Vatandaşlarımızın mahremiyeti bizim için dokunulmazdır!
Vatandaşlarımızın kişisel verilerinin hukuka aykırı yollarla ele geçirilmesi, ticari bir meta hâline getirilmesi ve bu bilgiler kullanılarak vatandaşlarımızın mağdur edilmesi asla kabul edilemez.
Bu çerçevede İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız Bilişim Suçları Soruşturma Bürosu koordinasyonunda, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütülen çalışmalarda; vatandaşlarımıza ait kişisel verilerin yasa dışı yollarla ele geçirilerek “panel” adı verilen sorgulama sistemlerinde kullanıldığı tespit edilmiştir.
Yapılan incelemelerde bu yasa dışı sistemlerin bazı hukuk bürolarına ücret karşılığında satıldığı ve abonelik sistemiyle kullandırıldığı; bazı hukuk bürolarının da herhangi bir hukuki ilişkisi bulunmayan vatandaşların kişisel bilgilerine bu sistemler üzerinden ulaşılarak “borcunuz yasal takibe düştü”, “uzlaşma sürecini kaçırdınız”, “hakkınızda haciz işlemi başlatıldı” gibi gerçeğe aykırı ifadelerle mağdur edildiği anlaşılmıştır.
Soruşturmanın ilk aşamasında yasa dışı sistemi kuran, işleten ve gelir akışında yer aldığı tespit edilen şüpheliler hakkında adli işlemler yapılarak 10 şüpheli hakkında kamu davası açılmıştır. Soruşturmanın genişletilmesiyle de yasa dışı panel sistemini kullandığına ilişkin somut deliller elde edilen 31 avukat hakkında bugün gözaltı kararı verilmiş, 39 farklı avukatlık bürosunda arama ve el koyma işlemlerine başlanmıştır.
Bu önemli soruşturmayı büyük bir titizlikle yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımıza, İstanbul Emniyet Müdürlüğümüze ve soruşturmada görev alan tüm kamu görevlilerimize canı gönülden teşekkür ediyorum.
Hukuku istismar ederek hukuksuzluk yapan hiç kimsenin yanına kâr kalmayacaktır.
DURUP DÜŞÜNMEK
Anlamak için durmak gerekir. Hız içinde yaşarken çok şey görür, çok şey duyarız; fakat gördüklerimizin çoğu bize uğramadan geçer gider. Göz değer, gönül değmez. Modern insan, önünden akıp giden görüntülerin seyircisidir; her şeye bakar, pek az şeyi görür.
Oysa bir şeyi görmek, ona bakmakla bitmez; onun yanında bir müddet kalmayı, ona vakit vermeyi gerektirir. Kalmak, bir tür ikramdır. Karşımızdakine vaktimizi, dikkatimizi, ömrümüzden bir parçayı ikram ederiz.
Düşünce, su gibi, aktığı yerde değil durduğu yerde derinleşir. Bir insanı, bir sözü, başımızdan geçen bir olayı hemen yorumlamaya, hemen bir yere yerleştirmeye kalkmadan üzerinde biraz durduğumuzda, ilk bakışta fark edemediğimiz ayrıntılar kendini göstermeye başlar. Bir yüzde okuyamadığımız bir keder, bir cümlenin altında gizlenen bir sitem. Bir olayın bize fısıldadığı ders. Bunlar aceleci bir bakışa açılmaz. Bazı şeyler ancak zaman verildiğinde açılır; tıpkı bazı çiçeklerin ancak gecenin sükûnetinde açması gibi.
Bugün asıl güçlük de burada. Sürekli yeni bir görüntüye, yeni bir habere, yeni bir düşünceye geçiyoruz. Parmağımız ekranı kaydırırken zihnimiz de bir şeyden ötekine savruluyor. Zihnimiz hep hareket hâlinde, dikkatimiz ise giderek daha kısa sürelerle bir yerde kalabiliyor. Bir sohbetin ortasında telefona uzanan el, bir manzaranın önünde fotoğraf çekip yürüyüp giden adım aynı huzursuzluğun tezahürleri. Hızın vaat ettiği şey çokluk. Kaybettirdiği şey ise derinlik.
Çok şeye sahip olup hiçbirinin tadına varamayan bir zamanın çocuklarıyız.
Tefekkür, bu akışın içinde durup gördüğümüz şeyle biraz vakit geçirebilmektir. Eskiler buna "durup düşünmek" demiş; Arendt de düşünmenin ancak bir "dur ve düşün" ânıyla mümkün olduğunu söyler. Tefekkür, dünyayı yavaşlatmak değil, kendimizi yavaşlatmaktır. Akıntıya kapılmış bir yaprak gibi sürüklenmek yerine akıntının kıyısında duran bir taş olabilmektir. Kalbe bir şeyin dokunması için, önce o şeyin kalbe ulaşacak kadar orada kalması gerekir.
Hız daha fazlasını görmemizi sağlar; durmak, gördüğümüzü anlamamıza yardım eder. Asıl mesele gördüğümüzün bizde bir iz bırakmasına izin vermektir.
Çalışkan, dürüst ve iyi ailelerde yetişen insanların en büyük sorunu, dış dünyayı da kendileri gibi adil ve şeffaf ilişkilerden oluşan bir yer olarak düşünmeleri ve her konuda bu saf inanca göre hareket etmeleridir. Oysa herkes sizin gibi değil. Herkesin ailesi sizin gibi ilkeli ya da terbiyeli değil. Herkes sizin gibi emeği, uzun süren çalışmaları, başkalarına anlayışlı bir yerden yaklaşmayı sevmiyor. Herkes özgürlüğe, insan onuruna ve bireysel alana da saygılı değil. Birçok insan kısa yoldan güç, avantaj ve menfaat peşinde. Siz en güzel duygularınızı bile dürüstlükle sunarken; birçok insan küçük bir tebriğin, artı bir kuruşun ya da ufak bir iyiliğin hesabını yapıyor. Bu yüzden çok dikkatli olmalısınız. İyiler kendi değerlerine sadık kalacak kadar iyi, başkalarına karşı kendilerini koruyacak kadar da zeki ve cesur olmalılar.
Hem anne, hem de anneannelik mutluluğuna erişmiş bir kadın olarak Nazlı hanıma ve bebeğine sağlıklı ve uzun bir ömür diliyorum.
Ancak,
bu ve bunun gibi dünyayı “beden fitliği” üzerinden okuyan yaklaşımların genç kadınlara, annelere çok olumsuz bir mesaj oluşturduğunu düşünüyorum. 10 günlük bir lohusanın bedeni ile ilgili olarak övmesi gereken şey önce dünyaya bir can getirebilmenin muhteşem gücü, sonra “bebeğini iyi besleyebilecek” bir kapasite olabilir.
Hamileyken kilo alınır;, alınması gerekir. Sonrasında da bebeğin iyi beslenmesi önemlidir. Lohusanın eski haline dönmesine değil yenidoğan bebeğin fiziksel gelişimine odaklanılmalıdır .
Lohusalık döneminde ve sonrasında bedenin eski haline dönmesi bir hedef olamaz. Zaten de asla dönmez; görünür ya da görünmez ama farklılaşır.
Anneliğin bir bedeli, külfeti ve aynı zamanda da eşsiz bir hediyesi vardır.
Bedenimiz ve ruhumuzu aynı anda beslememiz, yaşamımızdaki her dönemin şartlarına adapte olmasına izin vermemiz en doğrusu.
Taze anneler, neden eski formumuza 10 günde geri dönemedik diye asla üzülmemeli. Annelik kendi bedeninize değil, bebeğinizin bedenine ve gelişimine odaklanmanız gereken bir dönem. Sonrasında daha da güzelleşeceksiniz hem bedenen hem ruhen. ❤️
Kibirli insanlar karşısında alçakgönüllü davranılmaz, önyargılı insanlar karşısında bakış açınız anlatılmaz, değişime kapalı insanlar karşısında esnekliğin önemi vurgulanmaz. Sizin erdemlerinizi hak etmeyen herkese karşı kaya gibi net ve dik durulur, özsaygının yasası işte budur.
Bu hayatta en iyi intikamın insanın hayatını daha üst seviyeye çıkarması olduğunu düşünüyorum. Daha başarılı olmak, daha yüksek çevrelerin insanı olmak, daha kaliteli ve tatmin dolu ilişkiler kurmak. Geçmişteki olumsuz insanlara “bizim bu kişiye gücümüz yetmedi, demek kaybedeniz” hissi veriyor. Buradaki ilke, bunu “birilerine kendini kanıtlamak için” değil, gerçekten kendi hayatın için, yani o insanları bile hatırlamayacak kadar kendini merkeze alarak yapmaktır. Bu yüzden en muhteşem intikamın, intikamın sebebini bile hatırlamamak olduğunu söyleyebiliriz. George Bernard Shaw’ın dediği gibi, "bir insana karşı yapılabilecek en büyük kötülük ondan nefret etmek değil, ona karşı kayıtsız kalmaktır.” Kazanın ve unutun, insanlık tarihinin en büyük zaferleri işte böyle yazılmıştır.
Kimseyle rekabet etmeyen insan çekiciliği diye bir şey var. Herkes birbirinin anti’si olurken o kimseyle yarışmaz, sadece kendi gelişimine, değişimine ve ilerlemesine odaklanır. Yaşama vahşi doğada kıtlık alanı gibi bakmaz, aksine kendisini bollukta serpilen gür ağaç gibi görür.
Ülkemizin bilim ve teknoloji yolculuğunda yeni ve güçlü bir insan kaynağı hamlesi başlatıyoruz.
Yapay zekâ, siber güvenlik, çip teknolojileri ve ileri bilgisayar sistemleri gibi stratejik alanlarda ilk etapta 550 doktora öğrencimizi merkezî sınavla seçecek, 20 araştırma üniversitemizde yetiştireceğiz.
5 yılın sonunda ise yaklaşık 3 bin genç araştırmacıyı ülkemizin bilim ve teknoloji ekosistemine kazandıracağız.
Türkiye Yüzyılı’nı bilimin, teknolojinin ve gençlerimizin gücüyle inşa edeceğiz.
Geleceğin teknolojilerini geliştiren, üreten ve dünyaya sunan güçlü, müreffeh ve tam bağımsız bir Türkiye için çalışmayı sürdüreceğiz.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi
Hakim; insana, tabiata, GERÇEĞE, olağana SIRT ÇEVİRMEDEN ve katı kalıplar içinde sıkışıp kalmadan uyuşmazlığa insan kokusu taşıyan bir çözüm getirmek zorunluluğundadır.” (Dairemizin 31.12.1976 tarih, 1976/9370E, 1976/13138K sayılı ilamı)
2021/4266 E.
2021/6791 K.
15/11/2021 T.
Bugün birçok aile sevgisizlikten değil, incelik eksikliğinden yoruluyor: Bir teşekkürün söylenmediği, bir özrün geciktiği, bir takdirin esirgendiği yerlerde görünmez yaralar açılıyor.
"O iki kelimelik cevap Kürt meselesinin neden senelerdir bir “kördüğüm” halinde kaldığını da izah eder. Bu iki kelime aynı zamanda Kandil’in, yani silah baskısının Kürt siyasetinin normalleşmesinin önünde nasıl bir takoz olduğunun da kanıtıdır. Bugün Türkiye’nin önündeki imkân o takozun kalkıyor olmasıdır..." https://t.co/zKncv76MM1
Cem Küçük hakkındaki iddialar nedeniyle tutuklandı.
Dünya görüşleri fark etmeksizin herkes için söylediğimi yineleyeyim; “Bir kişi, kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla suçlu olduğu ispat edilene kadar masum sayılır.”
Meselenin hukuki boyutuna yargı bakacak ama ben mesleğimiz açısından biraz yazmak istiyorum
Ben meslek hayatım boyunca kişileri hedef alan açıklamalardan hep kaçınmaya çalıştım. Bunun istisnalarından bir tanesi Cem Küçük’tü. Hem yazarak hedef gösterdi hem ekranlarda ifade etti hem de sosyal medyada bunu dile getirmekten uzak durmadı
Bu konu hakkında 2018 yılında aşağıya bıraktığım twitleri yazmıştım
Gazetecilikte gerçekten günümüzde dünya görüşleri farklı olsa da ister iktidara yakın olsun ister muhalif olsun akçeli işlere bulaşmadan mesleğini sürdürmeye çalışan çok sayıda namuslu insan var
Diğer taraftan kendisine gizem katan, “devlet adına konuştuğunu ima eden”, “sürekli savcılardan, emniyetten, kulislerden bilgi alıp” tetikçilik yapan çok sayıda “gazeteci” türedi. Bunlar genellikle tetikçilik yaptıkları için kimse bunlara bulaşmak istemez. Ama meslekte aslında kimin ne kadar kirli kimin ne kadar gerçek emekçi olduğunu bilir
Hepimiz bu işi yapıyoruz, bir kaç işim dışında gazetecilikten aldığınız maaşla zengin olmanız mümkün değil. Ama ne hikmetse mesleği kariyeri çok uzun olmayan, ama birden parlayan ya da parlatılan sözüm ona gazetecilerin yaşamları, harcamaları imkanları inanılmaz. Kimse de kardeşim nereden geliyor bu değirmenin suyu demiyor ve bunlar sürekli itibar görüyor.
Basın yöneticileri de bunları bildiği halde ya kişinin kendisine kattığı gizem ya reyting uğruna ya da bu kişileri kullandıkları için ekranlara çıkarmayı seviyorlar. Karşılıklı bir kullanma söz konusu
Bu mesleğin arınması lazım. Kul hakkı ve kamu hakkını yiyen kim varsa gözünün yaşına bakılmaması lazım.
Televizyonlarımızın tetikçilik yapan kişileri ekrandan uzak tutması bu insanlara ekranları kapatması lazım. Adalet herkese lazım. Adil olmak lazım.
İnsanların aileleri, hayatları mesleki kariyerleri ekranda söylenen sözden ya da atılan bir twitten dolayı karartılıyorsa buna aracı olmamak lazım. Dedikodu kültürünü duyum diye paylaşanlar,olmamış görüşmeleri olmuş gibi pazarlayanların ipliğini pazara çıkarmak lazım
Siyasi partilerin özellikle iktidar kanadının sözcülüğünü gazetecilerin yapmaması lazım. Hem iktidar hem muhalefet kanadının ekranlara kendi sözcülerini çıkarması lazım
Bu mesleğim “dava”, “muhalefet”, “din-bayrak” kılıfında güç devşirenlerden kurtulması lazım.
Görüşü ne olursa olsun vatansever kim varsa, temiz kalmış kim varsa onların kamuoyu önüne çıkarılması lazım
Gazeteciler dokunulmaz değildir. Gazeteci haberi emanet olarak ve doğru bilgiyle okuyucuya, dinleyene ulaştırır. Okur, onu nasıl yorumlar o onun sorunu olur
Ekranlarda isim vererek insan hayatlarını karartanlar, siyasi olarak rakipleri sağ dışı eden, para karşılığı yanlış bilgiler üzerinden kamuoyu inşa edenler, kendi kişisel çıkarları için olmadık ilişkilere giren insanlardan bu mesleğin kurtulması lazım. Bu arınmaya vesile olan her davranış her adım önemli ve değerlidir. Bu iradeyi desteklemek lazım.
İktidara yakın olduğunu iddia eden ama aslında uzak olan insanların alınması sırasında bunu hükümet içinde hesaplaşma olarak okuyanlarda kusura bakmasınlar bu sığlığa hizmet ediyor.
Çok açık konuşmak lazım, bu meslekte koridorlarda konuşulan kirlilikleri görmezden gelme devri sona ermelidir. İster iktidara yakın ister muhalefete yakın olsun bu tiplerden bu mesleğin arındırılması lazım. Ne yazık ki bu meslek akçeli işlerde çok çok kirlendi ve kirletildi
Bir taraftan çok kısıtlı imkanlarla çalışan basın çalışanları diğer taraftan ekranları kazanç kapısı ve şantaj amaçlı kullananlar ve kazandıkları paralar
Yargı iddialar hakkında karar verecektir ama bu mesleği yapan herkesin bu kirlilikten arınmak için şapkayı önüne koyması lazım
https://t.co/JtCzqjIyqL
https://t.co/RWnJgWUCSE
https://t.co/DGVBor9qmF
Milletler Ligi finalinde rakibi Brezilya’yı mağlup edip şampiyonluğa ulaşarak tüm Türkiye’yi gururlandıran büyük bir başarıya imza atan A Millî Kadın Voleybol Takımımızı yürekten tebrik ediyorum. 🏐🇹🇷
Özeleştirinin bir olgunluk olarak takdir edildiği değil, sürekli sana hatırlatılan kötü bir şöhrete dönüştüğü bir kültürde konuştuklarını çok iyi biliyorlar.
Fikri takibi zayıf bu toplumun çabuk unutup, fikri yandaşlarına karşı sonsuz bağışlayıcı, affedici olduğunun da farkındalar.
Egoları da büyük.
Yanıldıklarını kabul edemiyor, bir dala tutunup her seferinde haklı çıktıklarını iddia ediyorlar, “zaten ben demiştim”e bağlıyorlar.
Gazeteci de tarihçi de vaiz gibi dinleniyor.
Kimse “yanıldım”, “pardon”, “bilmiyorum” diyen vaizden bir daha nasihat almaz