@neslizagli Sevgili Arsız Ölüm bende, “Herkes bu kitabı okusun” Dirmit ise “Herkes bu oyunu izlesin” duygusu uyandırıyor. Yazarla tanışmak gerçekten “en anlamlı tanışma”
@keskinrasit Ben de yaklaşık on yıldır beğendiğim bir yazarın birkaç kitabını arka arkaya okumayı tercih ediyorum. Böylece diline, üslubuna ve dünyasına daha çok aşina olurken, zaman içindeki değişimini de görmüş oluyorum. Yönetmenlerde de aynı şeyi yapmaya çalışıyorum.
@Acarogullari10@banabirumuz Yorum metnin sadece görünen kabuğunu değil; altındaki o varoluşçu isyanı ve gizli teolojik çekirdeği çok iyi yakalamış. Harika bir metin, kaleminize sağlık.
Klasik bir edebi motifi, psikolojik bir tahlille güçlü şekilde birleştiren çok başarılı bir metin veee @banabirumuz un yorumu
"…ve Tanrı'ya olan kırgınlığımız bu yazının özünde saklıdır."
Muazzam bir okuma...
Binbir Gece Masalları’ndaki "Balıkçı ve Cin" hikâyesinde, denize atılan bir küpe hapsedilen cin, ilk yüz yıl boyunca kendisini kurtaracak kişiyi dünyanın en zengini yapmaya yemin eder. İkinci yüz yılda yeryüzünün tüm hazinelerini açacağına, üçüncü yüz yılda ise onu kurtaranın üç dileğini yerine getireceğine söz verir. Dört yüz yılın sonunda cinin umutsuzluğu derin bir nefrete dönüşür ve yeni bir yemin eder: "Bundan sonra beni kim kurtarırsa, onu hemen öldüreceğim." Ancak asırlar geçer ve kimse gelmez. Sonunda yoksul bir balıkçı onu denizden çıkarıp özgürlüğüne kavuşturduğunda, cin ona teşekkür etmek yerine gerçekten de canını almak ister.
İnsan ruhu da uzun süren bekleyişlerde benzer bir çürümeyi yaşar. Çok istenen bir sevgi, bir destek veya bir adalet zamanında gelmediğinde; umut önce hayal kırıklığına, ardından da derin bir öfkeye dönüşür. Bekleyiş haddinden fazla uzadığında, kişinin içindeki heves tamamen tükenir ve en nihayetinde gelen o müdahale hiçbir anlam ifade etmez. Vaktinde uzatılmayan bir el, sadece değerini yitirmekle kalmaz; çok geç geldiği için kişide minnetten ziyade sadece tahammülsüzlük ve öfke uyandırır. İhtiyaç duyulan o an esirgenen her şey, iş işten geçtikten sonra sunulduğunda bir armağan değil sadece bir yüktür.
Kitaplığın arkasında, diğer kitapların arasında unutulmuş... Üzerinde 30 TL yazıyor, hangi yıl aldığımı bile hatırlamıyorum. Hasan Ali Toptaş’ı ilk defa okuyacağım. Bu akşam “Kuşlar Yasına Gider” ile başlıyorum.
@CinnamonChuck 1990’ların sonlarında, Damızlık Kızın Öyküsü’nün yeni baskısı olmadığı için kitaba ulaşmak neredeyse imkânsızdı. Yazıları küçük ve net olmayan fotokopi bir nüshadan okumayı denedim ama olmadı…
Paylaşımınız bana bu kitabı yeniden hatırlattı.
Keyifli okumalar.
Antichrist… İzlemesi zor ve sert bir film. Film ilerledikçe cinsellik, psikolojik şiddet ve fiziksel şiddet giderek daha fazla rahatsız ediyor. Metaforlar ve güçlü imgelerle örülü anlatımı, siyah beyaz görüntüleri, operatik müziği, neredeyse zamandan kopmuş atmosferi ve Charlotte Gainsbourg’un etkileyici performansıyla sarsıcı bir sinema deneyimi yaşatıyor. Film bittiğinde huzursuz ve tükenmiş hissediyorsunuz.
Nazan Bekiroğlu’nun Nar Ağacı, yer yer ağdalı dili ve uzun tasvirlerine rağmen akıp giden bir kitap. Sadece bir aşk hikâyesi anlatmıyor, tarihin en büyük trajedilerinden birinin acısını da taşıyor. Sarsıyor… kalbinizi sızlatıyor…
Savaşın kazananı yok, sadece yitip giden hayatlar var.
“Unutmak bu lisanda kaç hece.”
Seyircisini manipüle etmeyen, ona ne hissedeceğini söylemeyen bir film. Uzayıp giden yollar, araba farları, akan zaman, muazzam imgeler…Saf bir Anadolu atmosferiyle sizi çepeçevre kuşatıyor.
Belki birileri daha keşfeder ve izler diye…
#BirZamanlarAnadoluda#NuriBilgeCeylan #Sinema
@TanyeriMustafa İş yerinden eve tuvalet kağıdı getirmek hırsızlıktır! Cimrilik, rahatsız edici olabilir, ilişkilerde sorun çıkarabilir ama kendi parası üzerindeki tasarrufudur, harcamamayı seçebilir.
@onderseren Bir de kapıyı tutunca elini bile uzatmadan, sanki görevinmiş gibi geçip gidenler var. Şeytan bazen “bırak kapıyı” diyor; tutabiliyorsa tutsun, tutamıyorsa da suratının ortasına çarpsın. Neyse ki nezaketli olmayı başkaları için değil, kendim için seçiyorum.
@akifhut Başlangıçtaki tepkiler insani ve anlaşılabilir olsa da, devamında gelen jest ve hareketler bilinçli bir provokasyona dönüşerek sportmenliğe aykırı hâle geliyor. Profesyonel bir sporcu, haksızlığa uğradığında bile çizgiyi koruyabilmeli.
@BrianRo88242805@TheTennisLetter There may have always been players in tennis history who pushed boundaries, but that does not justify labeling unprofessional behavior as “courage” or admiring it. What deserves admiration is the professional composure that maintains boundaries under pressure.