Dağın, tanrısal bir terbiye ediciliği var. Ona bağırırsın, isyan edersin, aşmaya çalışırsın da bir milim yerinden oynamaz. Küstüğünden haberi olmaz. Sonra oturur, durulur ve sakinleşip dağı affedersin, dağın müttefikliği de böyle başlar.
Sabah otobüste işe gelirken yanımdaki çocuk Metallica dinliyordu, bense radyo tiyatrosu. O bir rock konserinde; ben 60’larda bir cinayet öyküsünün içinde. Hayat da böyledir bazen aynı yolculuk hatta yanyana bile olsan bambaşka dünyaların seyrinde oluyorsun çoğu kez.
isterdim ki, insanlarla kurduğumuz bağlar bir akşamüstü rüzgarı gibi hafif olsun. tereddütsüz, hesapsız ve berrak. birbirimize güvendiğimizde içimizde kırgınlıklar değil, yeşil bir bahçenin ferahlığı filizlensin ve geriye sadece güzel bir tebessüm kalsın.
“kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür gümbür bir telaş.
gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne güzel, düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz.”
• bir gün mutlaka | ataol behramoğlu
“zamanların hem en iyisi hem de en kötüsüydü; bilgeliğin ve aptallığın çağıydı. hem inanç hem de kuşku devriydi. ışığın da asrıydı, karanlığın da. hem umut baharıydı hem de umutsuzluk kışı. her şeye sahiptik, hiçbir şeyimiz yoktu.”
Partimizin 38. Olağan Kurultayına yönelik mutlak butlan kararı bir saray darbesidir.
Talimatı verenler de uygulayanlar da bellidir.
“Yok hükmünde” dedikleri CHP yönetimi değil, Türk milletinin kutsal iradesidir.
Milli egemenliğe mahkemeler yoluyla baş kaldırılmıştır.
“Türk milleti adına” karar alan mahkeme, milli iradeyi yok hükmünde sayarak Cumhuriyeti ve demokrasiyi imha etmektedir.
Hepiniz yaptığınız hukuksuzlukların hesabını vereceksiniz!
Bu millete kader tayin etmeye kalkanlar, bu ulusun iradesini teslim almaya çalışanlar sizden önce ne yaşadıysa aynısını yaşayacaksınız.
Bugün aynılar aynı yerdedir! Darbeci, yargı kolları başkanı, kukla ve dahili bedhah kayyım! Hepiniz aynı yerdesiniz!
Bizim yerimiz, milli iradeye düşmalık edenlerin yanı olmadı, olmayacak.
Darbecilerin hukuksuz manevralarının, baskın seçim hazırlıklarının, ana muhalefeti işgal çalışmalarının, hepsinin farkındayız.
Koltuğunu terk etmemek için millete her türlü acıyı yaşatanlar, bu operasyonlarla korku iktidarlarının son aşamasına geçiş yapmıştır.
Biz hiç seçim kaybetmedik ve milletin iradesiyle Türkiye’nin birinci partisi olduk.
Yoldaşım, Genel Başkanım Özgür Özel’in yanındayım, birlikte azim ve kararlılıkla mücadeleye devam edeceğiz.
Büyük milletim!
“Umutsuz zamanlar yoktur, umutsuz insanlar vardır” diyen Ulu Önder Atatürk’ün takipçileri:
İstikbali, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve geleceğimizi korumak için yaşadığımız zorlukları dert etmeyin.
AYAĞA KALKIN!
Birlikte omuz omuza, sesimizi ve öfkemizi yükseltin!
Milletinden korkan siyaset mühendislerine, koltuk ve güç düşkünlerine, piyonlara, kifayetsiz muhterislere hadlerini bildirelim.
Aziz milletim!
Korkmayacağız!
Her gün huzursuz olmaktan, acı çekmekten bıkmadınız mı?
Eğer susarsak, siyasilerden, spor ve sanat dünyasından, üniversitelerden sonra sıra size, milletimize gelecektir.
Siyasi parti liderleri,
Mesele CHP meselesi değildir!
Hattı müdafa değil, sathı müdafa yapmak zorundayız!
Gerçekten milleti temsil ettiğinize inanıyorsanız, derhal en güçlü şekilde Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve adaleti savunmak zorundasınız.
Millet hepimizi çağırıyor ve “artık yapın” diyor!
Bu topraklarda halay da zeybek de horon da dik oynanır. Biz dimdik olacağız ki millet boyun eğmeyecek!
Aklımızla yüreğimizle, vicdanımızla milletçe kazanmak zorundayız.
Hiçbir çılgın, Türk milletine zincir vuramaz!
Gün, milli iradeyi, milli egemenliği, birlik ve beraberliğimizi muhafaza ve müdafa etme günüdür.
Damarlarımızdaki asil kan 86 milyona bunu emretmektedir!
Darbecilere ve işbirlikçilerine inat, mücadeleyi topyekün başlatmak zorundayız.
Milletimizin iradesi, kararlılığı ve yol göstericiliği yegâne rehberimiz olacaktır!
*BÜYÜK TÜRK MİLLETİ DARBEYE TESLİM OLMAYACAKTIR!*
*YA BUGÜN, YA HİÇ!*
Edward Said, “Topluluğa duyulan kör sadakat ile kişiyi yalnızlaştıran entelektüel duruş arasında bir seçim yapmak gerektiğinde ikincisini seçerim,” diyordu. Yalnızlaşmayı göze almayan, bütün alkışlar bana diyen, nabza göre şerbet veren, yeri geldiğinde gammazlayan, düşmansız ve risksiz yaşayan insandan geriye hiçbir şey kalmayacak. Yalnızlaşmayı göze alanlara hürmetle.
Yaşanan her şey, lâfı hiç eğip bükmeden, sosyolojik gevezelik yapmadan, düpedüz po-li-tik-tir. Okul, aile, sosyal çevre; tamamı kurumsaldır ve kurumsal her şey politik kavrayışın ürünüdür. Siyasal, ahlâkî, toplumsal çöküntünün belirtecidir bunlar, kimse lâfı dolandırmasın.
Herkes cesareti ödüllendirir.
Kimse durup öylece beklemenin, zarif unutuşun, yıllarca içinde varolanı soldurma gayretinde olmanın o titrek, sahici görkeminden bahsetmez.
Boykot meselesi çoğu zaman küçümsenir, oysa tarihsel olarak egemen güçlerin en çok çekindiği sivil eylemlerden biridir. Çünkü boykot, doğrudan çatışmaya girmeden meşruiyeti hedef alır. Tam da burada Gramsci’nin sözünü ettiği hegemonya kavramı devreye giriyor. Gramsci’ye göre egemen güçler zorla değil, rıza üreterek ayakta kalır. İnsanlar o düzenin parçası olmaya devam ettiği sürece sistem kendini yeniden üretir. Boykot ise bu rızayı geri çekmenin en görünür biçimlerinden birini oluşturuyor. Katılmamak, görünmemek, tüketmemek… Küçük gibi duran bu tavır bir anda sembolik bir alan açabilir. Çünkü egemen güçlerin en kırılgan noktası herkesin oyuna devam edeceği varsayımıdır. Boykot bu varsayımı bozar. Bir kişi yaptığında jesttir, ama yayıldığında sistemin çarkını bozabilir. Gramsci’nin ima ettiği şey de aslında buydu: hegemonya görünmez bir anlaşmadır ve bazen onu bozmak için tek gereken şey masadan kalkmaktır.
Bence Joachim Trier artık Bergman olgunluğunda bir sinemacı. MANEVİ DEĞER, bu olgunluğun, sinemasal ağırlığın en somut tescili olmuş. Gerek sinematografik hakimiyeti gerekse oyuncu yönetimindeki incelikle, gerçekten çok güçlü bir film ortaya koymuş. Yaşayan yönetmenler arasında bu derinliği / ağırlığı hakkıyla taşıyabilecek başka bir isim varsa, o da muhtemelen Haneke’dir. Seviye tam olarak buralarda yani.