@AyhanBarut01 Şu gerekçelerle hayır diyorsanız, yanınızda oturan yol arkadaşlarınızı da bunlarla itham edersiniz. Bu yasa size göre nerdeyse bir ihanet yasası, yol arkadaşlarınız hain mi? Bu hamasete gerek var mı sayın vekil? Hayır kararınızı daha olgun, yapıcı bir üslupla anlatsaydınız keşke.
@orhanssumer Sayın vekil ben sizin evet oyu vereceğinizi düşünmüştüm. Geldiğiniz kent ve vicdanınız size nasıl bu kararı verdirdi doğrusu hayır oyunuza şaşırdım.
Akparti bir şekilde muhalefeti dağıttı, bir yandan operasyonlar bir yandan süreç ile içerdeki demokratik birlikteliği de güven bunalımına soktu. Aslında şu aşamada istediğini aldı. Sürece ihtiyacı kalmadı gibi ama dış faktörler ve Kürt sermaye dinamiği süreci ittirecektir.
Türkçü kesim, evet dediği için Özgür Özel’i ‘terör destekçisi’ olmakla, ulusalcı kesim ‘Atatürk düşmanlarının kuyrukçusu’ olmakla itham ediyor. Kimi kürt hesaplar ise tüm gruba evet verdirmediği için barış düşmanı olmakla suçluyor. Sosyal demokratlar ise sessizce izliyor.
Tv kanalların çerçeve yasayı ele alışı şöyle; İktidara yakın kanalların pek umrunda değil gibi, gösterenler de bölgesel güç olmak üzerinden ele alıyor. Ortada görünen 1-2 kanalda Özgür Özel eleştiriliyor hep. Sözcü tv sürece karşı, Halk tv sürece olumlu ama ortada yayın yapıyor.
Ama genel olarak konuşulan ve yanlış yaptığı söylenen Yeni parti hep, tuhaf. Sürecin gidişatı, yasanın içeriği, geleceği hükümetin yapıp yapmadıkları hiç konuşulmuyor. Geçmiş olsun Yeni parti bu mevzunun günahı da sana yazıyor.
Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in açtığı yeni siyaset yoluna, büyük mücadelesine ve liderliğine inanıyor; bütün uyarıları ile ortaya koyduğu üstün kararlılığı yürekten destekliyorum. Bugün aldığı kararın altına imzamı atıyorum.
@rojhattunc11___ Yeni parti yönetimi evet diyeceğini söyledi, milletvekillerini zaten bağlayamaz, Chp’de zamanında dokunulmazlıkla ilgili de aynı şey oldu yarı fire vermişlerdi. Özgür Özel’in konuşma içeriği, yaklaşımı gayet iyiydi, süreci yürütenlerin çok ilerisinde bir konuşma yaptı bence.
Çerçeve yasaya karşı algısıyla, milliyetçi kimseler tarafından beğenilecek. Öte yandan Kürt sorununun var olduğu, toplumsal mutabakat ve demokrasi ile çözüleceği, silahların susarak kimsenin kimliğinden dolayı ayrıştırılmadığı eşit yurttaşlık ifadeleri kabul ediliyorsa ne mutlu.
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
@derdogantc@sureyyaoderici@KivancOnder Tercihim böyle densizce yazanlara cevap vermemek, yorumumu silip saygısız üsluplarla uğraşmadan akıştan çekilmek doğrusu. Mv yeminini yazıp hayır diyeceğim demiş, bu bir gerekçe değil ki. Genel kabulleri teknik konulara sebep yaparsanız insanlar sorar tabi, bu vatan hepimizin.
Elbette olabilir ama burada durum çok ortada değil gibi. Gri alandan ziyade siyah ve beyaz renklerin birine çok çok daha yakın görünüyor. Nerden baktığınıza göre, siyah ya da beyaz. Siyah da bir felaket değil elbet bazen koşullar bunu önüne getirir ve sen de öyle devam edersin .
Belli ki süreci yürüten akıl başka bir oyun kuruyor. Yasal zeminde siyaset yapan ile direkt silahlı yapı içinde olanı aynı paketin içinde tutarak ilerlemek istiyor.
Çerçeve yasaya gelmeden; mevcut mahkeme kararları ile zaten serbest olması gereken bir sürü insan hapiste ya da yurt dışında. Örneğin Demirtaş, mevcut hukukla zaten dışarıda olmalı ama kim uyguluyor? En azından buralardan başlansa, bir normalleşme olsa daha sağlıklı olmaz mıydı?
Bir zamanlar Sava alırdım Carrefour’dan, o dönem benim için fiyat performans bir şaraptı. Üreticisi yerli, buralarda X hesabı olan bir hanımefendiydi. Çok da tatliş bir insandır, sık sık kampanya yaparlardı, zamları hep geciktirirlerdi. Bir dönem kapanıyor, üzücü :/
süreç şöyle işliyor:
bir kişi yemek paralarını cebe indiriyor. belediye açığa alıyor, beşikçioğlu suç duyurusunda bulunuyor.
sonra bu kişi etkin pişmanlıktan yararlanıp beşikçioğlu aleyhine ifadeler veriyor.
üstelik ikinci ifadesi beşikçioğlu gözaltına alındıktan 1 gün sonra.
CNN'nin anketine göre her 3 Demokrat seçmenden 1'i artık kendisini "demokratik sosyalist" olarak tanımlıyor.
Size Çarşamba sabahı Amerika'dan devrim niteliğinde seçim sonuç haberleri verebilirim.
Her kurulan sandıkta inanılmaz isimler çıkıyor.
Siyasetin ezberleri değişiyor.
@mahir_gra2 Dem geleneğinin mücadeleci kimliği, bedel veren binlerce insanın asla geri adım atmaması bir gerçek. Fakat CHP/Yeni ile Dem’i aynı kategorik mukayese içine almak baştan doğru değil zaten. Siyasette tuttukları alan ve hedef büyüklükleri itibari ile gördükleri baskı çok çok farklı.