Bi taraf alkol alırken diğer tarafın alkol kullanmadan eşlik ettiği masayı da alkol almayan tarafı da asla samimi bulmam.. tatili iptal etmekle muazzam mantıklı iş yapmışlar..
Alkol tüketmedikleri için tatillerinin iptal edildiğini anlatan kadın:
• Bir arkadaşımla her sene eşlerimizle gitmek için tatil planı yapıyorduk.
• O senenin, bu sene olduğunu sanıyordum.
• Bu arada eşim de ben de asla alkol tüketmiyoruz.
• Arkadaşıma “Lütfen seçeceğin yeri öyle bir yer olarak seç ki; siz alkol içerken biz de çay, kahve içebilelim” dedim.
• Bunun üzerine arkadaş��m “Nasıl yani? Tamam içmiyorsunuz ama tatilde bize eşlik etmeyecek misiniz?” dedi.
• Ben de “Hayır. Sizinle oturacağız, sohbetinize eşlik ederken kahvemizi içeceğiz” dedim. Bunun üzerine arkadaşım “O zaman iptal edelim” dedi ve iptal etti.
• Çünkü gece 00.00’dan sonra çoğu işletmeler alkol harici servis yapmıyorlarmış ve biz kahve içerken bizimle oturamazlarmış.
Bazen 100 komünistin anlatamadığını bi tane gerizekalı anlatır işte.. hanımefendi kapitalizmin ne b*ktan bir sistem olduğunu bir röportajla anlatmış sağ olsun..
⚠️ Bir şirkette üst düzey yöneticilik yapan Merve Nazlıoğlu, işe alacağı kişilerden beklentilerini açıkladı:
“Burası bir şirket değil. Burası bir ‘ütopya.’ Bunu tüm mülakatlarda söylüyorum.
Buraya primler, sağlık sigortası için geliyorsan hiç konuşmayalım. Burada bir hayal ve hayale adanmış hayatlar var.
‘Sen bu savaşa hazır mısın, bundan zevk alacak mısın’ diye soruyorum mülakatlarda.
Evlenirmişçesine seçtiğim insanlar bunlar. Günde 18 saat harcadığım insanlarla aynı ateşi paylaşıyor olmam çok önemli.”
Gelecek bitti koçum. Biz geleceğin iptal edildiği bir zaman diliminde yaşıyoruz. Dikkat et. Filmler hep "Remake". Şarkılar hep eski şarkıların "Remix"i. Moda 80'ler, 90'lar. Neden yeni bir şey yok. Çünkü insanlığın hayal gücü kurudu. Biz Semiyotik Hayaletler tarafından ele geçirildik. William Gibson'ın dediği gibi, biz geçmişin imgelerini ısıtıp ısıtıp yiyen leş kargalarıyız. Senin o "Eskiden her şey güzeldi" diyen romantik ağzını yerim. Eski güzel falan değildi. Sen sadece şimdiki zamanın o buz gibi gerçekliğinden, geçmişin güvenli limanına kaçan bir korkaksın. Şu an yaşadığın hayat bile orijinal değil. Babanın hayatının kötü bir kopyasını, elindeki telefonun filtresinden geçirip "Yaşıyorum" diye yutturuyorsun. Sen bir fotokopinin fotokopisisin. Rengin solmuş, çizgilerin kaymış. Orijinal tek bir duygun yok, hepsi filmlerden çalıntı replikler.
Fight Club (1999) bir film değil, modern çağın son uyarısıydı.
Tyler Durden'ın dediği gibi: "Bizim savaşımız ruhani, bizim buhranımız kendi hayatlarımız."
2000 yılı bir milattı. Analog gerçeklik bitti, Dijitalleşme başladı ve buhran gittikçe arttı.
Artık düşman sınırda değil, düşman elindeki ekranda ve kafatasının içinde. Savaşımız ruhani derken şaka değildi.
GÖRÜNMEYEN DÜŞMAN: ARKONLAR VE "LOOSH" HASADI
Bu bir komplo teorisi değil, binlerce yıllık ezoterik bir gerçektir: Düşman insan değildir.
Sistemin tepesindeki yapı, senin parana veya emeğine değil; senin yaydığın ENERJİYE muhtaçtır.
Gnostiklerin "Arkon" dediği bu parazit yapılar; insandan yayılan düşük titreşimli duygularla (Korku, Şehvet, Öfke, Kaygı) beslenir.
Buna "Loosh Enerjisi" denir. Sistemin seni sürekli kriz haberleriyle korkutması ve pornografi/sosyal medya ile şehvet döngüsünde tutmasının tek sebebi budur.
Her şey para için miydi? Trilyon doların olduğun para değil ideoloji devreye girer. :)
Sen bir pilsin. Onları besliyorsun. Sessizlikten ve huzurdan korkarlar.
Çünkü sen huzur bulduğunda frekansın yükselir ve onların besin kaynağı kesilir.
Zihnini ve ruhunu kurşun geçirmez bir hale getirmek zorunluluktur.
Ancak bu şekilde özgür olabilirsin.
KARA AYNA BÜYÜSÜ (TECH-SORCERY)
Elindeki o akıllı telefon masum bir iletişim aleti değil; teknolojik bir "Scrying Mirror"dır (Kehanet Aynası).
Okültizmde siyah ayna, hipnoz etmek ve boyut kapısı açmak için kullanılır.
Bugün o ayna senin cebinde.
Telefona uzun süre baktığında başının ağrıması, zaman algını yitirmen, beyninin uyuşması ve iradeni kaybetmen tesadüf değil. Hepsi bilinçli.
Neden Steve Jobs çocuklarına telefon kullandırmıyordu?
Bu bir "Dijital Lobotomi" işlemidir.
Ekran başında geçirdiğin her dakika, ruhundan emilen bir nefestir.
Biyolojik ve ruhsal bir saldırı altındasın ama bağımlı olduğun için saldırgana aşıksın.
Teknolojinin kölesi olursan hayatının efendisi olur.
Sen teknolojiyi köle yaparsan sen onun efendisi olursun.
CESUR YENİ DÜNYANIN HADIM KÖLELERİ
1000 yıl önce bir Derebeyi için savaşırdın, ölürdün ama en azından kılıç tutan, ganimet alan, onuru olan bir "Erkek"tin. Savaşırdın, ölürdün. Öldürürdün ve şimdiki gibi kaygısal bozukluk ve varoluşsal sancı içinde olmazdın.
Şimdi?
Yüzünü bile görmediğin bir Algoritma veya Şirket için, "HİÇLİK" uğruna ömrünü çürütüyorsun. Palantir...
Kendin için savaşmayı göze alamıyorsun çünkü konforla korkaklaştırıldın.
Dopamin reseptörlerin o kadar yandı ki (Dopamine Burnout), gerçek hayatın mücadelesi sana "Sıkıcı" ve "Zor" geliyor.
Bu, tarihin gördüğü en sinsi ve en başarılı kitlesel hadım etme operasyonudur.
Zincirlerin demirden değil, piksellerden.
Ve bu görünmez zincirler milyarlarca insana tasma taktı.
Düşün neden telefona bakarken eğilmek zorundasın?
ÖNGÖRÜSEL PROGRAMLAMA (RIZANIN İMALATI)
Haberlere inanmak, kukla tiyatrosunu ciddiye almaktır.
Size sunulan her kriz, her salgın senaryosu, her distopik film; zihninize ekilen bir tohumdur (Inception).
Gerçekten algın sana mı ait? Yoksa birisi mi besliyor.
Amaç şudur: Evrensel yasa gereği sizin "Özgür İradenizin Onayı" olmadan size hükmedemezler.
Bu yüzden planlarını size filmlerle, dergi kapaklarıyla önceden gösterirler. Siz izleyip "Eğlence" sandığınızda, bilinçaltınızla ONAY VERİRSİNİZ.
Korktuğunuz şeyi yaratırsınız. Sistem, sizin muazzam "Yaratım Gücünüzü" (Tanrısal Parçanızı) size karşı silah olarak kullanır.
Şeytanın aklına gelir miydi? Düşman bu dünyadan değildir.
ÇIKIŞ PLANI: TANRISAL MOD (GOD MODE)
Bu hapishaneden kaçışın anahtarı dışarıda değil, kafatasının içinde.
Kaçışın yolu "Devrim" yapmak değil, "SİSTEMDEN FİŞİ ÇEKMEKTİR."
İnsanız ve irademiz var. Fakat zayıflatıldı. Tekrardan o iradeni senin çıkarlarına hizmet edecek şekilde programlaman gerekiyor.
İzolasyon: Sürüden ayrılmayan, çoban tarafından güdülür. Yalnız kalmaktan korkma. Biz dağa dönen pengueniz.
Sessizlik: Gürültüyü kapat ki içindeki o kadim sesi duyabilesin. Gerçekten. 1 Saat boyunca sadece sessizlik içinde kalabiliyor musun? Kaç defa telefonuna bakasın geliyor?
Arınma: Negatif maruziyeti (Haber, Toksik İnsan, Ekran) sıfırla. Özellikle X'in akışında gezmek intihardır. Dünya bu platformdan yönetiliyor ve algı en çok buradan çıkıyor.
Zihnin berraklaştığında, sistemin illüzyonu çöker.
O an kapılar açılır.
Çünkü evren; korkaklara ve sürülere değil, sadece NET, ODAKLANMIŞ ve İRADELİ zihinlere itaat eder.
Ve buna kimse karşı koyamaz. Özgür iraden özgür.
Fakat tasmasını başkasına verirsen seni oradan oraya çekiştirirler ve yaşıyorum sanarsın.
Tyler Durden haklıydı.
Babalarınızın (Sistemin) size vaat ettiği o "Güvenli Hayat" bir yalan.
Önünde iki seçenek var: Ya ekranın başında uyuşturulmuş mutlu bir zombi olarak öleceksin.
Ya da acı çekmeyi göze alıp, kendi gerçekliğini inşa eden bir insan olacaksın.
Merak etmeyin her acı geçicidir sonsuza kadar sürmez.
Ben bu akşam en iyisi 22:30 civarı uyuyayım.. bugünü ne kadar az yaşasam o kadar iyi çünkü.. yıllık kötü haber kotam bir günde doldu lan resmen.. şaka gibi.
Araştırmalar gösteriyor ki, dünya genelinde evlilik oranları, doğurganlık ve gençler arasında cinsel ilişkiye yönelik ilgi belirgin biçimde düşüyor. Bu dönüşümün kök nedenleri arasında ise –yaygın kanaatin aksine– finansal yoksulluk ilk sırada yer almıyor.
Günümüzün en derin toplumsal kırılmalarından biri, sosyal medyanın yetersizlik hissini “tatmin etme” aracına dönüşmesi. İnsanlar kendi hayatlarını, başkalarının seçilmiş ve idealize edilmiş görüntüleriyle kıyaslayarak giderek daha yüksek bir aşağılık kompleksi geliştiriyor. Gösteriş kültürü bir “etkileşim yarışı”na evriliyor; etkileşim ise bir statü ölçütü gibi sunuluyor. Günün sonunda hakikati bilim ve adalet değil, sosyal medyada öne çıkarılan yapay gündemlerin etkileşim oranı belirliyor. Pazarlama endüstrisi önce insanlara “yetersizsin” duygusunu aşılıyor, ardından bu yetersizliği giderecek ürün ve yaşam tarzı vaat ediyor. Bunu da sosyal medyada gündem olan popüler kültür algısıyla yapıyor: Bu mekana gitmelisin, şunu yemelisin, şöyle giyinmelisin, şurada tatil yapmalısın, şu telefonu almalısın, şu sertifikayı CV'ne eklemelisin ve işte şimdi toplumda kabul gören biri haline geldin ve artık hazırsın! Fakat bu döngü, tüketimi artırsa da hiçbir zaman gerçek bir tatmin üretmiyor! Bunun aksine, bağımlılığı derinleştiriyor.
Bu atmosferde, kadının bedensel meta haline gelmesi, erkeğin ise para ve statü üzerinden değersizleştirilmesi, bu ikisine erişim için her yolun (suç veya ahlaksızlık) meşru olduğu algısının öne çıkarılması sonucunda sosyal medya, flört uygulamaları, cinsel içerik ekonomisi üçgeninde yeni bir “takas kültürü” yaratıyor. Bu kültür, aile kurumunu yavaş ama istikrarlı biçimde aşındırıyor.
Bugün toplumların ortak davranışsal psikolojisi, sahip olduklarını sürekli “daha iyisi” ile kıyaslamak üzerine kurulu. İnsanlar bu kıyaslamanın peşinde koşarken vakitlerini, sağlıklarını, ilişkilerini, güven duygularını ve nihayetinde kendi benliklerini kaybediyorlar.
Ve asıl yoksulluk tam da budur: Kendi hayatını, başkalarının vitrinde sergilediği illüzyonlarla ölçerken, gerçek değerlerini yitirmek ve sahip olduğun asıl değerlerin bilincine asla varamamak...
📚https://t.co/l0qYvJOrzR
Gs taraftarının ‘Allahu Ekber’ diye bağırıp Liverpool topçularını anlık hataya zorlamalarının dışında Galatasaray’ın gol atma ihtimali yok diye düşünüyorum..
Bu ara az yemek, hiçle yok arası alkol, biraz hareket derken, anlamlı kilo kaybı olmamasına rağmen güzel bir hafiflik var, sevdim.. bu gazı almışken ay başı da salon.. ben baya buradan devam ya.. bir de sigarayı bıraksam..