Çocuklar, bir hafta sonra 23 Nisan’ı kutlayacakları okulun camlarından canlarını kurtarmak için atladılar; dans edecekleri bahçede ise ceset torbaları var.
Okul ve ölümün aynı cümlede ne işi var; okul kapılarında ceset torbalarının, sınıflarda silahların ne işi var?
Martin Haberman şöyle der: “Okullar bankalardan daha sağlam inşa edilip daha iyi korunmalı çünkü okullarda büyük bir hazine bulunuyor.”
Hazinelerimizi; öğretmenlerimizi, öğrencilerimizi koruyalım. Adliyeyi, bankayı nasıl korunuyorsak okulları da, öğrencileri de, öğretmenleri de öyle koruyalım. Okulları şiddetin değil güvenin adresi yapalım. Bunu, çok geç olmadan öncelikli politika hâline getirelim.
Tüm eğitim camiamıza geçmiş olsun.
Çok üzgünüm…
Bugün bu olaylar konuşuluyor fakat bunlara ara sıra yaşanan olaylar olarak bakmayın. Abartmıyorum bu ülkede her hafta birkaç öğretmen saldırıya uğruyordur. Sadece birçoğu okul içinde kapatılıyordur, dışarı yansıtılmıyordur. Sözlü tacizleri hiç söylemiyorum bile. Daha birkaç gün önce bir öğretmen, öğrencisini psikiyatra ve RAM’a yönlendirme tavsiyesinde bulundu diye hakaret edilip arabasının lastiği bıçaklandı. Bunun gibi bir sürü olay yaşanıyor. Sadece Fatma Nur öğretmenin ölümü gibi basına yansıyan olaylarda haberiniz oluyor bu iğrençliklerden. Biz bunları yazdığımızda ise konuyla hiç alakası olmayan maaş ve tatil söylemleri ile sindirilmeye çalışıyoruz. Bu söylemleri ağızlarına dolayan pisliklere diyecek bir şeyimiz yok. Çünkü bunlardan besleniyorlar. Fakat susarsak da durumun daha kötüye gideceğini biliyoruz. Bu sebeple susmuyoruz. Eğitimdeki suni gündemlerle ilgilenmek yerine, özellikle de mekanizmanın üst kısmında yer alanları eğitimin gerçek sorunlarını çözmeye çağırıyoruz.
Okulda sürekli sorun çıkaran öğrencilerin velileriyle tanıştığınız anı düşünün. Çocuğun neden böyle olduğuna dair tüm taşlar yerine oturuyor hani. Bildiniz mi o anı? İşte birçok sorunun çözümü o anda saklı.