"Jeffrey Epstein’in İsrail Ağı, Kongo’nun Ölümcül Maden Ticaretini Nasıl Şekillendirdi
🔸 Drop Site tarafından yayımlanan, Murtaza Hussain ve Ryan Grim imzalı bir araştırma; ABD Adalet Bakanlığı kayıtları ile eski İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın hesabından ele geçirilen e-postalara dayanarak, Jeffrey Epstein ile Barak’ın İsrail istihbaratı uzmanlığını, özel askerî yükleniciliği ve Afrika’nın muazzam doğal kaynaklarına erişimi bir araya getiren bir iş ağı kurduğunu ortaya koyuyor. E-postalar, ihbarcı grup Distributed Denial of Secrets tarafından elde edildi ve Drop Site tarafından bağımsız olarak doğrulandı.
🔸 Barak, 2013 yılında İsrail savunma bakanlığından ayrıldıktan sonra, iç çatışmalarla karşı karşıya bulunan hükümetlere özelleştirilmiş İsrail istihbarat, gözetleme ve güvenlik hizmetlerini pazarlamak amacıyla Epstein ile birlikte çalıştı. E-postalar, Barak’ın girişimi Afrika genelinde genişletmek için eski Mossad Başkanı Danny Yatom da dâhil olmak üzere uzun yıllara dayanan istihbarat bağlantılarından yararlandığını gösteriyor.
🔸 Yatom’un şirketine ait gizli bir teklif dosyası, İsrail istihbaratından gelen eski görevlilerin, Kongo’nun doğusunda Ruanda destekli M23 isyanına karşı yürütülen 2012-2013 savaşı sırasında 150 kişilik seçkin bir Kongolu özel harekât birliğini eğittiğini anlatıyor. Yatom, bu birliğin gece baskınları ve özel operasyonlarının savaşın gidişatını değiştirmeye yardımcı olduğunu öne sürdü.
🔸 Çatışmaların azalmasının ardından ağın odağı askerî sözleşmelerden ticari fırsatlara kaydı. E-postalar, Epstein’ın yakın ortağı ve Dubai merkezli DP World'ün Yönetim Kurulu Başkanı Sultan Ahmed bin Sulayem’in, madencilik, petrol, doğal gaz, limanlar ve ulaşım altyapısına yönelik yatırımlar konusunda Kongo Devlet Başkanı Joseph Kabila ile temas kanalları açtığını gösteriyor.
🔸 Araştırma, bu girişimleri; yabancı hükümetlerin, madencilik şirketlerinin, istihbarat teşkilatlarının ve askerî yüklenicilerin Kongo’nun bakır, kobalt, koltan, elmas ve diğer stratejik madenlerden oluşan devasa rezervleri üzerinde nüfuz mücadelesi verdiği çok daha uzun bir tarihsel çerçeve içine yerleştiriyor. 2018 yılına gelindiğinde Epstein, yaptırım uygulanan İsrailli maden patronu Dan Gertler’in varlıklarını da kapsayan, Kongo’nun madencilik ekonomisini hedef alan ABD Hazine Bakanlığı yaptırımlarına ilişkin görüşmelere katılıyordu.
🔸 Haber, aynı dinamiklerin günümüze kadar uzandığını ortaya koyuyor. Washington, Kongo’nun kritik mineralleri üzerindeki Çin hâkimiyetine meydan okumaya çalışırken, ABD ve BAE destekli bir konsorsiyum, geçmişte Gertler ile bağlantılı olan büyük bakır ve kobalt varlıklarını kontrol altına almaya çalışıyor. Aynı zamanda, Blackwater’ın kurucusu Erik Prince, İsrailli danışmanlarla birlikte çalışarak, yine aynı maden zengini bölgede M23’e karşı savaşmaları için Kongolu özel kuvvetleri yeniden eğitiyor.
🔸 Araştırma, jeopolitik aktörler ve kullanılan teknolojiler değişmiş olsa da Kongo’nun maden zenginliği üzerindeki rekabetin sürdüğünü vurguluyor. Yabancı hükümetler, askerî yükleniciler ve çok uluslu yatırımcılar ülkenin doğal kaynak sektöründe derin biçimde yer almaya devam ederken, Kongo’nun muazzam doğal kaynaklarından elde edilen servetin çok az bir kısmı Kongolu halka ulaşıyor."
32 yaşındaki Afro-Latina kökenli, sonradan Müslüman olmuş (mühtedi), demokratik sosyalist Darializa Avila Chevalier, New York'un 13. Kongre Bölgesi'ndeki Demokrat Parti ön seçiminde beş dönemdir Kongre'de bulunan Adriano Espaillat'i yenerek dikkat çekici bir zafere imza attı. Kasım ayındaki genel seçimi de kazanması halinde ABD Kongresi'ne seçilen ilk Dominikli kadın olacak. Zaferini, bölgesi için "yeni bir şafak" olarak nitelendirirken seçmenlerin artık eski siyasi düzeni kabul etmeyeceğini söyledi.
Toplum örgütleyicisi ve doktora öğrencisi olan Chevalier, kampanyasını demokratik sosyalist bir program üzerine inşa etti. Evrensel sağlık hizmeti, kiracı haklarının güçlendirilmesi, ICE'ın kaldırılması, büyük şirketler ve süper PAC'lerin siyaset üzerindeki etkisinin sınırlandırılması ile kamu kaynaklarının savaş yerine toplumsal ihtiyaçlara yönlendirilmesi gibi talepleri öne çıkardı. Gazze'deki savaşa karşı çıkışı ve Filistin'e verdiği destek de kampanyasının temel unsurları arasında yer aldı.
Chevalier'in kampanyası, Demokratik Sosyalistler (DSA) ile New York Belediye Başkanı adayı Zohran Mamdani'nin desteğini aldı. Mamdani'nin desteklediği Kongre adaylarının ön seçimlerde peş peşe kazanmasıyla birlikte, demokratik sosyalist hareketin ve partinin ilerici kanadının New York'ta belirgin biçimde güç kazandığı görüldü.
Seçim süreci boyunca milyonlarca dolarlık olumsuz reklamlar, antisemitizm suçlamaları, Filistin yanlısı tutumu nedeniyle yürütülen karalama kampanyaları, Müslüman kimliğine yönelik İslamofobik saldırılar ve Dominikli kökenini hedef alan yanlış bilgilerle karşı karşıya kaldı. Buna rağmen elde ettiği zafer, Demokrat Parti içinde tabandan yükselen demokratik sosyalist ve ilerici siyasetin giderek daha güçlü bir alternatif haline geldiğini gösteren önemli bir dönüm noktası olarak öne çıktı.
https://t.co/RbulBRa1q7
Aynı benzinlikte eylem yapan madenciler de var.
Otobüs daha sonra yola devam ediyor. Benzinlikten Ankara'ya kadar 3 kere durdurulup GBT yapılıyor. Bilen bilir, yaygın bir yıldırma yöntemidir.
Aradan zaman geçiyor. NATO Ankara'ya gelecek diye yaşları 60-80 arasında olan
İran savaşı, ilan edilen hedeflerin tersine sonuçlar üretti. ABD büyük miktarda gelişmiş mühimmat tüketmesine rağmen İran’ın füze ve İHA kapasitesini ortadan kaldıramadı; İran Hürmüz Boğazı üzerinde etkili bir baskı kurarak Amerikalılara doğrudan ekonomik maliyetler yükledi. Savaşın sonunda ise Tahran’ın nükleer programı ancak müzakereler yoluyla ele alınabildi. Böylece İran rejimi zayıflamış değil, daha özgüvenli, meşruiyet kazanmış ve zafer elde etmiş bir aktör olarak ortaya çıktı.
Savaş aynı zamanda ABD’nin Ortadoğu’daki bölgesel düzeninin temel dayanaklarını sarstı. Washington’un İsrail ile kurduğu özel ilişki, çatışmanın sonunda görülmemiş ölçüde gerildi. Tarihin en yakın ve en entegre ABD-İsrail askerî operasyonlarından biri olarak başlayan süreç, Amerikan liderliğinin İsrail’in saldırgan tutumunu açıkça eleştirmesiyle son buldu. Bu sırada Amerikan kamuoyunda İsrail’e yönelik olumsuz görüşler hızla arttı; giderek daha fazla kişi İsrail’in politikaları ile ABD’nin çıkarları arasında derinleşen bir ayrışma gördü. Bu nedenle İsrail’in gelecekte çatışmaları yeniden tırmandırma çağrıları Washington’da eskisi kadar kolay karşılık bulmayabilir.
Ortadoğu düzeninin ikinci ayağı olan Körfez’deki Amerikan askerî varlığı da ağır bir darbe aldı. İran’ın bölgedeki Amerikan üslerine verdiği zarar, bu üslerin güvenlikten çok kırılganlık üretebildiğini gösterdi. Körfez monarşileri ise istemedikleri bir savaşın sonuçlarına maruz kalırken ABD’nin önceliğinin kendi güvenlikleri değil, Washington ve İsrail’in çıkarları olduğunu gördü. https://t.co/4JvFkG4V8W
İsrail’in siyaset, güvenlik ve kültür dünyasından onlarca önde gelen isim, işgal altındaki Batı Şeria’da artan yerleşimci şiddeti ve buna devlet kurumlarının göz yumduğu iddiası nedeniyle hükümete karşı hukuki süreç başlatma tehdidinde bulundu. Sızdırılan bir mektupta eski başbakanlar, eski güvenlik şefleri, emekli yargıçlar, akademisyenler ve kültür insanları, hükümete “son uyarı” niteliğinde bir çağrı yaparak “Yahudi terörizminin” derhal ortadan kaldırılmasını talep etti.
Mektupta, Filistinlilere yönelik yıllardır süren saldırılar ayrıntılı biçimde sıralanıyor. İmzacılar; cinayet, kundaklama, cinsel saldırı, yağma ve mezarlara yönelik saldırılar gibi eylemlerin faillerinin neredeyse tam bir cezasızlık ortamında hareket ettiğini savunuyor. Bu şiddetin yalnızca İsrail kanunlarını ve uluslararası hukuku ihlal etmekle kalmadığı, aynı zamanda İsrail’in güvenliğini tehlikeye attığı, ülkeyi uluslararası alanda yalnızlaştırdığı ve dünya genelinde antisemitizmi körüklediği öne sürülüyor.
Yazıya göre mektup, yalnızca radikal yerleşimcileri değil, devlet kurumlarını da hedef alıyor. İmzacılar, İsrail ordusunun birçok olayda saldırıları engellemediğini, bazı durumlarda ise doğrudan şiddetin parçası olduğunu iddia ediyor. Bölgesel savunma birlikleri üyeleri, yerleşim güvenlik ekipleri ve devlet tarafından silahlandırılmış sivillerin saldırılara karıştığı belirtilirken, ordunun “Yahudi terörizmi” suçlarını görmezden gelmeyi fiilî politika hâline getirdiği savunuluyor.
Mektupta ayrıca Batı Şeria’daki şiddetin stratejik sonuçlarına dikkat çekiliyor. İmzacılar, Filistinlilere yönelik saldırıların yeni misilleme eylemlerini, hatta geniş çaplı bir ayaklanmayı tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. Birleşmiş Milletler verilerine atıfla, 2020’den bu yana Batı Şeria’da İsrailli askerler ve yerleşimciler tarafından en az 1.100 Filistinli sivilin öldürüldüğü, ancak bu ölümlerle bağlantılı olarak kimsenin yargılanmadığı belirtiliyor. Mektubu imzalayanlar arasında eski başbakanlar Ehud Barak ve Ehud Olmert ile eski Mossad ve Şin Bet yöneticileri de bulunuyor. https://t.co/gNxiDfx1rI
Zohran Mamdani's Progressive Revolution
Zohran Mamdani-endorsed Jewish candidate Brad Lander's win over Democratic incumbent Dan Goldman is the most significant sign yet that the Zionist, pro-genocide AIPAC coalition in America is crumbling.
October 7 was horrific, but Netanyahu's Nazi-inspired genocide of Palestinians as a response was even worse. America is done funding the cruel and sadistic Netanyahu regime.
In a powerful demonstration of his rising clout as New York City's democratic socialist mayor, three candidates endorsed by Zohran Mamdani secured decisive victories in closely watched Democratic primaries on Tuesday, toppling incumbents and establishment favorites backed by the traditional Democratic machine.
Brad Lander (former NYC Comptroller and Mamdani ally) crushed two-term incumbent Rep. Dan Goldman in NY-10.
Political newcomer Darializa Avila Chevalier pulled off a stunning upset against five-term incumbent Rep. Adriano Espaillat in NY-13.
Claire Valdez defeated Brooklyn Borough President Antonio Reynoso — the handpicked successor of longtime Rep. Nydia Velázquez — in NY-7.
This clean sweep marks a dramatic shift in New York politics. Mamdani's endorsements proved far more potent than the backing of the Democratic establishment, signaling that progressive voters are rejecting AIPAC-aligned candidates and demanding a bolder, unapologetic left-wing agenda focused on housing, economic justice, and an end to U.S. support for Israel's barbaric war in Gaza.
Mamdani's momentum is undeniable. As New York's democratic socialist mayor, he is rapidly emerging as one of the most influential progressive leaders in the country, capable of reshaping congressional races and challenging long-held power structures.
The message from these primaries is clear: the era of unchecked AIPAC influence is ending, and Zohran Mamdani is leading the charge.