Prometheus’un aksine Sisifos’u tutan şey zincirler değil, kendi bilincidir. O, kayayı her itişinde kaderine hükmeder. Camus bu yüzden onu yüceltir. Cezasının farkında olan ve o döngüyü inatla sahiplenen tavır, insanı kurban olmaktan çıkarıp bir kahramana dönüştürür.
Dini anlatılarda önemli olan asıl şey manadır. Hikâyeyi yorumlarken, tıpkı Kierkegaard'ın yaptığı gibi, o özdeki manayı kaybetmemeye özen göstermek gerekir. Aksi takdirde, manayı tüketecek yorumlar yapmaya başlarsanız, ne hikâyenin bir anlamı kalır ne de onu anlatanın.
Ciddi soruyorum:
Bunda ne sorun var harbiden? Bilimsel olarak bir olasılık mı? Evet.
Ayetlere uygun bir tevil mi? Evet.
İllaki "Prof. Dr." şeklinde bir unvan sahibi mi olmam lazım konuşmak için?
@ebruliyisevv Genellikle modern insan için özgürlük hazlarını kontrol etmekten ziyade daha çok hazlarını peşine gitmek daha farklı hazları deneyimlemek ve tüketmeye çalışmakla şekilleniyor. İnsanın kendini tüketmesiyle sonuçlanan bir sürece gidiyor.
Homeros'un Odysseus'u, modern aklın ilk prototipidir. Sirenlerin baştan çıkarıcı şarkıları geçmişin bilgisini vaat eder; ancak Odysseus kürekçilerin kulaklarını tıkar, kendini de direğe bağlatır. Sanatın hazzı izole edilirken, kitlelerin kör emeği sistemi yürütmeye devam eder.
Orfik teogoniye göre evrenin başlangıcında hiçbir Tanrı yoktu. Bunun yerine "Árritos Arkhí" (Ἄρρητος Ἀρχή) adı verilen, "ifade edilemeyen başlangıç" anlamına gelen farklılaşmamış bir kaos ve potansiyel durumu vardı.
Camus, entelektüel yükselişini annesine yapılmış bir ihanet olarak görüyordu.
"Hayır, ben iyi bir oğul değilim. İyi bir oğul, yerinde kalandır. Bense dünyayı dolaştım." Bu kopuş, onun hayatı boyunca hissettiği derin sürgünlük duygusunun ta kendisidir.
Aksine Nietzsche, babasının ölümüyle daha dindar bir hale bürünüyor. (Schopenhauer sonrası farklı). Camus, babası öldüğü zaman daha 1 yaşında. Ancak annesinin duyma sorunları ve psikolojik bunalımları nedeniyle annesi üzerine bir varoluş düşüncesi geliştiriyor.
Eski Mısır inancında tanrı Mahaf, ölüleri teknesiyle öte dünyaya taşıyan kayıkçıdır. Adı "gözü arkada kalan" veya "ardına bakan" anlamındadır. Bu nedenle yüzü hep geriye dönük resmedilir.
Gözümüz hep arkada kalır zaten...