Yerli ve yabancı on binlerce insanın kullandığı, şehrin ana arterlerinden Vezneciler metro çıkışı ve çevresi maalesef içler acısı bir durumda.
Bilinçsiz esnaf adeta çevre terörü estiriyor.
Gayreti ve hizmetleriyle takdir toplayan @MErgun_Turan Başkan’ın bu soruna kalıcı bir çözüm bulacağına inanıyoruz.
@IBBcozummerkezi@FatihBelediye
Taha Kılınç'ın bu yazısı meseleyi çok güzel açıklıyor. Nice Selahaddinler, Nureddinler doğurur inşallah bu analar.
Doğum savaşı - Taha Kılınç
https://t.co/Gd3U4I9iYB
Hamza El Hatip���in hikâyesi, bardağı taşıran son damlaydı. Yılların biriktirdiği zulüm ve öfke, o anla birlikte patladı. Sessiz çığlıklar, sabırla biriken kahrın fitili oldu ve bir devrimin doğuşuna neden oldu.
Halep kalesine Türk bayrağının asılması videosunu izlerken aklıma Derrida'nın "Marx'ın Hayaletleri" kitabı geldi. Derrida orada özetle; gömülmeyen hakikatlerin ve yerine getirilmeyen her şeyin, hayalet gibi insanın ruhuna musallat olduğunu söyler. Geçmişin gölgeleriyle yüzleşmeyenlerin, bu gölgelerin ağırlığını hep taşıyacağını anlatır Derrida. Hatta bir yerde der ki: "Cenaze usulüne göre defnedilmemiş ise ruhu varislerine musallat olur"
Osmanlı'nın ruhu gibi.
Usulüne göre defnedilmeyen Osmanlı ruhu hep aramızda.
Bazen Kudüs’te taşların arasından, Balkanlar’da eski bir köprüden, Afrika'da bir çeşmeden duyuluyor o ruhun sesi. Türkistan' da bir ak sakallının duasında, Trablus’ta bir surun taşında, İstanbul’un dar sokaklarındaki bir vakıf medresesinin bahçesinde duyuluyor bazen o ses.
Bazen de bir diplomasi masasında eğilip fısıldıyor kulağına mirasını "Hakkın var," diyor. "Bu masada söz hakkın var."
“Geçmişin mirasını hakkıyla taşımayan, geleceğin inşasında yer bulamaz” da diyor aynı ses.
Tamamlanmamış bir hikâyenin, kapatılmamış bir defterin ağırlığını taşıyoruz bu çok açık. Bu iş nerede biter, biter mi ya da bilemiyoruz.
Emin olduğumuz şey Osmanlı'nın ruhu aramızda.
Halep kalesine asılan Türk bayrağı bir tarih sarkacının yeniden salınımı gibiydi. Tıpkı Belgrad’daki bir türbenin önünde hissettiğimiz yük gibi, ya da Şam’da bir hanın duvarına kazınmış bir ayet okurken hissettiğin ürperti gibi. Halep Kalesi’nde dalgalanan bayrak, tarihin ruhuna verilmiş bir selam gibi.
Ama bu selam yeterli değil. Geçmişin mirasını taşırken; her birimizin birer köprü, birer han, birer medrese taşı olduğumuzu bilerek hareket etmemiz gerek.
Ruhun şad olsun, rahat uyu...
Ezgi Akgül
2 Aralık 2024
Suriye'deki Nusayri azınlık diktası, Arap, Türkmen, Kürt demeden on yıllarca zulmederken, kendi halkına karşı kimyasal silah kullanırken mezhep savaşı olmuyor;
Kasım Süleymani kendi ordusu ve dünyanın farklı bölgelerinden getirdiği milisler ile apaçık katliamlar gerçekleştirip yeni iskan politikaları uyguladığında mezhep savaşı olmuyor;
Nasrallah'ın milisleri Lübnan'dan gelip sünni şehirlerini abluka ile açlığa mahkum ederken mezhep savaşı olmuyor;
Halep'in öz evlatları zorla çıkarıldıkları şehirlerine dönmek için mücadele edince mezhep savaşı oluyor, öyle mi?
Hadi oradan!
İlk üç maddede toplumsal mutabakat olduğunu nereden çıkardınız? İkinci maddedeki Atatürk Milliyetçiliği ve Laiklik tanımsız. 28 Şubat, bu maddelerin yorumuyla gerçekleşmedi mi?
Geldiğimiz noktada Atatürk Milliyetçiliği tanımsızlığı ateizmi, deizmi, hatta siyonizm destekçiliğini doğurmadı mı? Devlet açısından düşünürsek, Atatürk Milliyetçiliğiyle ortaya çıkan nesil, hangi doğal afette, savaşta ya da ekonomik krizde devletin yanında yer almış? Türkiye'nin son yıllardaki inkişafında en çok da bu ülkenin Müslümanlarının imzası yok mu? Kör ebe oynamaya gerek yok. Darbede tekbirlerle sokağa çıkanlar da, depremde sosyal medyada dezenformasyon yapmak yerine sahaya inip tekbirlerle enkazdan yaralı kurtaranlar da Müslüman kitleler. Savaşa gönderdiğiniz ve tekbirlerle düşmana saldıran öldüğünde şehit olarak resmi tören düzenlediğiniz çocuklar, Anadolu'nun gariban Müsl��man çocukları. Müslümanlığı belli bir sınır ve seviyede tutmak için her gelenin bir yorumla Müslümanlar eziyet edecek bir tanımı değiştirilmez kabul etmek art niyetlilik ve toplumsal barışa vurulan bir kelepçe ve art niyetliler için her daim hazırda duran bir mengene. Herkes olsun, itirazımız yok. Beraber yaşayalım, zaten biz beraber yaşamak konusunda bin yılı aşkın bir tecrübenin ve hukukuk sahibiyiz. Ama her defasında bize eziyet edip durmayın kardeşim. Hesap vereceğimiz muasır medeniyet falan kalmadı, rahat olun biraz.
Hayır, kurucular toplumsal mutabat mı sağladılar? Niye ilkokul seviyesi İnkılap Tarihi malumatıyla aynı şeyleri tekrar edip duruyorsunuz. Birinci Dünya Savaşını veren Kurtuluş Savaşını veren ve sonra çeşitli siyasi manevralarla makamını, mekanını ya da hayatını kaybedenler ne olacak? Unutalım deyince unutuluyor mu?
Süreklilik dediğiniz ne? Ne iyi oldu da onu sürdüreceğiz? Laiklik oldu mu yani? Bizimle hiçbir ortak tarihi ve dini hafızaya sahip olmayan Fransız tipi bir laikliği apar topar ben yaptım deyince mission civilisatrice mi oluyor, ne oluyor, anlamıyorum vallahi. Olmamış demek ki Diyanet İşleri Başkanlığı var. Ben itiraz ediyorum. Vatandaş olarak, yeni bir anayasa talebim var. Eski yasanın tanımladığı kişi ben değilim. Büyük bir kitleyi dışarıda bırakan, büyük bir kitlenin ortak hedefi olmayan hedefler koyan bir anayasa, kendini tekrar eden yeni bir anayasa bizi yorar. İster kabul edin ister etmeyin. Laiklik ve sekülerlik devletin asla değiştirmem dediği bir kod olduğu müddetçe yeni 28 Şubatlara hazırlık yapmak zorunda kalacağız. Bunları dayattığınız sürece, bir türlü özgürleşemeyeceğiz, bir kolumuz, bir kanadımız, bir bacağımız en en önemlisi de kalbimiz ve aklımız eksik olacak. Sen de eksik ol demeyin, biz öyle azınlık falan değiliz. Süreklilik dediğin şey biz Anadolu Müslümanlarında zaten var.
Bakın bu bir fırsat. Bizim kimseyle geçim derdimiz yok. Geçmişte bir takım mevzular oldu, bir hesap hesap görelim, alacak verecek çıksın bir ortaya, gerekirse helalleşelim. Ama lütfen şu biriken hesabı ödemeden kalkmayın. Önceki nesillerde bu masaya her oturan hesabı ödemeden kalktı, faturalar kabardı. Ödeyelim geçelim neyse borcumuz.
Artık twitterım Sırbistan gündemini göstermiyor, etrafta Sırpça konuşan insanlar yok, yediğim içtiğim herşeyi sakıncası var mı diye kontrole gerek yok. Sırp kankiler yok. Temiz, küçük, kargaşadan uzak o sakin şehir ve o şehrin insanları da yok. Buna da alışacağız 🍃
04/05/2024