@Adams35019058@KARATAS01453 Davarlık, kime ata diyeceğini bilemeyen, sözde cumhuriyet ilkeleri ile halüsinasyon fanusuna hapsedilen, cehaleti meziyet, inkarı terakki sanan sizin gibi sığ zavallılara yakışır.
Evet Vancouver BC Kanada'da bir haftayı geride bıraktık. 12 saatten fazla süren uçak yolculuğundan kalan yorgunluk ve bozulan metabolik dengemi ancak toparlayabildim. Eğer insan, sadece et, kemik, haz ve neş'enin varlık sahasına taşıdığı bir mahlûk olsaydı, farklı ortamlara uyum sağlaması bir mesel olmazdı. Hatta öyle ki, kendi katında İslamı "Din" olarak seçen Allah CC, bu dini, yeşilliklerin her yere hakim olduğu, tabiat cenneti bu topraklar yerine ot bitmez kuru çöllere indirmezdi. İşte buradaki nüans, insanın ancak mahiyetine dair tefekkür iştiyakı ile anlayabileceği bir husustur. Bu minvalden bakıldığında bizleri kuşatan şartların zahiri ve batıni izdüşümlerini iyi idrâk etmeli, bizleri kuşatan yorucu şartların aslında sahip olduğunuz "kul" olma zenginliğinin bir ambalajı olduğunu bilmeliyiz.
@MarioNawfal@NedretErsanel Most likely, the content of the news article comes from the US State Department. It is nothing short of a tragicomic endeavor for this ministry, which still doesn't understand that Turks and Pakistanis are not Arabs, to impose its order on the world under the guise of peace.
DEM'in bu kararı, beklenen bir karardır. Zira bu parti, her ülkenin ictimai bütünlüğünde var olabilecek kırılganlıklar gibi ülkemiz açısından bizde de bulunan bazı kırılganlıkların üstüne oynamayı amaç edinmiş bir siyasi saldırı aparatıdır. DEM bu hususiyeti ve varlığı ile ülke bütünlüğüne tehdit, milletimizin bekaâ hassasiyetine düşmandır. Bu tespit doğrultusunda bu siyasi saldırı aparatı ictimâi yapımızdan siyasi ve hukuki bir mastektomi ile kazınmalı, DEM'in yanında siyasi yelpazenin ayrı uçlarında yer alan nifâk ve fitne kaynağı sözde siyasi oluşumlarda bu operasyona dahil edilmelidir. Bu düşüncem anti-demokratik değerlendirilebilir. Ben de bu değerlendirmeye memnuniyetle katılırım. Benim için batı normları ile bize dayatılmış "İnsan hakları ve demokrasi" kavramları içeriklerini, katledilen milyonların kanları ile oluşan nehirde kaybetmişlerdir. Hala muassır medeniyet ülküsü ile Batı'yı işaret eden yoz zihinlere, insanlığın kurtuluşuna ilişkin tek çıkar yolun adil bir düzen inşaası olduğunu ve bunun yakın bir gelecekte gerçekleşeceğini hatırlatmak isterim.
Hunların, MS 350 li yıllarda başlayan vizyoner hakanları ile Avrupa içlerine akınları sonucu Avrupa tarihini çok ciddi manada değişmiştir. Hatta (Batı) Roma imparatorluğu varlığını tehdit eden bu akınların neticesinde Hun Hakanı Attila tarafından MS 451 yılında Roma'yı kuşatarak, Roma İmparatorluğunu vergiye bağlamıştır. Bu seferi öncesi Attila, Roma Ordularının Komutanı Aetius, ne kadar Hun karşıtı grup, kabile, devletçik ve diğer ne kadar geride kalan varsa Hunlara karşı bunları kendi komutanlığında ittifâk ettirerek,0 Attila'nın karşısına diker. Attila savaş öncesi askerlerine bir nutuk çeker. Bu konuşmada Attila "Düşmanımız birleşmiş kuvvetlerden oluşmaktadır. Bize karşı birleşmelerinin nedeni, bizden korkularından kaynaklanmaktadır. Bizleri zafere taşıyacak olanda onların bu korkusudur." 451 yılının Haziran ayının son günleriydi, Attila'nın bu sözleri askerlerin kulağına çalındığında. 1575 yıl sonra Attila'nın aynı sözleri hala kulağımızda çınlıyor ve çınlamalı.
Kanada ve ABD ortaklığında yapılacak 2026 Dünya Kupası heyecanı, burada şehrin çeşitli yerlerinde tertiplenen gösterilerle köpürtülmeye çalışılsa da insanlar nezdinde yeterli ilgiyi çekmemiş olduğu belirtiliyor. Zira ABD, dünya futbolunun marka değeri yüksek takımlarını kendinde, bu değerin daha az olduğu "kenar" takımlarını da Kanada'ya pasladığı düşünenler bu ilgisizliğin sebebi böyle tespit ediyorlar. Bana gelince: maalesef biz TUR maçından bir gün önce dönüyoruz. Merak edenler için söyleyeyim bilet fiyatları CAD340.
Kızımın mezuniyet törenine katılmak için Vancouver BC'deyim. Bundan 38 yıl önce Portland State'de yüksek lisans yaparken, gelip görmek istediğim bir yerdi, Vancouver. Fakat nasib olmamıştı. Şimdi ise o zihnimdeki Vancouver'dan çok fazla birşey kalmamış. Zira Çinli göçmenlerin muazzam sayıları şehre kendi dilleri (Mandarin Chinese) dikte edecek kadar bir baskı grubu oluşturmuş. Çinlileri ise Hindli göçmenler takip etmekte. Türkler de dikkate değer bir sayıya ulaşmış. Hatta GS formalı bir şahsı sahilde spor yaparken gördüm geçen gün. Tabii olarak bu kadar çok göçmen çeken bir yerleşim yeri olarak Vancouver da hummalı bir inşaat faaliyetini görmemek için kör olmak lazım. 40, 60 katlı gökdelenlere tıkılan insancıklar ve yeni hayat hayâlleri insanı mahiyetini idrâkten uzaklaştırmaktadır. Ölmemek için yaşamaktan, ölmeyecek gibi yaşamaya evrilen bu tutku, insanın en çetin meselesidir. Güney Doğu Asya'nın egzotik meyvelerini Costco'da yok parasına (Vancouverlılar için) almak, Çin'in muazzam üretim gücünün ürünlerini market raflarında üç kuruşa fiyatlandığını, Otomobil konusunda bu kadar engin seçeneğin erişilebilir fiyatlanması insanlara cazip gelebilir. Ama Vancouver'da hayatın bu kadar ucuz olmasını sağlayanın Asya bahçelerinde ürün hasadı yapan milyonlarların karın tokluğunda çalışması veya ülkemizde olduğu gibi bir araç almak için dört aracın maliyetinin sırtlanılması gerekmektedir. Bunlar Vancouver temiz şehir görüntüsünün nazara gelmeyen hususiyetleridir. Dünya inşaallah bu vahşi kapitalist düzeni de geride bırakacaktır. Zira mahiyetinden uzaklaşan insan şüphesiz ki, sonunda Yaratıcı'sı ile buluşacaktır.
Tabii haklı bir kapitalizm eleştirisinin yanında Vancouver şehir yöneticilerine de haklarını tesli m edelim. Zira inşaatların sahip olduğu kalite standartı görsellerden görüleceği üzere st düzey. Bu sadece taahhüd hizmetlerinin firma bazında titizliğinden değil, aynı zamanda şehrin imarını projelendiren, ergonomik standartlar doğrultusunda denetleyen kamu gücünün de bir eseridir. Ben en azından vizyon sahibi taahhüd şirketlerinin buraları yerinde incelemesini şiddetle tavsiye ederim.
Kızımın mezuniyet törenine katılmak için Vancouver BC'deyim. Bundan 38 yıl önce Portland State'de yüksek lisans yaparken, gelip görmek istediğim bir yerdi, Vancouver. Fakat nasib olmamıştı. Şimdi ise o zihnimdeki Vancouver'dan çok fazla birşey kalmamış. Zira Çinli göçmenlerin muazzam sayıları şehre kendi dilleri (Mandarin Chinese) dikte edecek kadar bir baskı grubu oluşturmuş. Çinlileri ise Hindli göçmenler takip etmekte. Türkler de dikkate değer bir sayıya ulaşmış. Hatta GS formalı bir şahsı sahilde spor yaparken gördüm geçen gün. Tabii olarak bu kadar çok göçmen çeken bir yerleşim yeri olarak Vancouver da hummalı bir inşaat faaliyetini görmemek için kör olmak lazım. 40, 60 katlı gökdelenlere tıkılan insancıklar ve yeni hayat hayâlleri insanı mahiyetini idrâkten uzaklaştırmaktadır. Ölmemek için yaşamaktan, ölmeyecek gibi yaşamaya evrilen bu tutku, insanın en çetin meselesidir. Güney Doğu Asya'nın egzotik meyvelerini Costco'da yok parasına (Vancouverlılar için) almak, Çin'in muazzam üretim gücünün ürünlerini market raflarında üç kuruşa fiyatlandığını, Otomobil konusunda bu kadar engin seçeneğin erişilebilir fiyatlanması insanlara cazip gelebilir. Ama Vancouver'da hayatın bu kadar ucuz olmasını sağlayanın Asya bahçelerinde ürün hasadı yapan milyonlarların karın tokluğunda çalışması veya ülkemizde olduğu gibi bir araç almak için dört aracın maliyetinin sırtlanılması gerekmektedir. Bunlar Vancouver temiz şehir görüntüsünün nazara gelmeyen hususiyetleridir. Dünya inşaallah bu vahşi kapitalist düzeni de geride bırakacaktır. Zira mahiyetinden uzaklaşan insan şüphesiz ki, sonunda Yaratıcı'sı ile buluşacaktır.
Vaktiyle Cumhuriyet olduğu vehmi ile ortaya konan medeniyet ideali ve bu idealin hayat verdiği zihin dünyası, hiç bir zaman ne bu millet-i azimüşşân'ın tarihi birikiminden neş'et eden şahsiyetini, ne de bu birikime kıvam veren değerler dünyasını kaâle almıştır. Şimdi bu rejimin banisi olmakla şerefyâb olan iltimas sahibi bir siyasi elitin çatı teşkilatı olan CHP mühim bir varoluş kıskacındadır. Kuruluşunda ahlakı ve bu ahlakın neş'et ettiği değerler dünyamızı gözardı etmeyi siyasetlerinin temeli addeden kurucu babaların torunları bugün aynı sınır tanımaz tefessühatın failleri olarak Devlet'e isyanı da içine alacak öneriler manzumesi ile düştükleri lağım çukurundan çıkmaya çalışıyorlar. İşte CHP'nin hakikati budur.
Bir insan gönlünde hem M. Kamâl'e hem de Halık-ı Zül Celâl'e muhabbet beslediğini söylüyorsa, ya M. Kamâl'i tanımamıştır, bilmiyordur; ya da kendini Allah ile kandıran münafıkın önde gidenidir haberi yoktur. Her iki ihtimal de insanı hakikâte götürmez. Bu depersonalizasyon hastalığı tedavi edilmediği müddetçe insanı, içinden çıkamayacağı derin bir çukura sürükler.
Bir insan gönlünde hem M. Kamâl'e hem de Halık-ı Zül Celâl'e muhabbet beslediğini söylüyorsa, ya M. Kamâl'i tanımamıştır, bilmiyordur; ya da kendini Allah ile kandıran münafıkın önde gidenidir haberi yoktur. Her iki ihtimal de insanı hakikâte götürmez. Bu depersonalizasyon hastalığı tedavi edilmediği müddetçe insanı, içinden çıkamayacağı derin bir çukura sürükler.
Tuğrul Beyin tekbirlerle Bağdata girmesi, Salahaddin'in Kudüs'ü fethi, Haçlı ve Moğol vurgunu sonrasında Ertuğrul Beyin zuhuru göstermektedir ki; Ümmet isteyince Allah toparlamaya muktedirdir. Toparlandığımız gün yine bir Tuğrul Bey, bir Salahaddin zuhur edecek ve İsrail yok olacaktır.
Muhterem arifân ve münevveran,
Baharın artık kendisini yeşilin her tonu ile hissettirdiği şu güzel ülkemizin her anına, her nefesine ve her yudumuna öyle meftûnuz ki; Hâlık-ı Zûl Celâl'in bizlere ihsan ettiği şu güzelliklerin her bir katresine şükür, bizlere bu şükrü gösteren ve öğreten Nebiîullah (asm)'e de salât ve selam ediyoruz. Zaten hayat bu hakikâti idrâk etmemiz için bize verilen bir mühlet, aslının gölgesi altında tecessüm eden dünya da bize bir konak değil mi?
Lâkin insanlığın bu hakikâte sırtını döndüğünü ve sadece şeytânî vesveselerden türetilen vehimlerin işaret ettiği gölgelere ve yalanlara beyhûde bir gaye için kapıldığını görmek, akl-ı selim gönülleri hüzünlendiriyor. Ne için olursa olsun nihayeti olan bir hususa gönül vermek, insanın saf fıtratına aykırıdır. Zira insan, kökü ezelde, dalı ebedde olan bir iklimin ahsen-i takvim üzere yaratılmış bir incisidir. Değil bir insan ömrü, insanlığın tüm dünya macerası bile bu nihayetsiz iklimin bir anı bile değildir. Şüphesiz ki, bu şuûru edinmek için insan, vicdanına karşı duyarlı, nefsine karşı adil olmalıdır. Bu zihnî duruma kulluk şuûru denir. Nihayetinde "Kul" olduğunu bilen bir insanın bidayetini tefekkür etmesi eşyanın tabiatı gereğidir.
İnsanın ahiretine bir başka deyişle mahiyetine dönük tefekkür geliştirmesi bir zihnî olgunluğun sonucudur. İşte bu "zihnî olgunluk" mevzû bizi kuşatan buhranlar, nevrozlar arkasına saklanmış ve bizi bunalımdan bunalıma sürükleyen acımasız bir gayedir ve biz ona ancak dünya libasından sıyrılabilirsek dokunabileceğiz. Siz emekli maaşı dedikçe, dar gelir meseli dedikçe bu dünya libasının içine daha çok bağlanıyor, ondan kurtulma imkanına sırt çeviriyorsunuz demektir. Zenginlerin hali daha berbat olduğu için onlara hiç değinmiyorum. Zira varlıkla imtihanın, yoklukla imtihandan kat be kat daha zor olduğunu biliyorum.
Ez cümle, "Nimet" denilen mücerret (soyut) kavramın manasını müşahhas (somut) mecrada arayan insan, nefsi içinde kaybolur.
@halktvcomtr@ismailsaymaz Topunuzun, Genel Başkan'ınızdan, @herkesicinCHP'ye oy verenlere, hepinizin ne olduğu ortaya çıktı. Yılanları kıskandıran kıvırmalarınızla ancak kendinizi kandırırsınız. Zavallı mahluklar.
Evladım karşında baban yaşında 40 yıllık bir mühendis var. Biz bu işlere Roketsan'ın kuruluşu takiben alınan Stinger Weapon System process hub ile Kalekalıp da 1990'da başladık. Büyük ihtimalle sen o zaman dünyada bile değildin. Bana cahil demen için 40K fırın ekmek yemen lazım. Müsaade edersen o cehaletini kendine sakla. Haddini bilirsen hem kabını doldurur, hem de adam olursun.
Bilgilendirme amaçlıdır:
Gururumuz olan Savunma Sanayimizi, eriştiği teknolojik seviye ile dünya çapında bir ilginin ülkemize yönelmesini sağladığı ve bu başarıda yadsınmaz imzaları olan eşsiz ve fedakarâne çalışmaları ile ümidimizi kabartan emek veren başta kıymetli mühendislerimiz, çalışanlarımız ve yöneticilerimiz olmak üzere hepsini ayrı ayrı tebrik ederim.
En son SAHA Expo 2026'da sergilenen ve hepsi de dikkatle izlenen savunma sanayi ürünlerimizin sebep olduğu heyecan ve gurura, hem eline çubuk alanın fırladığı ulusal TV hem de eline mikrofon kapanın sahip olduğu sosyal medya kanallarından anlattıkları yalan yanlış bilgilendirmeler ile şahit olduk. Ortaya dökülen bu trajikomik sahnelerin en temel müsebbinin zamanında edinilemeyen matematik bilgisi olduğunu ortaya koymak lazım. Zira toplama çıkarma yapamayan bir zihnin balistik füzelerin (kaçış hızı, re-entry protokolü, sıvı yakıt yönetimi vs gibi meselelere girmiyorum bile) parabolik yörüngesini idrak edebilmesi hayli zor hatta imkansız olmaktadır. Şüphesiz ki, Türkiye'nin bir ICBM (InterContinentalBallisticMissiles-Kıtalararası Balistik Füze) envanteri olmalıdır ve insan kaynağımız bunu da üretmeye muktedirdir. Lakin bu gayretlerin ülkenin âlî menfaatleri adına kozmik gizlilik içinde yürütülmesi ülkenin bekaası için elzemdir. Savunma Sanayi tüm yönleri ile "şov" malzemesi veya sahnesi değildir, olmamalıdır. İTÜ Makina Fakültesinin 50.yıl mezunları merhûm ve muhterem Hocamız Prof. Dr. "Mekanik" Hasan ÖZOKLAV'ı hatırlarlar. Onun bize öğrettiği mühendisliğin en temel misyonu: "YDİ-SDU: YETER DERECE İYİ, SON DERECE UCUZ" mottosu idi. Evet kaynakları son derece kıt, üstüne üstlük finansal bağımlılığı olan bir ülkenin gurur verici bir teknolojik rekabet yakalamış olması büyük bir başarı iken, bunu sürdürülebilir kılması ülke geleceği açısından bekaa meselesidir. Zira bu aşamada gösterilecek küçük bir zafiyet bile katastrofik sonuçlara sebep olur. Bizler bir motor üretmek için iki AR-GE maliyetine göğüslemek yerine, bir AR-GE maliyeti ile iki motor üretmenin gayreti içinde olmalıyız, olmalıydık. Ne demek istediğimi anlayan anlamıştır. Bu konular, hamasetin uzak tutulacağı ve uzmanlarının mes'ûliyet yüklenmesi gereken ketum/sırlı sahalardır. Bu arada hazır sırası gelmişken hatırlatmak isterim, elde edilen askeri teknolojinin patent ve faydalı model adı altında tescillenen mühendislik başarıları, Savunma Sanayi AR-GE maliyetlerinin hafifletilmesi için mutlaka sivil hayata dönük ürün geliştirmelerine zemin oluşturması gereği unutulmamalıdır. Kendini hamaset nehrinin dalgalarına bırakan klavye milliyetçilerini de bu sahalarda görmek isteriz. Herkesin güzel ülkemizin bekaası adına yapacağı işler bulunmaktadır. Ama tabii ki, sosyal medya kahramanlığından farklı olarak bu saha gayret, emek, bilgi ve aşk gerektirir. Mevlâ, gayret sahiblerinin gayretlerini menziline taşısın, Emekleri bereketli ve kutlu olsun.
@RTErdogan@FatihOfisi@Selcuk@hayrani@drtasdan@orko_8@hepdurgunsu@kanerkurt@KozanSErkan1@tolgaozbek_com