Timur Soykan ve Murat Ağırel…
Halkın haber alma hakkı için yazan, soran, konuşan iki gazeteci.
Hala aynı tarz uygulamalar; evlerine baskınla, sabahın köründe gözaltı…
Oysaki ifadeye çağırsanız gelecek iki gazeteci.
Bu, suça karşı değil; düşünceye, gazeteciliğe ve halkın gerçekleri öğrenme hakkına karşı verilen bir mücadele anlamına gelir.
Sabahtan bu yana olan 3 önemli konuyu zaman sıralamasıyla vermek istiyorum:
- 68 gündür Silivri cezaevinde tutulan ve iddianamesi bile yazılmayan Ümit Özdağ açlık grevine başladı.
- Ağır sağlık sorunlarına rağmen cezaevine konulan ve tam teşekküllü hastane talebi yerine getirilmeyen Mahir Polat fenalaşınca aceleyle hastaneye sevk edildi, tansiyonu kontrol altına alınamadı, anjiyo olacak.
- Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hizbullah davasında ağırlaştırılmış müebbet cezası alan Şehmus Alpsoy ve Hamit Çöklü’nün cezalarını sürekli hastalık gerekçesiyle affetti.
Saraçhane’de yaptığım konuşmayı çarpıtarak siyasallaştırmaya çalışanları dikkatle izliyorum. Konuşmam çok açık: Anayasa ile güvence altına alınmış gösteri hakkına yönelik çifte standardı eleştirdim.
Polisin bir mitingde sergilediği müsamahanın, İstanbul Saraçhane’de ya da Ankara Kızılay’da gösterilmemesini ve gençlerimize biber gazı, tazyikli suyla müdahale edilmesini eleştirdim. Bu eleştirimiz, anayasal haklara yönelik farklı muameleyedir. Biz, herkese eşit uygulama istiyoruz.
Maalesef yine algı operasyonuyla, karalama kampanyası başlatmaya başladılar. Dün “PKK sevdalısı” dediler, bugün “Kürt düşmanı” diye hedef gösteriyorlar ama kimse heveslenmesin: Ne bu algılara teslim oluruz, ne halkımıza sırt çeviririz.
Kürt kardeşlerimizi terörle aynı kefeye koyan anlayışa hep karşı durdum. Bugün de aynı noktadayım.
Bu toprakları var eden her bir vatandaşımız gibi Kürt yurttaşlarımız da başımızın tacıdır.
Ankara’da Kürt nüfusun yoğun olduğu ilçelerde aldığımız güçlü destek, halkımızın bu anlayışı sahiplendiğinin açık göstergesidir.
Aynı şekilde, PKK gibi eli kanlı bir terör örgütüne karşı duruşumuz da nettir; dün ne dediysek bugün de aynı yerdeyiz.
Bu ülke bir hukuk devleti ise anayasa hepimizi bağlar.
Anayasa’nın 3. Maddesi açıktır: “Bayrağı, şekli kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır.”
Tek bayrağımız da budur, adı Türk Bayrağı’dır.
Son olarak sonradan öğrendiğim kadarıyla engelli bir vatandaşımızı sevindiren polis memurumuzu gönülden kutluyorum.
Ülkemizin her yerinde eylem yapan vatandaşlarımıza yönelik, güvenlik güçlerimizden aynı şefkati beklediğimizi de ifade etmek isterim.
AKP seçmeni zannediyor ki; bu kadar insan, Ekrem İmamoğlu yargılandığı için sokakta.
Hayır.
Depremzedelere parayla çadır satan Kızılay Başkanını yargılamadığınız için sokaktayız.
Kendi şirketinden, kendi bakanlığına, fahiş fiyata dezenfektan satan Ticaret Bakanı’nı yargılamadığınız için sokaktayız.
Kendi parti yöneticinizin “Ankara’yı parsel parsel sattı” dediği Melih Gökçek’i yargılamadığınız için sokaktayız.
Muhaliflere ‘terörist’ yaftası vururken, bebek katilini Gazi Meclis’e davet ettiğiniz için sokaktayız.
Foyalarınızı ortaya çıkartan gazetecileri hapse tıkarken, ekranlarda iftira üstüne iftira atan, hakaret üstüne hakaret eden maymunları mükafatlandırdığınız için sokaktayız.
Sarıklı, cübbeli amirali jet hızıyla emekli ederken Cumhuriyet’e bağlılık yemini eden teğmenleri ihraç ettiğiniz için sokaktayız.
Vatandaşın belini ek vergilerle bükerken 5 müteahhitinizin milyarlarca liralık vergi borcunu affettiğiniz için sokaktayız.
Yüzlerce suç kaydı bulunan çete üyeleri elini kolunu sallayarak dolaşırken Ümit Özdağ’ı tutukladığınız için sokaktayız.
Evimizde oturken yazıp çizerek, video çekerek de derdimizi anlatmaya çalıştık ama duymadınız.
Sesimizi duyun diye sokaktayız.
Sürecin belki en ilginç karesi Mülkiye'den:
Faşistlerin saldırmaya çalıştığı öğrenciler "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" sloganı atıyor.
Bazıları sesin kendilerinden geldiğini düşünerek tekrar ediyorlar.
Sonra aralarından biri "Enver, Cemal, Talat, İttihat" diye düzeltiyor.
Meclisin dişi panteri Sera Kadıgil, Sağlık Bakanını doğduğuna pişman etmiş
"Hastaneleri ticarethaneye çevirenler, para için bebek öldüren şerefsizlerin işlediği suçlarda en ufak bir sorumluluk almıyor
Masalı bırakın, hiç bir korkuya benzemez halkını satanların korkusu" #çürüdük
Anne miyim hayrat mıyım şaşırdım. Herif süt emmiyo da ice latte yudımluyo resmen. Eğlene eğlene, dura dura. Geziyo geliyo yine istiyo. Üsküdar'daki 3. Ahmet çeşmesi daha az hizmeti veriyodur öyle söyliyim...
Sus be sus yaaaa. Al yurtdışında yesinler diye şeftali kasası yapıyorum kaç gündür. Yüksek derece şeftaliye alerjim var. Her yanım kaşınıyor. Ameliyatlıyım üstelik. Okul öncesi öğretmeniyim, iki üniversite gördüm iş bulamıyorum çalışıyorum. İnsanlar sen buraya yakışmıyorsun diyor
Vay arkadaş… Bildiğin “Aklama röportajını” “Tarihe not düşme söyleşisi” olarak ambalajlayan Nevşin Hanım ve kendisini alkışlayan medyadaki kimi foncu,kimi muhalefetin “A haber medyasında” konumlanmış arkadaşları…
Bir tanesi de çıkıp dememiş ki “Nevşin sen niye 50 banka hesabı niye açıldı,o paralardan nasıl bir transfer trafiği yapıldı, neyin karşılığı kimler o hesaplara para aktardı, siz o hesaplardan kimlere para aktardınız tek kelime üzerine gitmedin de tam da işin bu kısmında tabii sen de yıllardır CNN Türk’te çalıştın epey para kazanmışsındır diyerek mali durumunun yüksek oluşunu normal koşullara bağlamak için özel çaba sarf ettin?”
Bunun adı gazetecilik falan değil, tarihe not düşen röportaj falan hiç değil.
Bunun adı “Al gülüm,ver gülüm aklama operasyonu”
Bunu beğenen,alkışlayanlar da konvansiyonel ve dijital medya mecrasında fonlar ve siyasi destekler ile köşe başlarını tutmuş eski dönemin yıldızı olan,yeni dönem için yenden yıldızı Saraçhane taraflarından parlatılan Nevşin Mengü’nün de içinde bulunduğu “Medya Oligarşik Yapılanma” lobisi…
Olay bu kadar net…