Kurtuluş Savaşı denince aklına işgal kuvvetleri değil de Osmanlı’dan kurtuluş gelen bir anlayışın, bugün Millî Eğitim’i yönetiyor olması ülkemiz adına düşündürücüdür.
Çocukken hastalanıp okula gidemediğim gün arkadaşlarımın beni çok özleyip günü zor bitirdiğini düşünürdüm, ertesi gün akışta hiçbir problem olmadığını görünce o kadar da matah biri değilmişim hissi oluşurdu. Çünkü bir çocuktum ve hayatımın benmerkezci dönemindeydim. Sonra büyüdüm.
Tüm bu koca akışta milyarlarca insan arasında iki ayakkabı büyüklüğünde yer kapladığımı, sevdiğim insanların kalbinde de 40 günlük yas miktarı kadar yer kapladığımı fark ettim. Ve bunun rahatlatıcı bir yanı var. Değerliyiz ama boşluğu doldurulamaz değiliz. O halde önemli olan yaşadığımız sürece hayat. Burada kalmak ve tebessümle hoş bir koku bırakmak. Büyük anlamlar aramaya gerek yok.
surekli bi seyleri sonra bakarim diye kaydedip hicbir zaman bakmiyorum, bunu sonra izlerim diyorum, bunu sonra okurum, sonra arastiririm, kaydedilen her seyi kuyuya falan attim eve sigmayan esya gibi bodrum kata kapattim sanki
Uyuyamayacak kadar kaygılıyım. Gözlerimi kapatıyorum ama zihnim kapanmıyor. Düşünceler sanki arka arkaya gelen trenler gibi hiç durmadan geçiyor içimden. Her biri başka bir endişe taşıyor. Yetişemediğim işler, kuramadığım cümleler, susup içimde tuttuğum onlarca şey... Gece sessizliğin içinde daha da yüksek sesle konuşuyorlar. Ama uyanamayacak kadar da yorgunum. Sabahları gözlerimi açmak, bir dağın tepesine tırmanmak gibi geliyor artık. Vücudum yorgun değil sadece, ruhum da ağırlık taşıyor. Dinlenemediğim bir döngüye sıkıştım. Ne gerçekten uyuyabiliyorum ne de uyanıkken tam anlamıyla var olabiliyorum.
artık biri bana nasıl davranıyorsa ona öyle davrandığım için çevremde çok az kişi kaldı. benimle buluşma ayarlamaya çalışmadın mı? asla buluşmayız öyleyse. bana mesaj atmadın mı? ben de atmam ve hiç konuşmayız. doğum günümde yanımda değil miydin? ben de seninkinde yokum.