cesaretten mi geliyor bilinmez ama bu ülkede çoktan persona non grata (istenmeyen kişi) haline gelmiştir!
Çin'in Haikou şehri belediye başkanının evinde ele geçirilen altınlar.
Yolsuzluk ve rüşvet yolu ile 4,5 milyar dolar servet biriktiren belediye başkanının dairelerinde 13,5 ton altın ve 23 ton nakit para bulundu.
Yolsuzluktan suçlu bulunan Başkan, idam cezasına çarptırıldı.
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
İzleyin - İzletin!
Millî Şehidimiz Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey İngilizlerin talimatı ile 107 yıl önce bugün, 10 Nisan 1919'da idam edildi!
Milli Şehidimiz, Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey; "Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun adalet. Fertler ölür, Türk milleti yaşar!"
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün TBMM'ye teklifi ile "Milli Şehit" kabul edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'i şehit edilişinin yıl dönümünde saygıyla, minnetle ve rahmetle anıyoruz.
Aziz ruhu şâd olsun.
Emekli Kurmay Albay Sn. Ümit Yalım, 27 Şubat günü Fener Rum Kilisesi hakkında suç duyurusunda bulundu.
Türk adaları ve kayalıklarını işgal eden, Ruhban Okulu’nu yasadışı faaliyetlerle yürüten Fener Rum Kilisesi topraklarımızı terk etmelidir!
Sn. Yalım’ın Basın Açıklaması:
“Değerli Basın Mensupları,
Ege Denizi’nde Türkiye Cumhuriyeti’ne ait 5 Türk Adası’nı Yunanistan ile birlikte işgal eden Fener Rum Kilisesi ve papazları hakkında bugün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduk. Savcılıktan, başta Başpapaz Bartholomeos olmak üzere toplam 267 papaz hakkında soruşturma açılmasını talep ettik.
Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olan ve Aydın İl sınırları içinde bulunan Eşek (Agathonisi), Marathi, Nergizçik (Arkios) ve Bulamaç (Farmakonisi) adaları ile Muğla İl sınırları içinde bulunan Koçbaba (Levitha) Adası, Yunanistan ile birlikte Başpapaz Bartholomeos ve Fener Rum Kilisesi’nin işgali altındadır. Adalarımızda Yunan ve Bizans bayrakları dalgalanmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin toprakları Yunanistan’ın egemenliği altına konulmuş, Türkiye’nin Ege Denizi’ndeki adalarının batısından geçen siyasi sınırları değiştirilmiştir.
Lozan Konferansı’nda, Fener Rum Kilisesi’nin siyasi ve idari faaliyetlerde bulunmamak şartıyla İstanbul’da ikamet etmesine müsaade edilmiştir. Fener Rum Kilisesi’nin Yunanistan ile birlikte Türk adalarını işgal etmesi, Türkiye’nin siyasi sınırlarını değiştirmesi, ekümeniklik faaliyetleri ve Ukrayna’ya Bağımsızlık Belgesi (Otosefali) vermesi siyasi ve idari faaliyetlerdir.
Mevcut durum itibarıyla Lozan’daki mutabakatı ihlal eden ve suç işleyen Fener Rum Kilisesi, İstanbul’da ikamet etme hakkını kaybetmiştir. Fener Rum Kilisesi Aynoroz’a taşınmalıdır. Heybeliada Ruhban Okulu, 2012’den beri kaçak olarak eğitim yapıyor. Ruhban Okulu’nda icra edilen Erasmus programına, değişik Yunan Üniversitelerinden gelen üniversite öğrencileri katılıyor. Ruhban Okulu, diğer özel okullar ile birlikte 1971’de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmıştır. Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan ve kaçak olarak çalışan Ruhban Okulu’nun resmi olarak açılması mümkün değildir.
Mevcut durum itibarıyla Ege Denizi’nde 20 Türk Adası ve 2 Türk Kayalığı Yunan işgali altındadır. Adalarımızda 15 Yunan Askeri Üssü mevcut olup adalarımıza 7 bin Yunan askeri ve 10 bin Yunan vatandaşı yerleştirilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman ve IV. Mehmet döneminde fethedilen, Balkan Savaşında bile işgal edilmeyen, 1923 Lozan Antlaşması ile Türkiye’nin egemenliğinde kalan ve 500 yıldır Türk egemenliğinde olan adalar, Yunanistan tarafından işgal edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti 2004’den beri tam 22 yıldır Yunan işgali altındadır. Son Yunan askeri adalarımızı terk edinceye kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarına sahip çıkmaya devam edeceğiz. Tüm Siyasi Partileri, Sivil Toplum Kuruluşlarını ve 86 milyonluk Türk Milletini Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarına sahip çıkmaya davet ediyoruz.”
🇹🇷
Bu videoyu; memleketini seven, ülkenin gidişatından kaygı duyan herkesin -dört dakikasını ayırıp- izlemesini isterdim.
Gelmiş geçmiş tüm sıkınlarımızın ana sebebini açıklıyor.
CHP Antalya Muratpaşa Belediye Başkanı Av. Ümit Uysal'ın bütün konuşmaları çok değerli. Bir kaç tanesini paylaşmıştım.
Bunu tekraren paylaştım.
Türk milletinin örnek almasına zorlanan aydınlar(!) ekümeniklik meselesini bulandırmaktadır.
İlber Ortaylı’nın geçtiğimiz günlerde CNN’de Hakan Çelik adlı kişiye yaptığı açıklamalar, tarihçi kimliğine ve sahip olduğu ünvanlara yakışmasa da şaşırtıcı değildi.
Fener Rum Kilisesi’nin Türkiye Cumhuriyeti’nden toprak talebine kadar gidecek ekümeniklik ve ruhban okulu meseleleri dini değil siyasidir.
Bunu “tarihi gerçek” diye pazarlayan tarihçiler Türk halkına yanıltıcı bilgiler vermektedir. Bunun cehalet olmadığını bildiğimize göre, atılan adımların siyasi propaganda olduğu açıktır.
Dönemin ruhuna göre şekil alanlar aydın olamaz. Aydın, topluma gerçekleri haykıran; dürüstlük ve omurgadan taviz vermeyendir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin hukukuna aykırı adımları Yargıtay kararıyla onanmış bir kurumu, Türk milletine saygı duyduğunu iddia ederek pazarlamaya çalışmak garabet bir propagandadır.
Fener Rum Kilisesi, gittiği her yerde hukukumuza aykırı bir şekilde “Yeni Roma ve Konstantipol’ün ekümenik patriği” ünvanını kullanırken, Sayın Ortaylı hangi hukuki gerekçelere dayanarak başpapazın yasalarımıza saygı duyduğunu iddia etmektedir?
Böylesine garabet açıklamalar ve iddialar, son zamanlarda yaşanılan akıl tutulması süreçlere destek olmaktan başka bir şey değildir.
Kendine yakışan omurgayı gösteren herkese teşekkür ederiz.
Önümüzde çözüm olarak bekleyen Atatürk'ün 6 OK ilkelerini 12 Ekim 2025 Pazar günü adım adım ortaya sermeye başlayacağız. Bizi tanımayanlarla tanışacağız.
12 Ekim Pazar’ı unutmayın, hep birlikte olalım.