İşçilere tişört değil, yanmaz kıyafet alın!
Toz maskesi değil, yangına uygun maske alın!
Nabız ve oksijen seviyesi için takip cihazı alın!
Hamaseti kesin, görevinizi yapın!
İşçilerin can güvenliğinden siz sorumlusunuz!
2 sene önce orman yangınlarında ölen 2 pilotu anıyor bugun yunanlar. Son orman yangını şehitleriydi. Bu olaydan sonra 3 gün milli yas ilan edildi. Ab yardımı istenerek yangınla mücadele için 7 yeni uçak alındı. Yasalar değişti. Biz son bir ayda 15 kişiyi kaybettik.
YETER ARTIK! Her sene aynı sorunlar… Alınabilecek önlemler belliyken, her sene halkı çaresiz ve çözümsüz bırakıyorsunuz! Her olayda halk dayanışma gösteriyor, canlarımızı kaybediyoruz. Utanın!
Atatürk baskılı Türk bayrakları taşıyan, bozkurt yapan, andımızı okuyan, aralarına PKK’lı provokatörleri almayan gençlerin hırpalandığı dklarda Türk ve Devlet düşmanı PKK’lı kürtçü/bölücülere pamuk şeker dağıtıldı.
Bu rezilliğe şahit olma bahtsızlığı da yine bize nasip oldu…
Türkiye’nin en büyük şehri İstanbul’da PKK’lı teröristler, Nevruz adı altında toplandıkları alanda Türk ve Devlet düşman PKK paçavraları ve teröristbaşı apo posterleri açtı.
Devletin polisi, askeri, “Türkiye Cumhuriyeti bölünmez bir bütündür” diyen savcıları nerede?
Geçen sene 5 Şubat'ta pazar günü annemlerle kahvaltı ettim arkadaşlarımla buluştum Saray Caddesi'nde döner yiyip atom içtik. Dilenen çocuklara döner aldı Ferhat. Ortodoksa yürüdük ve hayallerimizi konuştuk. Sonra eve geçtim Onur kedi köpek için yazdığım yazıya tam mangallıklar deyip beni sinir etmeye çalıştı ki o da muhasebe bürosunun önündeki kedi köpeği beslerdi. Yusuf ile pazartesi için sözleştik Melisalarla La Mistik'te buluşup eve döndüğümde 1.30 du. Kedimi öpüp yatağa geçtim ve gece 4.15 de uyandım. Zaten iki dakika sonra birazdan geçer sandığım depremler başladı. Bir daha hiç normal olmadı hayatım. Annemlerin apartmanın dışından Dünya çığlıklarını duyduğumda onların hayatta kaldığını anlayıp bir an mutlu oldum kucağımda kedimle. Kardeşim Kayseri'deydi ama o korkuyla odasına girmeye çalıştığımda üst katın yatağına indiğini görüp öldü sanmıştım. Normalleşemedim normalleşemedik. O gün konuştuğum insanlar kanlı canlıydı sevdiklerimin çoğu artık yok. Bir ayağımda annemin terliği bir ayağımda babamın ayakkabısı ile çıktım. Enkazda birilerini aramaya çalıştım. Ulaştığım hiç kimsenin sesini algılayamadım. Yusuf un son görülmesi gece konuştuğumuz saatti Melisa ya hiç iletilmedi mesajım Onur 6 Şubat 4.30 gibi bir şeydi. Yardım istemişti veya birilerine ulaşmaya çalışmıştı. Sesimi duyan var mı çığlıkları hala kulaklarımda. Bazen müziği son ses açıp kulaklık takıyorum ama o çığlıklar hala beynimde. İlk defa bir çocuk cesedine o depremde dokundum oyuncak olmasını umarak ilk defa birilerine çorba verirken hıçkıra hıçkıra ağladım tanımadığım insanlara sarıldım geçecek dedim. Yalan söyledim geçmedi. Geçmiyor. Birileri oyu uğruna bizleri öldürürken geçmiyor. Hakkım varsa -ki vergimi düzenli ödüyorum vatandaşlık görevlerimi yerine getiriyor ve her insana koşmaya çalışıyorum- kayıplarımızda eli olan hiç kimseyi asla affetmiyorum. Kardeşime 11 Şubat'ta sarılabildim. Şehirden çıkarken babam ağlamaktan önünü göremiyordu kaza yapıyorduk az kalsın. Ankara'da duş alırken evimin taşı tozu üzerimden akarken ağlamaktan başka bir şey gelmedi elimden. Bize haksızlık yapıldı yapılıyor. Bu yüz yılın değil zamanın en büyük ayıplarından biridir. İnterneti kesen bakanlıkları da Operatörleri de, bizi görmezden gelen Cumhurbaşkanımızı da, kurtarmaya çalışmayan AFAD i da, çadır satan Kızılay i da, başka şehirden yardım için gelip altın çalan emniyet müdürünü de, insanların çığlıkları arasında itfaiyeyi kasasına yönlendiren Lütfi Savaş i ve ekürilerini de affetmiyorum. Bizim için canla başla çalışan her vatandaş hakkını helal etsin teşekkür ederim her şey için.