Galatasaraylılar hikayesiz edemez, mümkün değil. İlla bir hikaye olacak ki, motive olabilsinler. Bu sezon malum besteyi “5 sene üst üste şampiyon olduk” şeklinde güncelleme fırsatı varken, nedense bu yeterince motive edici olmadı şu ana dek.
Rus soğukluğunu sevimlilikle dengelemiş olan bu çocuk Galatasaray'ın bu sezon hedef değilse de, kişi odaklı hikaye eksikliğini giderme yolunda ilerliyor. Böylece dolu dolu geçen kahramanlı yıllardan sonra boşa düşüldüğünde veya yüzler hafif eskidiğinde, kahraman olarak belirdi. Fark ettiyseniz, sezon başından beri Galatasaraylıların pek keyfi yoktu, neden? Çünkü hikaye bulamadılar; başkaları bir sene şampiyon olabilmek için kendilerini hırpalarken, başkan üstüne başkan, hoca üstüne hoca, kadro üstüne kadro değiştirirken, bizimkileri dört sene üst üste şampiyonluk gibi bir başarı artık tatmin edemez hale geldi.
Doymuşluktan ve heyecansızlıktan daha büyük bir bela varsa o da bunun hikayesizlikten kaynaklanmasıdır. Bu yüzden kahramanlara ihtiyaç duyarız. “Salah'ın oturduğu kaya” gibi mitolojik nesneler bile üretiriz hikaye ihtiyacımızı gidermek için.
Teorik lak lak, cak cak: Mircea Eliade, halk hafızasının salt tarihsel olayları ve kişileri olduğu gibi muhafaza edemediğini, bunun yerine tarihsel figürleri hızla efsaneleştirerek onları kültürel “mitolojik arketiplere” dönüştürdüğünü ileri sürer. Eliade’nin bu tespiti, halkın hayal gücüyle şekil değiştirerek olağanüstü nitelikler kazanma halinin adeta teorik bir okumasıdır. Benzer şekilde, yirminci yüzyıl düşünürlerinden Ernst Cassirer de mitlerin ve efsanelerin salt birer “hayal mahsulü asılsız hikâye” olmaktan ziyade, toplumların kendi değerlerini, ülkülerini ve duygusal enerjilerini belirli figürler üzerinden dışa vurma ve somutlaştırma çabası olduğunu savunur.
İşte bu sarı çocuk bunun somut bir örneğidir.
Dün gece maç kadar bu çocuğu da izledim ne yapıyor, ne ediyor diye, her hareketinden zeka fışkırıyor, dar alanda hızlıca düşünüp karar alıyor ve harekete geçiyor. Yeşil sahada neredeyse gol kadar güzel bir şey varsa o da böyle akıllı futbolcuların varlığıdır. Yoksa maç içinde ve sonunda horoz dövüşü izler dururuz.
Ve hiç bozulmamış, temiz, kafası sadece oyunda. Bazıları gibi hır gür, sığ popülizm peşinde değil. “Eğer bu sporcuysa, diğer birçokları ne” diye düşünüyor insan ister istemez. Taraftarlarla bağ kurmaya önem veriyor, Rusya'daki takımından ayrılırken de bunu göstermişti; Osimhen'in anlattığına göre, beri yandan Galatasaray değerlerini de öğrenmeye çalışıyormuş. Osimhen kendisine, en az kendisi kadar işini ciddiye alan iyi bir yoldaş bulmuş gibi davranıyor. Demek ki onun da böyle bir hikayeye ihtiyacı varmış, yoksa otobüsteki vip koltuğunda ona niye yer açsın değil mi? Bir ışık görmüş olmalı.
Rusça videolardan gördüğümüz kadarıyla, bu Rus çocuğun sanki 30’larına yaklaşmışçasına olgun ve düzenli bir aile hayatı da var. Kolay şımarmaz ve dağılmaz. Bu da üst düzeyde uzun bir futbol kariyerine katkı sağlayabilecek bir unsur.
Seviyeyi yükselttiği de kesin; taraftarlara Kalinka dinlettiriyor, ona adından ötürü Lyoşa veya Alyoşa ve malum Rus edebiyatı karakteri Bazarov diyenler gördüm ve bu adları öğrenenler de oldu kendisi sayesinde. (Kendisi ne kadar biliyor o ayrı bir konu.) Sahada güreşenlerden daha anlamlı geliyor böyle topçular. Bu arada forma numaralarımız aynı, 83; sadece “Bazarov” yazdırmayı düşünüyorum fazladan.
Genç yaşta bayrak adam olmaya namzet ama burayı bir sıçrama tahtası olarak görüyor da olabilir, nitekim bir yıl sonra PSG’ye geçeceği şeklinde bir haber de vardı. (https://t.co/KqxJT8CeRG) Son CL maçımız PSG ile onu nasıl etkileyecek göreceğiz.
Galatasaray yönetimi derhal onunla ilgili uzun soluklu bir tasarrufta bulunmalı. Buranın da yaşanmaya değer, köklü bir hikayesi olduğunu ona iyiden iyiye hissettirmek gerekiyor. Avrupa'daki Rus alerjisi bir tık lehimize. Lehimize olan unsurlardan biri de Galatasaray’daki futbolcu eşlerini her zaman etkilemiş olan aile ortamıdır. Bu camia futbolcuları ailesinden ve kalbinden yakalamayı iyi bilir.
“Amma da abarttın ha, alt tarafı bir futbolcu” diyebilirsiniz, ee “Galatasaraylılar hikayesiz edemez, mümkün değil” demedim mi? Şu geçici yaşamdan biraz tat alabilmek için hikaye şart azizim, yoksa kös kös otururuz oturduğumuz yerde ve bu saçmalıklara katlanacak bir neden bulamadığımız için bir yaşam bıkkınlığı çöker içimize.
Herkese geçmiş olsun, pardon, “günaydın” diyecektim.
Marmaray yemin ederim ülkenin en büyük sosyoloji laboratuvarı. Bugün iki liseli GS-Barça maçını kaynatıyor.
Biri durdu, "Kanka Katalan ne ya?" dedi. Diğeri hiç duraksamadan, zerre şüphe etmeden o tarihi tespiti yaptı:
"İspanyol Kürdü gibi düşün kanka."
Siyaset bilimi, sosyoloji, uluslararası ilişkiler... Hepsi tek bir cümlede eridi gitti.
gecenin arkasında bir yerde
ufaldıkça gaz lambaları
nehrin omuzlarına yaslanıp yaslı ve dindar
yalnızlıktan soğumuş dağlar
kalpaklı bir süvari dolaşırmış gizlilerde
yatsıları
kemal paşa'dır diyorlar