Nasıl ki bardak ağzına kadar dolduğunda taşması bir zorunluluksa, aynı şey çoğu zaman insan için de geçerli. Hem olumlu hem de olumsuz manada bu böyle.
Bir şey bizden taşıyorsa artık biz bile onu tutamıyoruz...
İnsan, kendinde olanları bir başkasına vermek zorunda.
İrem
O kadar başka hikayeler var ki.
Kimin hayatını yazsak roman olur...
Sosyal medya bizi dünyadan falan haberdar etmiyor. Tüm bu çeşitliliği bıçak gibi iki koca parçaya bölüp, sahte bir ring yaratıp kavga ettiriyor. Hem de aynı kısır kalıplar üzerinden.
Dışarı çıkıp muhabbet edin.
Bazen dertlerimizi o kadar özel ve vazgeçilmez buluyoruz ki...
İyi ki başıma geldi, sabredeyim falan diyip içinde kalmak için ekstra çaba gösteriyoruz.
Oysa hayat o kadar karmaşık ve zor ki.
Sıkıntı bol yani. Mutlaka birinin içinden geçeceğiz..
Gereksiz sabıra gerek yok..
İrem
@_sumeyra1_ Bu ne kadar derinliksiz, yüzeysel dümdüz bilgilerle yapılmış bir yorum hdjdjdj
Kronolojik olarak bir sıralama yap ve sadece bu sıralamayla da bir yorum djjdkd
Mikrodan makroya...
O kadar çok birbirimizle uğraşıyoruz ki, bu aile içinde de böyle, arkadaşlıklarda da böyle... sadece eksiklerimiz üstünden hemde. Ne acı.
Ne kendi nefsimizle şöyle dolu dolu uğraşmaya ne de düşmanla savaşmaya vakit kalmıyor. Biz, bizim yüzümüzden bu haldeyiz..
Bir sürü şeyler yazasım var. Ama tam girişi yapıyorum, her cümlede yazılacak başka bir şey daha aklıma geliyor. Her şey birbirine bağlı. Böyle olunca bir anda kısa devre oluyor ve her şeyi unutuyorum. Kafayı toplamak için yazıyorum, yazarken yine gidiyor. Öyle bir paradoks...
Önümüzde duracak insanları zaten istemeyiz. Onların bize yaklaşması çoğu zaman ihtimal dahilinde bile değil.
Arkamızda duracaklar ise baya fazla çünkü onlar çoğunlukla bizi sevenler ve korumak isteyenler.
İhtiyacımız olansa yanımızda duracak olanlar...
Nasip...
İrem
Türkiye'de sanat, edebiyat ve akademi çevrelerinde muhalif olmaktan anlaşılan şey, dünyada sanat, edebiyat, akademi çevreleriyle uyumlu olarak şahsiyetsizleşmekten ibaret. Türkiye'yi kötüleyip dünyaya yaltaklanmakla ellerine geçen şey hedonist yanlarını finanse ediyor. Zavallıca.
Artık kendimi saklayarak ihtimal yaratmaya çalışmıyorum. Kendimi ortaya koyuyorum ve karşılığını da karşı tarafa bırakıyorum... Olacak olan ayakları yere basarak oluyor. Hayalin içinde değil, hayatın içinde... (genel)
Asırlık Gece’yi izledikten sonra milyonlarca kişi aynı şeyi düşünüyor. Neden idam edilmediler? Neden hala yaşıyorlar? Neden AB’yi girmeyeceğimiz kesinken hala bu yasayı değiştirmiyoruz? (Zaten girmemek de gerekiyor)
Böyle adalet olmaz!
30 bin yıllık insanlık tarihinde on binlerce devlet, oba, kabile, imparatorluk kurulmuş. Bunların %99’unun böyle bir ihanet gecesi sonrası ne yapacağı belli.
%99 haksız ve bizim ılık avrupalılar mı haklı yani? Saçmalık!
Ve eğer yazamayacaksak içimizden geçenleri anlaşılmaz ya da yanlış anlaşılır kaygısıyla; o zaman doğru hissediyor olmanın ne manası kalacak?
Yazamayacaksak, anlatıp konuşamayacaksak gösteremeyeceksek ne anlamı kalacak?
Bazen hatırlaması zor bazense unutması.
Bir yerlerde insanlar acı çekerken hem onları unutmamak hem de burda gündelik hayata devam etmek zor.
Ya hatırladığın için devam edemiyorsun acıdan ya da kapıldığın için hayata unutuyorsun.
Ama hem unutmamak hem de devam etmek gerekiyor...
Bir şey bize verilmişse, bizim de onu başkalarına vermemiz görevimiz sayılır. Fazladır o verilen şey zaten ve taşar...
Ve bundan dolayı kibirlenmek saçma olur.
Eğer bir şey bize verilmediyse o zaman da zaten sorumlu olmayız. Bunun için de ahlanıp vahlanılmaz...
İrem
Bu arada, Asırlık Gece dizisini izledim, gerçekten bu vatanı o gece kurtarmak için ne polisler, ne askerler ne mücadeleler etmişler. Ölebileceklerini göze alarak. Etimesgut Zırhlı Tugayı Komiseri ve Yardımcısı, nasıl bir vatan sevdasıdır bu. Anlatırken bile hala o geceyi yaşıyorlar. Allah bu insanlara uzun ömürler versin. Vatan bu insanlarla çok daha güzel bir yer.