Bir anne olarak, çocuk yapmak istemeyenlere “ay annelik şahane bir şey, kim anne olmak istemez” diyip baskı yapanları asla anlamıyorum. Anne olduktan sonra daha çok anlamamaya başladım hatta. Hayır kardeşim annelik korkunç bir şey. Kızımı çok seviyorum, iyi ki doğurdum, iyi ki benim kızım, canımı veririm, son nefesime kadar tüm savaşım onun i��in AMA annelik sevilecek bir şey değil kimse kusura bakmasın. Tüm her şeyi bırakıp kendine ayırdığın 1 gün bile vicdan yükü oluşturuyor “acaba beni özlemiş midir üzülmüş müdür” diye. Sizce nefes almaya hakkımız bile olmadığını düşünmemiz normal bir şey mi? Çocuk yemek yemedi diye gece uykumuz kaçıyor. Biraz sesim yükselse kendimi yiyorum. Ödüm kopuyor kontrolüm dışında bir yerde bıraktığımda. Ve bu büyüyene kadar da değil he. Bu vicdan yükü, bu panik ölene kadar bizimle. Büyüsün rahatlarsın diye bir şey de yok. Herkes bunu kaldıramaz, kaldırmak istemeyebilir. Annelik sonrası hayat eskisi gibi olmuyor, olamaz. İnsanları azıcık rahat bırakın ya. Çocuk muhteşem, sevgisi muhteşem ama annelik dünyanın en zor, en sabır gerektiren, en manyakça şeyi. İnsanların bunu istememesini anne olduktan sonra daha iyi anlamanız gerekirken bu baskıyı yapmanızın sebebini insanların rahatlığını kıskanmanız olduğunu düşünüyorum.
🔴 15 yaşındaki kardeşim Fatih Acacı, akranı olan bir cani tarafından 12 kez bıçaklanarak katledildi.
Olay günü Fatih, arkadaşıyla birlikte yıllardır gittiği, bildiğimiz ve güvendiğimiz bir PC kafedeydi. Karşısındaki parka, akranı olan cani tarafından “konuşacağız” denilerek çağrıldı.
Kafe sahibine, “Abicim oyunumuzu kapatma, 5 dakika arkadaşımızla konuşup geleceğiz” dedi. Telefonunu ve cüzdanını orada bıraktı.
Çünkü çocuğumun aklının ucundan bile geçmiyordu böyle bir vahşetle karşılaşacağı.
Fail, yaz günü olmasına rağmen uzun kollu bir hırka giymiş, bıçağı kolunda saklamıştı. Fatih’i parkta kameraların görmediği, ağaçların arasındaki bir alana götürdü ve orada 12 kez bıçakladı.
Bu darbeler karnından, kaburgalarından, belinden, kolundan, bacağından, kalçasından, sırtından ve böbrek bölgesinden aldı.
Bunların tamamı otopsi raporlarında yer alan resmi bulgulardır.
Çocuğumun sağlam tek bir organı bile kalmamıştı
Ortada planlı, bilinçli ve bile isteye işlenmiş bir cinayet var.
Lütfen buraya kadar okuduysanız, Fatih’in sesi olmak için bu yazıya etkileşim verin ve paylaşın. Çünkü kamuoyu desteği olmadan bu mücadele yürümüyor.
Fail, “SSÇ” adı altında çok düşük bir cezayla yargılanıyor. En üst sınırdan verilecek ceza bile yetersizken, daha da düşürülmesi düşüncesine yüreğim, kalbim dayanmıyor.
📍 2. Duruşma
🗓 28 Ocak
⏰ 14.30
🏛 Ankara Adliyesi – Söğütözü Ek Hizmet Binası
Gelebilecek olan herkesi desteğe bekliyorum.
Gelemeyecek olanlardan ise sosyal medya üzerinden destek olmalarını rica ediyorum🙏🏻🙏🏻
Fatih unutulmasın.
Bu dava eksik kalmasın.
#Fatihacaciicinadalet
#FatihEmsalOlsun
#Adalet
Şimdi olacakları tek tek yazayım.
1- Türkiye'de üretilmeyen ve bulunması imkansız ürünlere erişilemeyecek
2- Özellikle benim gibi elektronik ve robotikle uğraşanlar artık Türkiye'de olmayan devre kartlarına, komponentlere, kablolara erişemeyecek
3- İthalatçılar milyoner olacak. Pek çoğu yandaş olan ithalatçı firmalar 3 kuruşluk malı 30 kuruşa satacak
4- E-ticaret sitelerindeki ahlaksız satıcılar fiyatları 3-4 katına çıkarmaya başlayacak.
5- İhracatın özendirilmesi ve canlandırılması gerekirken yerli üreticinin canı çıkarılacak ve ithalatçılar bayram edecek
6- Özellikle ülkemizde bulunması zor ya da fahiş fiyatlara çıkmış olan ürünlere ihtiyacı olanlar zor durumda kalacak
7- Mühendislik ve teknik bölümlerde okuyan öğrenciler pek çok şeye erişemeyecek.
8- Müthiş bir rant düzeni daha kurulacak ve ithal ürünlerde fiyat patlaması yaşanacak...
Bakmayın siz otomobil üretiyoruz falan safsatalarına. Bu ülkede doğru dürüst bir iğne bile üretemiyoruz.
Cumhuriyet mirası ne kadar fabrika ve değerli kuruluşumuz varsa BABALAR GİBİ SATTILAR. Elde ettikleri parayla da "yol yaptıh köprü yaptıh" dediler ve bu yolları köprüleri de haraca bağladılar. Adına da hizmet siyaseti dediler!
Ülkemizde ayakkabıdan tekstile elektronikten yedek parçaya kadar her şeyde dışa bağımlıyız.
Mevut ekonomi modelimiz "kim kimi silkerse ekonomi modelini"dir. Bu da üretimden çok tüketim odaklı bir ekonomi modelidir.
2 yıl önce yazdım tüm bunları. Tufan'ın 4. günündeyiz ve 2026 yılı 2025 yılını mumla aratacak. Asgari ücret zammı daha nisan ayına varmadan buhar olacak.
Kira fiyatları daha da artacak. Ev sahiplerinin çoğu otomatik olarak asgari ücrete bağlanmış durumda zaten. Fakirlik derinleşecek.
En kötüsü ise gelir adaleti tamamen bir uçurum halini alacak. Helal kazanç dönemi zaten can çekişiyordu artık o da son bulacak. Bu gelir adaletsizliği suç oranlarını ciddi şekilde artıracak. Hapishaneleri bi yandan boşaltırken diğer yandan doldurmaya yetişemeyecekler.
Tarım ve hayvancılığın canına ot tıkadılar zaten.
Mesela üç harfli marketlere gidin ve yerli ve ithal ürünler arasındaki uçuruma bi bakın.
Örneğin 1 kilo ithal (kanada menşeili) kırmızı mercimek 40 lira ama aynı üreticinin yerli üretim ürünü 79 lira.
Tam iki katı. Ulan tam tersi olması gerekiyor bunun. Yerli üretici bu şekilde nasıl kazanacak. İnsanlar salak mı 40 liralık mercimeği iki katına alsın?
Sözün özü Tufan sona erdiğinde ülkemiz artık geri dönüşü mümkün olmayan büyük bir yıkımın altında kalmış olacak.
Dünyada en fazla verginin alındığı ülkelerden olan Türkiye’de, kalitesiz bir hayatı pahalıya yaşıyoruz.
• Marketten aldığınız ürünler, sebzeler,
• Kullandığınız internet,
• Soluğunuz hava dahi…
Şansa yaşıyoruz.
Ben bu cumhuriyeti niye kürtçülere islamcılara falan beğendirmek zorundayım amk..Ben bin yıl önce bu anadoluya girdiğimde sen zagros dağlarında ağan için koyun otlatıyodun, aradan bin yıl geçti ben cumhuriyeti ilan edecek seviyeye geldim sen hala zagros dağlarında ağanın koyunlarını otlatıyodun. 100 kilometre aşağıda doğsan hayatında göremeyeceğin medeniyeti, çağdaş hakları, Allah yüzüne baktı 100 km yukarda doğdun piyango vurdu kucağında buldun, yatıp kalkıp şükredeceğin yerde daha hâla yüzsüz yüzsüz “ya bu cumhuriyetin üst kimlik tanımı niye türklük cart curt”..sanane yarram sana mı soracaz amk..velev ki Atatürkün canı öyle istedi öyle koydu sanane amk sen kimsin?. ben fransızlara gidip de “ya bu ihtilalin adı niye fransız?”diye soruyor muyum..sorsam adam bana demeyecek mi “lan hıyar ağası ihtilali yapan benim, o ihtilali yapacak tarihsel ilerlemeyi kat eden benim, senin faydalanıp, çağdaş seviyeye çıktığın o fikirleri geliştiren benim, kanıyla canıyla ihtilali yapan benim sen kimsin de sana bu ihtilali beğendireceğim amk”. Senin bu cumhuriyete isyan etmekten başka ne katkın oldu ki bir de paye istiyorsun amk son bin yıldaki tüm gelişimini son 100 yılda yaşadın, onu da cumhuriyet sayesinde yaşadın..sen kimsin ben sana cumhuriyeti beğendireceğim amk asıl sen kendini cumhuriyete beğendirmek zorundasın.
Biraz uzun yazacağım ama artık YETTİ. Ben artık Cumhurbaşkanı'nın halkı bu denli ayrıştırmasına, nefret ve öfke kusmasına, sürekli hakaretler etmesine ciddi anlamda tiksinir ve rahatsızlık duyar oldum. Sürekli bir ötekileştirme ve hedef gösterme. Yahu gençler mutsuz, umutsuz; sebebi de bilin bakalım kim? Kendilerine iki eğlence çıkardılar diye ülkenin cumhurbaşkanı gencecik çocuklara ağıza alınmayacak çirkin ithamlarda bulunuyor. Oylarına muhtaç olduğunuz genç kesime keşke biraz edep ve saygı çerçevesinde yaklaşsanız, keşke yaşını başını almış birisi olarak biraz hoşgörü ve anlayış sahibi olsanız. Üstelik burası laik Türkiye Cumhuriyeti; herkesin alnı secdeye değecek diye bir şey yok. Her görüş ve inanca saygı duymak zorundasınız çünkü siz bu ülkeyi birlik ve dirlik içinde tutmakla yükümlüsünüz.
Ayrıca; "ayakları vatan topraklarına sağlam basan, eğitimli, donanımlı, ahlaklı bir nesil var" diyorsunuz. Bu bile korkunç bir saygısızlık ve ayrıştırma örneği. Çünkü muhafazakar kesimden olmayanları eğitimsizlikle, ahlaksızlıkla ve bu vatana saygı duymamakla, ayakları yere sağlam basmamakla itham ediyorsunuz. Hâlbuki bu eğlenceyi düzenleyenlerin büyük bir çoğunluğunun, onun bunun torpiliyle değil de kendi başarıları ve alınlarının teriyle ülkenin en prestijli üniversitelerine giden gençlerinin yaptığı bir eğlence olduğundan bile habersiz, hor görüp ötekileştirdiğiniz o gençler, emin olun vatan topraklarına ayaklarının ne kadar sağlam bastıklarını seçim zamanı oy pusulasına bastıkları damga ile gösterecekler sizlere.
Siz seçilmiş bir cumhurbaşkanı olarak her görüşe, her inanca ve her düşünceye saygı duyarak bu ülkeye bağlı kalıp görevinizi tarafsız bir şekilde yerine getirmelisiniz. 71 yaşına gelmiş biri olarak torununuz yaşındaki kişileri o kürsüde arkanızdaki şakşakçı eşliğinde tezahüratlarla hedef gösterip hakaret etmeniz kabul edilemez. En ufak bir eleştiriye dahi tahammülünüz olmadığı için "bana hakaret etti" diye herkesi hapse atıyorsunuz ama söz konusu kendiniz olunca bizlere en ağır ithamlarda, en kaba ve en ağza alınmayacak söylemlerde bulunuyorsunuz. Biz artık siyasette bu sokak ağzından çok bıktık. Bizleri ayrıştırıp birbirimize kırdırmanızdan yıldık, yorulduk, yıprandık. O kürsüde adeta insan kıyımına dönüşmüş cinayetleri konuşun, ekonomiyi konuşun. Ama yok, siz bunun yerine gırtlağına kadar mutsuzluğa batan ve her şeye rağmen kendilerine tek bir gün ayırıp birkaç saatliğine eğlenen gençleri hedef gösteriyorsunuz ve yamyamların önüne atıyorsunuz. Onlar bu ülkenin geleceği, onlar ana baba evladı. Bu ne biçim bir düşüncesizliktir?
Siz Recep Bey, Türkiye Cumhuriyeti'nin evlatlarına, gençlerine "kimliksiz, şarlatan, eğitimsiz, donanımsız, ayakları yere sağlam basmayan, vatanına sahip çıkmayan, saygısız" gibi söylemlerle yerden yere vuramazsınız. Mustafa Kemal Atatürk gençlere bayram armağan etti, gençlere Gençliğe Hitabe'yi armağan etti, gençlere bu ülkenin geleceğini emanet etti. Bu ülkenin kurucusu genç nesile bu kadar saygı duyup bu kadar el üstünde tutarken siz onları aşağılayamazsınız. Siz onlara hakaret edemezsiniz. Hiçbir makam, hiçbir mevki Türkiye Cumhuriyeti'nin gençlerinden daha kıymetli ve daha üstün değildir. Bu da böyle bilinsin.
Siz Mustafa Kemal Atatürk'ün "Ey Türk Gençliği" diye seslendiği nesile, "kimliksizler" , "şarlatanlar" diyemezsiniz. Umarım bir an önce sirkelenip, kendinize gelir ve bu Türk gençliğinden af dilersiniz. Dilemezseniz de kendiniz bilirsiniz. Elbet o hor görüp aşağıladığınız gençlik size gereken cevabı, gerektiği şekilde sandıkta verecektir.
Bungalov, otel fark etmez: Odaya girince ışığı kapat, telefon kamerasıyla kızılötesi ışık araması yap. “Fing” uygulamasıyla Wi-Fi’ye bağlı gizli cihazları tarayabilirsin. RF dedektörü de işe yarar. Mahremiyet için bu kontroller şart!