Sosyalistler kırk yılda bir dışarıda yemek yiyince liberal akademinin sınıf dedektörleri hemen işbaşı yapmış. TİP'in yönetici kadroları arasında bir tane ev sahibi yok, tamamı kiracı. Partinin genel başkanının tek bir mal varlığı var; o da banka kredisiyle alabildiği 2013 model bir otomobil. Nasıl bir üst-orta sınıf hayatıymış bu?
Ayrıca ne sosyalizm bir yoksulluk yeminidir ne de sosyalistler bu yemine sadakatlerini her gün kanıtlamakla yükümlü bir keşişler topluluğudur. Sosyalistler yoksulluğu erdem saymaz; onu üreten toplumsal düzeni ortadan kaldırmak için mücadele eder.
Şu güzel ortam için bile salak salak yazmışlar. Yok neymiş, halka sosyalizm satıyorlarmış da kendileri burjuva sofrasında oturuyormuş, kapitalist mekânlarda içiyorlarmış! Ulan, bu masa ve bu ortam normalde herkesin ulaşabileceği bir yaşamın parçası olsun diye mücadele ediyorlar. Sosyalizm fakirliği övmek değil, yoksulluğu ortadan kaldırmak; herkesi eşit bir paydada buluşturmak ve herkesin daha iyi yaşamasını istemektir. Sosyalizm, insanları açlığa, yoksulluğa ve sefalete mahkûm etmek değil; insanca yaşama hakkını savunmaktır. Bu aynı zamanda bir yaşam tarzı, bir yeme içme kültürüdür.
Peki, bu vekillerin çakarlı araçları mı var, özel hastaneleri mi var, özel okulları mı var, sömürdükleri işçileri mi var? Yoksa halk daha iyi yaşasın diye verdikleri bir mücadele mi var? İsteseler grubu olan bir siyasi partiye geçer, altlarına çakarlı araç, yanlarına polis koruması alır, önerge dahi vermezler. Öğrenciler için, işçiler için, maden işçileri için seslerini bile çıkarmazlar. Ama onlar ne yapıyor? Haklarını savundukları insanlarla yan yana duruyor, aynı masada oturuyor, sohbet ediyorlar. Ben kendilerini yakından, bire bir tanırım. Mücadelelerini de bilirim.
Rakıyı saklamadan içiyorlar diye mi mesele? Sizlere göre rakı içmek günah yahut lüks sayılabilir. Ama mesele bir kadeh rakı değil, o sofranın herkes için kurulabildiği bir dünya istemektir. Mesele, bugün yalnızca belli bir kesimin ulaşabildiği mekânların, yarın herkesin girebildiği, herkesin insanca yaşayabildiği yerler olmasıdır. Sosyalizm, insanın elindekini almak değil, herkesin daha iyi koşullarda yaşamasını sağlamaktır. Emeğin sömürülmediği, kimsenin yoksulluğa mahkûm edilmediği, alın terinin karşılığını aldığı bir düzen kurmaktır.
O yüzden bırakın bu romantik solculuğu ve yavşaklığı! Devrimcilik, insanları yoksulluğa mahkûm edip onların sefaletini kutsamak değildir. Devrimcilik, halkın yalnızca karnının doymasını değil, insanca yaşamasını; yalnızca hayatta kalmasını değil, hayatın güzelliklerinden eşitçe faydalanmasını savunmaktır. Bizim istediğimiz, birilerinin güzel yaşamasını engellemek değil, herkesin güzel yaşayabildiği bir dünya kurmaktır. Sosyalizm tam da budur!
'Medeni ülkelerde sokakta mama verilmez, hayvan olmaz! Medeniyet öğreticez size!" diye diye, troll'le, yalanla, devleti, valiyi, belediyeyi seferber ettiniz. Ülkenin en küçük sorununu çözmek için altyapıyı, koordinasyonu, güvenliği, işi gücü bırakıp kedi köpek peşinde koştu koca kurumlar aylarca. Şimdi Atlantis seviyesinde medeniyet olduk. Medeniyet paçalarımızdan akıyor. Açık kablodan çarpılıp ölen bile var. Tam bir Avrupa başkenti artık buralar.
2sene önce İzmir'de iki vatandaş elektrik akımına kapılıp hayatını kaybetmişti. Defalarca şikayet edilmesine rağmen önlem alınmadığı ortaya çıkmıştı.
Bugün de Fatih'te 14 yaşındaki çocuk elektrik akımına kapılıp hayatını kaybetmiş!
İnsan hayatı bu kadar ucuz olmamalı!
Öyle acı bir görüntü ki. Belgrad Ormanı ile İstanbul arasındaki en yaşamsal destek hattını kestiler. 15 yılda şehrin en büyük su ve temiz hava koridoru olan Cendere mevkilerimizi beton yığınlarıyla tıkadılar.
Tam karşısında ise yine aynı mevkilerimizi yıkıp yutan taş ocaklarından sadece birini görüyorsunuz. Selleri, toprak kaymalarını tutan ormanı kazıyıp yok ettiler ve hala da ediyorlar.
Onlarca dava açtık, eylemler yaptık ama ne taş ocaklarını büyütüp ormanı kemirmeye ne de yeni inşaatlarla havzayı tıkamaya son verdiler.
Bu bir doğa felaketinin değil, doğa yıkımının acı sonucudur. Umarız daha fazla can kaybı yaşanmasın.🦊
This is what courage and bravery look like. This is what taking a stand looks like. Standing up when surrounded by the most vile people on the planet!! Thank you, we see you and appreciate you. A true Patriot and Hero XOXO
Last night, a woman attended a Trump rally wearing a "Release the Epstein Files" shirt (a core promise of the Trump campaign).
A ruckus ensued, and several MAGA men beat her mercilessly.
While she was being beaten, Trump mocked her from the stage.
Trump is a demonic force on society.
I simply cannot think of any other word to describe it.
İzmir'i verdin siyah karanfil bıraktın, halk tv gitti ağzına siyah bant çektin. Nerden geliyor böyle saçmalıklar aklınıza!
Vites arttırarak geliyorlar, tepki eşiği o kadar düşük ki, sırada neyin olduğunu tahmin etmek zor değil!
Ya bir siktirin gidin artık! Siz hiç haşemayla yüzdünüz mü? Suyun içinde sürtünme kuvvetinin ne olduğunu, hareket kabiliyetini nasıl kısıtladığını biliyor musunuz? Pijamayla koşan atlet gördünüz mü hayatınızda? Spor kıyafeti dediğin şey süs olsun diye değil, vücudun hareket özgürlüğünü sağlamak, performansı artırmak ve yapılan sporun gerekliliklerine uygun olmak için tasarlanıo mayo, şort, tayt, esnek kumaşlar bunun için var amk!
Spor salonuna gelen kadın spor yapacak, sizin kocalarınızın ahlak bekçiliğini değil! Ne biçim kocalarınız var sizin, bir kadının taytını gördüğünde iradesini kaybeden, gözünü götünden alamayan adamlarla mı evlisiniz? Kocanızın sadakatini başka kadınların kıyafetlerinden medet umarak koruyamazsınız.
Bir erkeğin nereye baktığının sorumluluğunu başka bir kadının ne giydiğine yüklemekten vazgeçin artık. Sorun taytın darlığında değil, sizin zihniyetinizin darlığında!
sabah sabah sinirden elim ayağım titredi. insan mı yetiştiriyorsunuz yoksa iblis mi? bir çocuk diğer bir çocuğa bunu yapabiliyorsa evde hangi durumlara maruz kalıyor? annesi babası incelensin
Kiminin canı sıkılıyor sabah kahvesi içmeye Paris 'e gidiyor. Sen üç günlüğüne kredi kartına on taksit gezmeye kalkıyorsun her şeyi istiyorlar. Niye gelmek istiyorsun? Neden bizim ülke? Her belgeyi hazırlıyorsun, memurun biri seni ülkesine layık bulmuyor falan. Üstelik kendi paranla gideceğin ülkeden geri döneceğine adamları ikna etmek zorundasın. Kısaca, gelmeyin diyorlar..
Ukrayna gemilerimizi vuruyor,
Yunan askeri burnumuzun dibine yerleşiyor,
Suriye sınırında mayınlar bile temizlendi,
Güney Kıbrıs’ta İsrail, Mısır cirit atıyor,
Yemen ile nerdeyse savaş ilan ediliyor.
Bu bir bana mı “neler oluyor” dedirtiyor.