Ekrem İmamoğlu:
“Herkesle öyle bir hesaplaşma arzum var ki… Yaradan biliyor. Allah içimi biliyor yani.
O anı bu millet bana nasip edecek. Gece gündüz Allah’ıma dua ediyorum. Edecek yani!”
17 Cotmeh 2026 Şêmî | 13:00-13:40
📍Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi
•Dengê Helbesta Kurdî•
Rêbîn Ozmen, Ferhat Yaşar
Moderator: Melek Çalan
•Sohbeta Pirtûkê•
Helbesta kurdî, ne tenê edebiyateke ku şahidiya serdema xwe dike; di heman demê de qadeke çalak e ku estetîka xwe, zimanê xwe û poetîkaya xwe bi berdewamî saz dike. Kitêba dawî ya Çayan Okuduci “Dengê Helbesta Kurdî” ku ji nav weşanên Lîsê derketiye, helbestê ji xwe re dike navend û li dû şopên bîr, nasname, têkoşîna hebûnê û berxwedêriya helbestê diçe. Ji ber vê yekê ji hêla geşedana helbesta kurdî ve rexne, ne mekanîzmayeke ku li derveyî wê helbestê ye, ew hewldaneke afirîner e ku bi helbestê re difikire û wê vediguhere ye.
Yek ji kêşeyên bingehîn ên rexneya helbesta kurdî, şikandina wê adetê ye ku helbestê tenê li ser naveroka wê ya polîtîk dinirxîne. Ziman, wêne, rîtm, form, resenî û pêwendiya helbestê ya bi cîhanê re jî divê bibin mijara rexneyê. Lewma helbesteke xurt, ne tenê bi tiştê ku dibêje, bi awayê gotina xwe jî heye û ava dibe.
Ya ku îro em hewcedarê wê ne; ne ew rexne ye ku helbestvan diparêze an jî mehkûm dike, ne jî ya reş û spî ye; çandeke rexneyê ya wisa ye ku helbestê bi xwe cidî digire. Damarên cuda, nifş û lêgerînên estetîk ên helbesta kurdî di nava xwe de bi hemû wizeya xwe didomin û diyar e ku di pêvajoyeke nîqaşê re derbas dibe; nirxandin û şirovekirina helbestê ne li dijî hev, belkî di qadeke hizra rexneyî ya ku hev zêde dike de, û di dawiyê de nîşandana cewherê wê, helwesteke pêşxistinker e.
Dibe ku pirsa sereke ev be: Gava em li ser helbesta kurdî diaxivin, em bi rastî çiqasî behsa helbestê dikin? Di vê çalakiya ku dê Melek Çalan moderatoriya wê bike de; bi beşdariya Ferhat Yaşar û Rêbîn Ozmen, ligel “Dengê Helbesta Kurdî” em ê hinekî jî bikevin pey şopa vê pirsê.
DÜNKÜ SAVUNMASINI “ŞOV” MANŞETİYLE HABER YAPANLARA İMAMOĞLU YÜKSEK TONDAN YANIT VERDİ
İmamoğlu’nun ses tonu çok yüksek ve öfkeyle konuşuyor:
“Diyorlar ki savunma yap.. ne savunması ya!!! Bu ülkenin insanlarına adalete, demokrasiye ihanet etmiş insanlarsınız.. çağırdınız da gelmedik mi.. nereden kaçtık.. korkaklar randevu bile veremediniz. Telefona bile bakamadınız korkaklar… çok netim ben!!!
İki elim yakalarında.. bu dünyada adalet önünde, öbür dünyada mahşerde… hayatım ne kadar varsa o kadar mücadele edeceğim…
Bugün bir yandaş: Ben dün şov yapmışım… Sizi şovenmenler sizi, sizi foncular sizi... “
#İBBDavası'nda 2.Celse 34.gün
#Ekremİmamoğlu 19 ay sonra kürsüde..
EKREM İMAMOĞLU:
"Bu tamamen siyasi bir davadır ve amacı beni siyaseten ortadan kaldırmak, milli iradeyi güdümlü yargı elinde şekillendirmektir.
Sadece yargılama ve kitabın yasaklanması sürecinde kendimi ifade etme hakkımın nasıl engellendiğini size anlatmak istiyorum.
Yapılanları açıklayacak hiçbir hukuki gerekçe bulamazsınız.
Çünkü mesele sadece ve sadece siyasidir.
Üstelik söz konusu olan siyasetin en çirkin, en kirli, en zorba halidir.
Evet, bu bir siyasi davadır ve ancak siyasi çerçeve içerisine doğru yerleştirilirse anlaşılabilir.
Bu dava ancak siyasi mahiyeti görülür ve anlaşılırsa hukuki adil bir karara bağlanabilir.
Bu nedenle ben bunu yapacağım.
Bu davanın gerçek yüzünün daha net görülebilmesi için davayı doğuran iklimi, bu ülkenin bugün nereye getirildiğini anlatacağım.
Çünkü bu dosya kökten zeminden inmedir.
Bu dosya bir düzenin ürünüdür.
Bir sistemin ürünüdür.
Bu düzeni anlatmadan bu iddianameyi anlatamayız.
Normal şartlar altında 4 ay çok uzun bir süre değildir.
İktidarın müdahaleleriyle ülkemiz her gün yeni bir krize uyanmasa (4 ay derken savunmayı yapamadığım günden bugüne geçen kısımdan bahsediyorum, 4 ay), bu bugün burada sizinle ve milletimizle 4 ay önce yapacağım konuşmayı yapabilirdim.
Ama aradan geçen sürede ülkemizi, milletimizi, cumhuriyetimizi korkunç tehlikelere sürükleyen gelişmeleri yaşadım, yaşamaya ne yazık ki devam ediyorum.
Konuşmama başlamadan önce şunu da hatırlatmak isterim: Ne yaparsanız yapın benim sözümü yasaklayamaz kimse.
Bu salonda beni hiç konuşturmasalar da yazıklarımı yasaklasalar da ben sözümü milletime ulaştırırım.
Gerçekleri dile getirmeme hiçbir güç engel olamaz, olamayacak.
Hiçbir zorbalık beni yolundan alıkoyamadı, koyamayacak.
Sevgili milletim, önce ülkenin haline bakmak zorundayız.
Nereden geldiğimize, nereye getirildiğimize ve bu yolun nerede, kimler tarafından kesildiğine bakacağız.
Bugün yalnızca bugünün olaylarıyla anlamamız mümkün değildir.
Bu ülkenin tarihi bütün eksiklikleriyle, acılarıyla bir milletin kendi kaderine sahip çıkma mücadelesinin tarihidir.
Bu mücadeleye dört şey için verilmiş: Egemenlik millete ait olsun diye.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ilkesiyle yaşayalım diye.
Yurttaşlar kanun önünde eşit olsun diye.
Her yurttaş kanun önünde eşit olsun diye, malına, mülküne, kıdemine, makamına bakmaksızın.
İnsanlar düşüncesinden, inancından, kimliğinden, etnik kökeninden dolayı korkmadan, çekinmeden, çekinmeden eşit ve hür yaşasın diye.
Ve de çalışanın emeğinin karşılığını alsın diye, çocuğuna da kendinden daha iyi bir hayat bırakabilsin diye.
İstiklal savaşından dönen büyük dedem dedim ya, ben onun dizinde büyüdüm, dizinin dibinde 6 yaşına kadar büyüdüm.
6 yaşında 1977'nin Temmuzunda vefat etti.
O üç nesil birden gelerek, o yaşta beni göstererek dedeme veya babama: "Bu çocuklar için ne düşünüyorsunuz?
Bunlar hepimizden çok daha iyi koşullarda yaşamalıdır.
İlk defa bu ülkenin evlatları kendilerinden çok daha kötü bir gelecekte bir aradalar".
Bunu unutmayın.
Tabii bir haftada milyarları fon vurgunundan götürenlerden bahsetmiyoruz.
Millet egemenliği, eşit yurttaşlık, özgürlük ve refah bu uzun yürüyüşün dört büyük hedefidir.
Millet egemenliği, eşit yurttaşlık, özgürlük ve refah. Bu yürüyüşte yükü yalnızca milletin yöneticileri, temsilcileri taşımaz.
Tarlada çalışanlar (ben tarlada büyüdüm, tarlasında, annem burada, tarlasında 9-10 tane ineği vardı, tarlasındaydı, ben de onun yanındaydım, bağ bahçesi vardı, ben tarlada çalışanı bilirim).
Fabrikada imalatımız vardı, emekçilerin yanında ben de çalıştım, onları da bilirim.
Limanda, madende alın teri dökenler, esnaflar, esnaf çocuğuyum, onu da bilirim.
...
#İBBDavası'nda 2.Celse 34.gün
#Ekremİmamoğlu 19 ay sonra kürsüde..
EKREM İMAMOĞLU:
"Gerçekten ADA'ya ve onlara özenli bir yoldaşlık yapan kıymetli eşime ve onun yol arkadaşlarına çok çok teşekkür ediyorum.
Dilek'ciğim seninle gurur duyuyorsun, iyi ki varsın, bir tanesin, canımsın ve bu ailelerin yanındasın.
Biz bu duruşmalarda cezaevinde çok zorlandık, zorlanıyoruz ailece.
Ama en büyük zorluğumuz baş başa kaldığımızda en büyük sıkıntımızın, en büyük dertleştiğimiz konunun; buradaki o zalimliğe muhatap olan insanlar ve onların aileleri olduğunun da altını çizmek isterim.
Allah hepimize güzel yürek versin, bu memleketin insanlarına vicdan nasip etsin, bu memleketin insanlarına vicdanı yöneticiler nasip etsin.
Bu memleketin insanlarına erdemli, ahlaklı, adaleti önünden ayırmayan, en güçlü anında bile adalete karşı boyun eğen yöneticiler nasip etsin.
Tabii bugün 1,5 yılı aşkın süredir hukuk mücadelesinde büyük bir savunma hattı ve savunma hakkını koruyan hukukçular var.
Elbette benimle birlikte bu mücadeleyi veren kendi avukatlarım var ama bu mücadelenin içerisinde olan hiçbir hukukçuyu elbette ayırmıyorum ve bütün hukukçulara da bu büyük mücadelenin bir paydaşı oldukları için teşekkürlerimi ve minnet duygularımı iletiyorum.
Hukukçu olmanın, avukat olmanın ne kadar önemli bir meslek olduğunu, ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunu, hava gibi, su gibi insan yaşamının kaynağı olduğunu burada milim milim, santim santim yaşadım ve her birinin gözünün içine bakarken en az onlar kadar kendi mesleklerine saygı duyduğumu hissettim, hissediyorum.
Türkiye'deki hukuk sisteminin geldiği noktada mücadelelerini hak ettiği şekilde verememenin ve kurallara uygun bir biçimde süreç ilerletememenin, soruşturmanın gizliliği denen yerde her tarafından delik deşik olmuş bir torbadan su akar gibi sağa sola saçılan bilgiler var iken hiçbir avukatın bırakın bilgiye uğraşmayı adliyeye dahi giremediği günleri yaşamanın ızdırabını onlarda gördüm, yaşadım, hissettim.
Bunların her biri tarihe geçti, her günü, her anı tarihe not düşüldü.
Bunlar asla unutulmayacak.
Her aktörü, her muhatabını tarih yazdı ve günü geldiğinde elbette ki yüce Türk yargısı huzurunda ilgili olan herkesin hesap vereceğini adım kadar iyi biliyorum.
Allah ömür verir vermez ama biliyorum ki hesap verecekler.
O manada bütün savunma makamını, avukatları da, hukukçuları da sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Tabii ileride bahsedeceğim ama avukatlarımdan biri benim tutuklu. Mehmet Pehlivan.
Avukatımın gözaltına alındı, tutuklandı, tutuklanmak üzere sevk edildi vesaire bunlar yaşatıldı bana.
Dolayısıyla burada başka tutukluların yaşadığı sıkıntılara da gireceğim, hukukçulara da bu yönüyle yapılan sıkıntıları da anlatacağım ama hatırlatmalıyım ki gerçekten derin bir hukuksuzluğu yaşadık.
Yani sadece ailelerimiz, aile yakınlarımız, çocuklarımız, gençlerimiz, babalarımız, dedelerimiz, annelerimiz değil; hukukçularımız da burada bir ızdırabın ve bir baskının muhatabı oldular.
..
Cumhurbaşkanı adayı ve seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 53’ü tutuklu 435 kişinin yargılandığı İBB davasının ikinci duruşmasına 34’üncü günde devam ediliyor.
İlk duruşmada savunma yapması engellenen Ekrem İmamoğlu ve avukatlarına cumartesi gününe kadar savunma süresi tanındı. Duruşmayı çok sayıda izleyici, gazeteciler, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve milletvekilleri takip ediyor.
Ekrem İmamoğlu, sanık kürsüsüne geldi, kimlik tespitinin ardından savunmasına başladı. İmamoğlu'na mesleği soruldu, “İstanbul Büyükşehir Belediye başkanıyım" dedi.
Silivri’deyiz. Ekrem İmamoğlu’nun yaklaşık dört gün sürecek savunması bugün başlıyor. Salon açıldı, girişler başladı. Duruşmayı bekliyoruz… @BirGun_Gazetesi@ZaferArapkirli gün boyu gelişmeleri aktaracak, @m_emin_kurnaz ile birlikte detayları paylaşacağız. @BirGun_TV
Halat gibi bileğiyle, yayla gibi yüreğiyle
Çoluk çocuk geçindirip haram nedir bilmeyenler
Buyurun siz de buyurun, buyurun dostlar buyurun
Barış der, her bir yanı altın, gümüş, taş olsa
Dalkavuklar etrafında el pençe divan dursa..
Güne Barış Mançoyla başladım
🎶🎶🎶
“Sapa, kulba, kapağa itibar etme dostum
İçi boş tencerenin bu sofrada yeri yok
Para, pula, ihtişama aldanıp kanma dostum
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok”
Bugün 14 Ekim 2026 Çarşamba. Halk TV binasına sabahın köründe polisler girdi. İşaret fişeği 3 gün önce Kılıçdaroğlu’ndan gelmişti. Bugün 14 Ekim 2026. Bu tarihi hiç unutmayın,
Don't cry, Baba. 😔💔
Hours before his execution, Alireza Raeisi was allowed one final phone call from Dastgerd Prison in Isfahan. His father was crying on the line. So Alireza, with hours left to live, tried to comfort the man who raised him.
"What can I do, Baba. They want to take my whole life from me."
Then he asked for one last message:
"Say hello to my uncle. Tell him I'm looking after Ramin over there."
Ramin was his cousin. The son of that same uncle. He was shot dead in the streets of Isfahan during the protests. Now the regime has hanged the other one. At dawn. In secret.
This is what the Islamic Republic calls justice: 18 days of torture. Electric shocks. A forced confession. A trial lasting minutes. An appeal thrown out in less than 48 hours. A gallows built beside a Revolutionary Guard executioner.
They think the rope will end the uprising. The rope is only creating more anger towards society.
When I talk to any of the family members of those who are in prison on the death road, they have a simple demand: tel the world: #StopExecutionsInIran, demand accountability for these unlawful executions. Sanction the judges and executioners. Silence is complicity.
#AlirezaRaeisi
#biamag | Ortxaphe’nin kuzinesi...
"Çok karlı bir Ankara gününde, küçük odamda camdan bakarken hatırlıyorum onu. Bir kuş gibi kanat çırptığı günü hayal ediyordu. Gitmeyi, evine dönmeyi..."
✍️ İstem Özdilek
https://t.co/mFVWQ1LkqX