SES’te örgütleniyoruz!
QR kodunu okutup sendikamıza ön başvuruda bulunabilirsiniz. Form doldurulduktan sonra sizinle iletişime geçilecektir.
Başvuru Linki: https://t.co/eLVjU0IdWX
Kurtuluş Parkı’nda yaptığımız açıklama sonrası polis müdahalesiyle Genel Başkanımız Eren Edebali, Eğitim Sen EşGenel Başkanı Kemal Irmak dahil üç kişi gözaltına alındı.
Abluka devam ediyor.
Korkumuz yok, hakkımızı almadan geri dönmeyeceğiz!
#ÖğretmenlerGözaltında
#ÖğretmenHakkınıAlacak
Öğretmen Sendikasının Güvenpark'ta yaptığı ve SES MYK Üyelerimizin ve SES Ankara Şube Eş Başkanımızın katıldığı basın açıklamasına polis sert müdahale etti ve çok kişi gözaltına alındı.
Eğitim Sen Başkanı Kemal Irmak ters kelepçe ile gözaltına alındı.
İstanbul’da gerçekleştirilen ev baskınlarında, Şube Yöneticimiz Çiğdem Yıldırım’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alınmıştır.
İfadeye çağrılması halinde kendi iradesiyle adliyeye gidecek olan arkadaşlarımızın şafak baskınlarıyla gözaltına alınmasını kabul etmiyor, bu uygulamaları kınıyoruz.
@sesgenelmerkezi
15-16 Haziran Direnişinin yolunda yürümeye ,sınıf kavgasını büyütmeye devam edeceğiz.
Ülkemizin siyasal ve sendikal mücadele tarihinde çok önemli bir yeri olan 15-16 Haziran işçi eylemleri bugünümüze ve mücadelemize ışık tutmaya devam ediyor.
KESK’e bağlı sendikalara üye on binlerce kamu emekçisi olarak direnişin 56. yıl dönümünde , siyasal baskılara, sömürüye, iş cinayetlerine, çocuk işçiliğine ve grev kırıcı saldırılara karşı, daha iyi bir yaşam güvenceli ve güvenli çalışma hayatı için 15-16 Haziran'ın izinde mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz.
Kurtuluş Yok Tek Başına !
Ya Hep Beraber!
Ya Hiçbirimiz!
MTK toplantımız şubelerden gelen temsilcilerimizin öneri ve değerlendirme konuşmaları sonrası Genel Sekreterimiz Ferit Ceylan'ın birleştirilen şube ve temsilcilikler ve Eş Genel Başkanımız Mehmet Sıddık Akın'ın Yönetmeliklerde yapılacak değişiklikler üzerine anlatımları ile devam ediyor.
PİRXUS/OVAKIŞLA beldesinde hayata geçirilmek istenen GES projesi, yalnızca bir yatırım projesi değil; köylülerin yaşam alanlarına, meralarına, üretim alanlarına ve doğayla kurdukları yaşamsal ilişkiye yönelik bir müdahaledir.
Yaşam alanlarını savunan insanların karşısına kolluk kuvvetleri dikmekten vazgeçilmeli, halkın talepleri dikkate alınmalıdır.
#bitlis #ovakışla #pırxus #ekoloji #ges
@sesgenelmerkezi@KESK1995@BitlisValiligi@TBMMresmi@csbgovtr@TCEnerji
11.Dönem 8. Merkez Temsilciler Kurulu Toplantısı’na Şube Eşbaşkanımız Sevgi Başkavak ve Şube işyeri temsilcimiz Binnaz Taşçı katılım sağladı.
Toplantıda sendikal mücadelemizin güncel başlıkları, örgütlenme çalışmaları ve önümüzdeki döneme ilişkin değerlendirmeler yapıldı.
SES Mersin Şubesi sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin var olan haklarını korumaya, ve mücadeleyi büyütmeye devam.....
Bu ay içinde TBMM'ne sunulması planlanan ve toplamda 19 ayrı yasada değişiklik öngören 12. Yargı Paketi taslağı, iktidarın aile on yılı planlarına paralel olarak kadınları şiddete ve yoksulluğa daha açık hale getirecek düzenlemelere yer veriyor.
KESKli kadınlar olarak 12. Yargı Paketini hukuksal bir düzenleme olmanın ötesinde, iktidarın toplumu kendi ideolojik çizgisine göre yeniden şekillendirme girişiminin bir parçasıdır.
Toplumu tekçi, cinsiyetçi ve erkek egemen kodlarla yeniden dizayn etmenin aracı olarak kullanıldığı açık olan 12. Yargı Paketi’ne karşı *bileşeni olduğumuz Mersin kadın platformlarıyla birlikte Alanlardayız.*
“Haklarımız Paketlere Sığmaz”
@KESK1995@sesgenelmerkezi
Şehir Hastaneleri Kamu-Özel İş Birliği (Köi) Modelinin Mevcut Diğer Sağlık Kuruluşlarına Uygulanacağına Dair Haberler Üzerine Değerlendirmemiz
Şehir Hastaneleri Kamu-Özel İş Birliği (Köi) Modelinin Mevcut Diğer Sağlık Kuruluşlarına Uygulanacağına Dair Haberler Üzerine Değerlendirmemiz:
Son günlerde kamuoyuna yansıyan haberlerde, şehir hastanelerinde uygulanan Kamu-Özel İş birliği (KÖİ) modelinin kapsamının genişletilerek mevcut kamu hastanelerinde de bina bakımı, onarım, temizlik, laboratuvar ve görüntüleme gibi hizmetlerin özel sektöre devredileceği ifade edilmektedir.
Aslında bu konunun “Sağlıkta Dönüşüm Programı” kapsamında uzun yıllardır altyapısı hazırlanmış durumda.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 36. Maddesi 1988 de bir madde eklenerek hizmet sınıfları tanımlanmış. Yardımcı hizmetler sınıfındaki personelin yaptığı temizlik, bakım, onarım vb işlerin taşeron şirketler eliyle yapılabileceği kanuna bağlanmış durumda.
Yine 2003 yılında 657 DMK’nın 36. Maddesine sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfına eklenen ek madde ile bütün sağlık hizmetlerinin taşeron (ihaleyle hizmet satın alma) eliyle yapılabilmesinin önü açıldı.
Sizlerin de bildiği gibi bu konuda KÖİ modelinde ise yasalar sınırsız olanaklar açmış durumda. Özel şirketler hastane yapıp kamuya kiraya verebiliyor. Bunun dışında bu hastanelerde otel, restoran, kafe yapıp kendileri işletebiliyor. Özellikle üniversite hastaneleri ve devlet hastaneleri arasındaki iş birliği protokolüne vakıf hastaneleri vb de eklendi. Bu yasal düzenlemeler ile sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesinin önü tamamıyla açılmaya başlandı.
“dönüşümün” ilk yıllarında kamu sağlık kurumlarında öncelikle yemekhane hizmetlerini (taşeron şirketlere verdiler) özelleştirdiler. Sonra güvenlik hizmetleri, sonra görüntüleme hizmetlerini ve bazı yerlerde taşeron şirketler üzerinden hemşire vb sağlık meslek mensuplarını da çalıştırdılar. Bütün illerde yüzbinlerce taşeron işçi çalıştırıldı. Sendikaların mücadelesi, siyasal seçimlerde rant vb birçok gerekçe ile taşeron işçiler “süresiz sözleşmeli kamu işçisine” dönüştürüldü. Fakat taşeron çalıştırma bitmedi. Zaten mevcut yasalar taşeron çalıştırmaya, taşeron şirketlerden ve özel şirketlerden hizmet satın almaya uygun.
Elbette sağlık hizmetlerinin tüm toplumu ilgilendirdiğini ve kamu eliyle yürütülmesi gerektiğini, piyasa koşullarına açılmaması gerektiğini söylüyor ve buna dair demokratik mücadeleyi sürekli vermekteyiz. “sağlıkta dönüşüm” dedikleri programı biz “yıkım” olarak değerlendirdik ve karşı mücadelesini çok uzun yıllardır yürütüyoruz. Bizim şimdiye kadar yapabildiğimiz belki de geciktirme ve tümüyle paralı hale gelmesini önlemek oldu.
Hukuksal mücadele de yürütüyoruz. Başlangıç kısmında hukuksal olarak kazanıyorduk. Bakım, onarım, temizlik dışında taşeron eliyle ya da özel sektör eliyle başka hizmet yapılamaz diyor ve mahkemelerde kazanıyorduk. Sonra TTB’nin benzer konuda açmış olduğu davası Anayasa Mahkemesine kadar gitti ve AYM tarafından red edildi. Anayasa Mahkemesi 2004 yılındaki bu kararıyla sağlık hizmetleri tek başına kamunun vermesi gereken bir hizmet değil diyor. Özelde verebilir. Kamu özelden hizmet te satın alabilir dedi. Böylece hukuksal mücadelede kaybediş oldu. Daha sonraki yıllarda çıkarılan KÖİ yönetmeliklerine de sendika olarak dava açtık ve kaybettik maalesef.
Sağlıkta dönüşüm denilen programın, uluslararası bir sermaye projesi olduğunu biliyoruz. Kapitalist ülkelerin tamamında uygulanmaya çalışılan bir modeldir. Doğallığında politik ve siyasal bir tercihtir. O nedenle de başka bir sağlık sisteminin mümkünlüğü sadece emek ve meslek örgütlerinin tek başına değil, halkın örgütlü tüm yapılarının ortak mücadelesi ile gerçekleşebilir. Toplumsallaşan ve siyasallaşan bir mücadele hattına ihtiyaç var.
“Sağlıkta Dönüşümün” geldiği boyut sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sıkıntılarla ortaya çıkıyor. Cepten ödemeler her gün artıyor. Katkı katılım payları ilave ücretler artıyor. SUT kapsamında ödenmesi gereken ilaçların sayısı azalıyor. Yoksullar, dar gelirliler cepten artan ödemeler nedeni ile daha da yoksullaşıyor. Eskiden hastanede yaşadığımız muayene ve ilaç kuyrukları şimdi sanal kuyruklara (MHRS) dönüşmüş durumda. Randevu bulamama, görüntüleme vb işlemler için aylarca, yıllarca bekleme bizlere reva görülüyor.
Sağlık emekçileri düşük ücretlere mahkûm ediliyor. Üniversitelerde belirli branşlarda çok az sayıda bulunan hekimler de özelde daha fazla kazanabildiği için özeli tercih etmeye başlıyor. Üniversitelerde geçinemeyen hocalar mesai dışı öğretim üyesi muayenesi adı altında birazcık ta olsa gelirlerini arttırmak için daha çok muayene yapmak zorunda kalıyorlar. Bu nedenle tıp eğitiminde öğrenci yetiştirmeye zaman ayırmaları azalıyor. Bu da tıp eğitiminin bile niteliksiz hale gelmesini sağlıyor.
Koruyucu sağlık hizmetlerine bütçe ayrılmıyor. Aile hekimliği modeli ile de daha çok muayenecilik öne çıkarılıyor. OECD ve AB ülkelerinde bizim ülkemize göre daha fazla yaşlı nüfus var. Yaşlı nüfus demek daha çok kronik hastalık demek ve sağlık kuruluşlarına daha çok ihtiyaç anlamına geliyor. Ama bizdeki sağlık kurumlarına yıllık başvuru oranı 1 milyar 200 bine ulaşmış durumda. Yani bizde bir kişi yılda 12 kezden fazla sağlık kurumlarına başvururken AB ve OECD ülkelerinde 6.2-6.4 civarı başvuru var. Üstelik bizdeki sağlık personeli onların yarısı kadar. Aldığımız ücretler de onların yarısı. Aslında bu sağlık sisteminin kendisi hastalık üretiyor ve talep sürekli kışkırtılıyor.
Türkiye’de bir sağlık emekçisi AB ve OECD ülkelerindeki emsallerine göre 4 kat fazla çalışıyor ve yarı ücretle. Uygulanan politikalar sağlık emekçilerine tükenmişlik, meslek hastalıkları ve şiddet olarak geri dönüyor. “Dönüşüm” adı altında uygulanan bu sağlık sistemi hizmet veren emekçileri de hasta ediyor yaşamlarına mal oluyor. Halk açısından da sağlık hizmetlerine erişimin zorlaşması ve paran kadar sağlık dönemi olarak dönüyor.
Halk ve emekçiler yararına bir sağlık sistemi mümkün. Sağlık hizmetlerinin planlanmasından sunulmasına kadar; halkın örgütlü yapıları aracılığıyla, emekçilerin sendikaları ve meslek örgütleri aracılığıyla karar alma süreçlerine katıldığı bir mekanizmaya ihtiyaç var. Yeni bir sağlık sisteminin inşasında bu kritik olan karar alma sürecine katılım içinde sağlık hizmeti sunanlar ve alanların birleşik mücadelesine ihtiyaç var. Buda yetmez toplumsallaşan mücadelenin siyasallaştırılması da gerekmektedir.
Sendika olarak bu yaklaşımla mücadeleyi yürütüyoruz. Tüm örgütlü yapılarında sistemi sorgulaması ve sistem eleştirisini eksene alan, değiştirmeyi hedefleyen bir mücadele hattıyla sürece yaklaşmasının kazandırıcı olacağını düşünüyoruz.
Saygılarımızla. 11.06.2026
MERKEZ YÖNETİM KURULU
https://t.co/WVfm4cjCyU
ÇIPLAK ARAMA İNSANLIK SUÇUDUR!
Dün, Fatoş Pınar Türker tarafından duruşmada dile getirilen çıplak arama, kötü muamele, psikolojik baskı, çocukları üzerinden tehdit edilme ve cezaevi koşullarına ilişkin iddialar ve bu iddiaların görmezden gelinmesi endişe vericidir. Hukukun baskı aracı haline getirilerek muhalefete, hakları için mücadele edenlere göz dağı verilmek için kullanılmasının olağan hale getirildiği yetmiyormuş gibi gözaltında ve cezaevlerinde kötü muamele, çıplak arama gibi insanlık onuruna aykırı davranışlar sistematik olarak devam etmektedir.
Kadın bedeni üzerinden denetim kurulması, bunun bir baskı, sindirme ve cezalandırma aracı olarak kullanılması insan onuruna aykırıdır. Çıplak arama işkencedir, Birleşmiş Milletler ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'yle açıkça yasaklanmıştır. Pınar Türker’in yaşadıkları münferit değildir. Bu iddiaların görmezden gelinmesi ise işkencenin normalleştirilmeye çalışıldığına işaret etmektedir.
Tüm işkence ve çıplak arama iddiaları derhal bağımsız, tarafsız ve etkili bir biçimde soruşturulmalı; işkence ve kötü muamele yasağını ihlal edenler ve ihlali görmezden gelenler yargı önünde hesap vermelidir.
11. Dönem 8 Merkez Temsilciler Kurulu toplantımız Genel Sekreterimiz Ferit Ceylan'ın açılış konuşması sonrası divan oluşumu ve Eş Genel Başkanımız M. Sıddık Akın'ın siyasal ve sendikal geçmiş sürecin Değerlendirilmesi ile başladı.