AYM önünde emekliler onurlu bir yaşam için eylemleriyle mücadele ederken, bir emekli memur “Açım, geçinemiyorum” diyerek hayatına son veriyor!
2. Yüzyıl Türkiye’si… Avrupa hâlâ bizi kıskanıyor mu acaba?
Kızları bu gece babalarının soğuk bedeniyle son kez vedalaşıyor. Siz hiçbir şey olmamış gibi evlatlarınıza sarılıp nasıl uyuyorsunuz? Vicdanınız hâlâ susuyor mu?
Yazar kasayı aylarca haber yapanlar, bugün emeklinin ölümüne neden sessizsiniz?
Kuzuların sessizliği üzerinizde kalsın! Bu ahın vebali boynunuzda olsun.
Emekliye kaynak yok ama itibardan tasarruf olmaz, değil mi?
İşte 2. Yüzyıl Türkiye’si: Emekli, hakkı olan insanca yaşam için meydanlarda eylem yapıyor; geçinemeyen bir emekli ise artık hayattan kopuyor!
Yaşamaktan vazgeçmeye kadar gelen onurlu yaşam mücadelesi !
#Vazgeçtim
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
📍Şimdi bir avukat ve hukukçu olarak insanın şerefine uzanan büyük bir iftirayı çürüteceğim.
Hırsızlık, casusluk, örgüt tutmadı. Şimdi de Portekizli model Tessy Ramos Correia çıktı. Madde madde çürüteceğim:
1– “Antalya’da bir gemide” diyor. Üşenmedim tek tek 2021 yılı Haziran ve Ağustos sonuna kadar tüm açık kaynağı taradım. İmamoğlu o tarihlerde Antalya’da hiç bulunmamış.
Bulunduğu şehirler şunlar: Düzce, Malatya, Kırşehir, Ankara, Muğla/Bodrum, Adıyaman/Gölbaşı.
2– “2021 yılı yaz aylarından biri” diyor. O kadar muğlak ki. Gün vermiyor. Aksi ispatlanacak bir tarih vermiyor. ‘Aylardan birinden bir gün’ diyor. İftira atmak bu kadar kolay işte!
3– Tutuklandığı esnada itirafçı değil. Cezaevindeyken itirafçı oluyor. İlkin yok diyor, sonra var diyor. Hangi ifadeye güveneceksiniz?
Bu yalan ve iftirayı yaymalarının bence en büyük amacı muhafazakar ve dindar insanlarda İmamoğlu’na olan güveni bitirmek.
Unutmayın: Müslüman evli bir adamın namusuna iftira atmaz!
Anne ve babalar duysun! Ülkemizde 1’000’000 üzerinde hayvancılık işletmesi var ve sadece 1300 civarında Brusella ve Verem olmadığı test edilmiş işletme mevcut. Gıda güvenliği hiç öncelenmiyor. Videonun sonuna doğru bazı ürünlerin fiyatlarına da değiniyorum. İyi seyirler
tutuklu imar müdürü ramazan gülten maddi açıdan zor durumda imiş, otomobilin kredisini ödeyemeyince satmışlar, bu arada bebekleri dünyaya gelmiş, hiç gelirleri yokmuş, müjde kuşu adında bir çocuk kitabı yazmış, eşi resimlerini çizmiş. dayanışma için alalım, aldıralım
Bu darbe CHP’nin meselesi değildir.
Mesele milletin meselesidir!
Bu akşam, ülkesini seven herkesi direnmeye, tarihi yeniden yazmaya davet ediyorum!
CHP Genel Merkezi | 20.30
1) iki gün önce çarşamba günü Garanti bankasına ait bir Atm’ye para yatırırken hem kartımı yuttu ,hemde paramı ben bir bankacı olarak eskiden atm’ler direk şubelere bağlıydı ve müşterinin işi direk çözümlenirdi.
@GarantiBBVA@GarantiyeSor
3) call center arıyorsun ordakiler bir kalıp ezberlemiş robot gibiler.Müşterinin o kızgınlığını yatıştıracak çözümcü bir dille yanaşmıyorlar. Ve bir günde atm açıldıktan sonra açığa çıkacak bir fazla paranın 3 ile 7 gün içinde yatacağını duyuyorum bu müşterinin parasını
2) şimdi Atm’keri genel merkeze bağladığınız için müşteri mağdur ediyorsunuz. Şubeler mağdur olan müşteriye biz ilgilenmiyoruz diyor işi içinden çıkıyor.Müşteriyi ortada bırakıyorlar.
Ayazağa'da mülkiyet ve imar sorunu...
CHP Sarıyer İlçe Başkanı Mehmet Kubat: Valiliğe, Bakanlığa birlikte gidelim, halkın mağduriyetini hep beraber çözelim
https://t.co/0wy6PP7NCi
Yer altında ekmek için emeği için direnenler var.
Yer üstünde sessiz kalanlardan olmayalım.
Orada olamıyorsanız da,
imkânın kadar omuz ver.
Bir destek, bir paylaşımla büyür bu ses.
Onlar direniyor, bizlerde bu onurlu mücadeleye sahip çıkalım.. #Yanınızdayım@bagimsizmadenis
#MadencininHakkınıVer
#MadencininEliniTut 🤝
Geç gelen adalet ,adalet değildir...Bu hikayeden de kahraman değil ancak kurumların nasıl bu hale geldiği ve daha nice faili meçhul olayların kapatılmaya çalışıldığı sorgulanır.. Daha nelere şahit olacağız !
Devletin varlık sebebi açıktır: Çocukların ve kadınların güvenliğini sağlamak. Bu bir tercih değil, tartışmaya açık bir konu hiç değildir.
Bugün ise gerçekler ağırdır. Okulların güvenliği tartışma konusudur. Çocuklar korunması gereken yerlerde hayatlarını kaybetmekte, gençler eğitim hayatlarında şiddetin ve karanlık zihniyetlerin gölgesinde kalmaktadır. Kadınlar, en temel hakları olan yaşam hakkı için hâlâ mücadele etmek zorunda bırakılmaktadır.
Asıl sorun ise yaşananlardan sonra ortaya çıkmaktadır. Sorumluluğun açıkça üstlenilmesi gereken yerde suskunluk hâkimdir. Şeffaflık olması gereken yerde belirsizlik vardır. Hesap verilebilirlik gecikmekte, geciktikçe güven zedelenmektedir.
Unutulmamalıdır: Geciken adalet, adalet değildir. Görmezden gelinen her ihmal, üstü örtülen her gerçek, yarının daha büyük acılarına kapı aralar. Bu sadece bir yönetim sorunu değil, doğrudan toplumun vicdanını ilgilendiren bir meseledir.
Bu millet evlatlarını korunsun diye devlete emanet eder. Bu emanetin zedelenmesi, sadece bir kayıp değil; toplumsal güvenin sarsılmasıdır. Kadınların hayatta kalmak için mücadele etmek zorunda bırakıldığı bir düzen, kabul edilebilir değildir.
Beklenti nettir:
Sorumluluk alınmalıdır.
Şeffaflık sağlanmalıdır.
Adalet gecikmeden tesis edilmelidir.
Çünkü hiçbir makam, hiçbir yetki, hesap vermenin üstünde değildir.
O sessiz acılar birikir, büyür ve bir gün toplumun vicdanında derin bir sorgulamaya dönüşür. Bu sorgulama görmezden gelinemez.
Unutulmamalıdır ki bu dünya fanidir. Ne güç kalıcıdır ne makam. Bugün yetki sahibi olanlar, yarın tarihin ve vicdanların karşısında yerini alacaktır.
Bu nedenle yetki, sorumluluktan kaçmak için değil; adaleti sağlamak için kullanılmalıdır. Aksi hâlde yalnızca güven değil, gelecek de kaybedilir.
Ve herkes bilmelidir: Vicdanın da, adaletin de er ya da geç tecelli eden bir terazisi vardır.
Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın iş dünyası ve siyasetteki birikimi kuşkusuz tartışma dışıdır. Ancak, kamuoyuna mal olmuş, evli ve çocuk sahibi bir şahsın sergilediği bu sorumsuz tavır asla kabul edilemez. Bu durum, başta Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında hiçbir karşılık beklemeden, yalnızca partimizin iktidarı ve ülkemizin aydınlık geleceği için canla başla mücadele eden kadınların emeğine yönelik açık bir saygısızlıktır.
Mevcut tablo, 'özel hayat' kavramının arkasına sığınılarak geçiştirilemeyecek kadar ciddidir. Kimsenin ahlak bekçiliği yapma gibi bir gayesi yoktur; fakat evli bir bireyin sergilediği bu tür davranışlar, bireysel alanın sınırlarını aşarak toplumsal sorumlulukla doğrudan temas eder. Şayet söz konusu kişi bekar ya da hukuken ayrılmış olsaydı, konu elbette farklı bir zeminde değerlendirilirdi. Ancak bugünkü manzara; kişinin kendi ailesine, eşine ve çocuklarına karşı gösterdiği bir sorumsuzluk olduğu kadar; Partimize karşı yürütülen siyasi operasyonlar devam ederken, Başta Sayın Genel Başkanımızın, parti kurullarımızın ve her bir üyemizin büyük fedakarlıklarla ördüğü mücadeleye karşı da ağır bir haksızlıktır.
2009 yılından bu yana partimizin çeşitli kademelerinde onurla görev almış bir kadın olarak; partimizin Yüksek Disiplin Kurulumuzu, tarihsel sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyorum. Türkiye’nin 81 ilinde ve 973 ilçesinde özveriyle emek veren kadın yol arkadaşlarımızın hukukunu korumak adına, kamuoyuna yönelik açık, net ve vicdanları rahatlatacak bir açıklama yapılmasını talep ediyorum.
Yer: Esenyurt İlçemiz Örnek Mahallesi. Tıkalı atık su kanalına müdahale eden ekibimizin karşılaştığı manzara… muayene bacamız parke taşlarıyla doldurulmuş… Amaç belli; İSKİ zor durumda kalsın… Altyapımızı korumak hepimizin görevi…
ABC Gazetesi’ndeki ilgili haberime burada ulaşabilirsiniz.
“Türkiye’nin dış politikada yeniden öngörülebilirliğe ve kurumsal akla ihtiyacı var”
https://t.co/kw5dtjbwPe