Ekmeğiniz kesilmesin diye çıkarmadığınız sesiniz, günü geldiğinde o ekmeği yediğiniz yerden kurşunu yediğinizde neyin bedelini ��dediğinizi anlarsınız!
Her haftaya İstiklal Marşı ile başlayıp, haftayı yine aynı gururla sonlandıran; her sabah Andımızı okuyarak güne uyanan bir nesildik.
Ay yıldızın altında büyüdük.
“Türküm, doğruyum, çalışkanım...” derken sadece bir metin değil, bir duruş ezberledik.
+Biz bu 6 ilkeyle büyüdük.
Sadece geçmişimizi değil, geleceğimizi de bu değerlerle kurduk.
Çünkü biz;
“Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.” sözünü iliklerine kadar hisseden,
Cumhuriyet’le nefes alan,
Atatürk’ün izinde yürüyen bir nesildik.
Kalabalıklar içinde kaybolmadım, kendimi gizledim.
Çünkü bazı sesler sessizlikte daha yüksek çıkar.
Kuralları takip etmedim, kendi yolumu çizdim.
Yaralarım bana pusula oldu, engellerim ilham…
Karanlıktan korkmadım — çünkü ben orada varoldum.
Göründüğüm kadar değilim;
+Hayatın ne zaman biteceği belli değil…
Ama nasıl yaşanacağı senin elinde.
O yüzden eksik değil, tam yaşa.
Kısık değil, cesur sesle.
Yarım değil, dolu dolu…
🎤 "Hayat kısa... Sen kısmadan yaşa!"
ME
🔊 "Artık Sessiz Kalma Zamanı Değil"
Eskiden sessizdim...
Kendimi geri çeker, az konuşur, az görünürdüm.
“Böylesi daha iyi,” diyorlardı.
“Huzur sessizliktedir.”
Ama fark ettim ki;
sessizlik bazen suskunluktur,
suskunluksa bastırılmış bir hayattır.
+Eğer hâlâ dinginliğin tek yol olduğunu sanıyorsanız,
Yanılıyorsunuz arkadaşlar...
Çünkü bazen en doğru şey,
kendini en yüksek sesinle duyurmaktır.
Müziği aç sonuna kadar.
Kahkahanı bırak sokaklara,
Rüzgarla yarış, dans et, koş, bağır,
Yaşadığını hisset!