Anladık ki bazıları Milliyetçilik" rozetini sadece seçim meydanlarında takıyormuş. Meğerse kapalı kapılar ardında terörist başına lüks konutlar ve statü pazarlığı yapıyormuş. Bunuda müjde gibi sunuyor. Türk milleti bunu unutmaz ve affetmez! Süre yaklaşıyor.
Suudilerin son yüz yıldır askeri tecrübesi yok. Ordusundaki birçok asker de paralı askerler. Deyimi yerindeyse Osmanlıya isyanlarından bu yana savaşmamış bir ordu. Böyle bir ülkeyle askerî birlik anlaşması sadece Türkiye'nin omzuna yüktür. Koskoca tugay Husiler karşısında kaçtı🔽
Yapay değil, gerçek #seksenler ...
Bu fotoğraflar, 12 Eylül darbesi sonrasında yeniden derlenip toparlanma gayretindeki milliyetçi/ülkücü hareketin, genelde Ege Üniversitesi'nin, özelde de Basın Yayın Yüksek Okulu'nun çekirdek kadrosunu gösteriyor. Son fotoğraf efsane Ülkü Ocakları Başkanımız rahmetli Ali #MetinTokdemir ağabey ve arkadaşlarının telin mitingine ait.
İlk büyük kaynaşma gezimizi 1985'te Ödemiş Birgi'ye, 1986'da da Sabuncubeli'ne yapmıştık.
1983'ten 87'ye çekirdek kadromuz hızla çoğalmış, Bornova'da Yurtkur öğrenci temsilciliğini kazanmış, Ege ve 9 Eylül üniversitelerinde sayı ve etkinlik bakımından önemli bir güç haline gelmiştik.
1980'ler özellikle üniversiteli gençler için zor yıllardı.
Türk demokrasinin üzerine kâbus gibi çöken 12 Eylül darbecilerinin zulmünden; gençlik, özellikle de milliyetçi/ülkücü gençlik fazlasıyla nasibini almıştı.
Ağabeyleri Mamak'ta ve ülkenin her yanındaki zindalarda işkence ve zulüm altındayken darbe yönetimi tarafından siyasetten uzak kalmaları öğütlenen gençlik, #seksenler'in çetin şartlarına rağmen susup oturmadı, siyasetten ve ülke gündeminden kopmadı; özetle uslu durmadı.
1983'te sözde serbest seçimler yapılmış, ancak MHP'nin devamı niteliğinde kurulan ve 1985'te adı Milliyetçi Çalışma Partisi olarak değiştirilen Muhafazakâr Parti ve Adalet Partisinin devamı niteliğinde kurulan Büyük Türkiye Partisi darbecilerinin vetosu nedeniyle seçimlere sokulmamış, Anavatan Partisi tek başına iktidara gelmiş, Halkçı Parti ve Milliyetçi Demokrasi Partisi de muhalefet partileri olarak meclise girmişti.
#Seksenler'de görünürde sivil bir iktidar vardı ancak darbe yönetiminin devlet kurumları, üniversiteler ve yurtlar üzerindeki etkisi halen sürüyordu.
Yatak, yemek, izin vb. şartların iyileştirilmesi için müdürü Albay olan yurtta eylem yapıyor, darbe yönetiminin kontrolündeki YÖK'e, üniversitelere ve iktidara karşı, demokrasi dışı uygulamalar ve özellikle başörtüsü yasağı konusunda adeta isyan bayrağı açabiliyorduk.
Şimdiki gençler bilmeyebilir, #seksenler'de Bulgaristan'daki Türklere sözde medeni dünyanın gözleri önünde büyük bir zulüm vardı. Türklerin isimlerini zorla değiştiriyorlar, öz yurtlarından Türkiye'ye göçe zorluyorlar, mallarına mülklerine el koyuyorlar ve sürgün ediyorlardı.
#Seksenler'de Bulgar zulmüne de sessiz kalmadık.
"Katil Jivkov", "Ordu Sofya'ya", "Ahmet'leri, İvan yapamazlar, Türk'ü Türklüğünden koparamazlar" sloganlarıyla Kordonboyu'nu ve Anadolu'nun bir çok meydanını inlettik.
İşte o zor günlerde başörtüsü yasağının kaldırılması için gazeteleri ziyaret etmiş ve hazırladığımız bildiriyi haber olarak yayımlatmıştık. Bu gazete kupürlerini daha sonra ayrıca paylaşacağım.
İşte o bildiride başörtüsü yasağı kararı alanlara karşı şöyle bir ifare geçiyordu: "...alınan karar, Bulgar zulmüne eşittir..." Nerden bakarsanız bakın müthiş bir ifade. Düşünsenize 12 Eylül darbesinin elebaşı Kenan Evren Cumhurbaşkanı ve biz başörtüsü yasağı kararı alan idareye adeta meydan okuyoruz.
İşte o #SeksenlerKuşağı Bulgar zulmüne de darbe zulmüne de meydan okuyan bir kuşaktı.
Biliyorum bu #seksenler akımı, bir sosyal medya gösterisi, bir yerde magazinel bir akım, şimdi gelip de bu akımı #seksenler'in gerçek gündemine ve özelikle de üniversiteli Türk gençliğinin o zamanki ciddi gündemine bağlamak bazılarına ters gelebilir. Saygıyla karşılarım.
Çünkü ben "sanat sanat içindir" diyenlerin değil, "sanat toplum içindir" diyenlerin tarafındayım.
Dolayısıyla #seksenler'in sosyal ve siyasal gündemini, toplumsal sorunlarını, olaylarını vb. bugünlerde bu vesileyle yeniden hatırlatmanın topluma, millete ve özellikle de gençlere faydalı olabileceğini düşünüyorum.
#Seksenler'de siyasi görüş ayrılığı gözetmeksizin arkadaşlarımızdan ebedi aleme göçenlere Yüce Allah'tan sonsuz rahmet olsun. Yaşayan kardeşlerimize de sağlıklı uzun ömürler ve bin selam olsun.
Yüce Allah büyük Türk milletinin birliğini daim, bütünlüğünü ve geleceğini kaim eylesin.🇹🇷
#SeksenlerChallenge
#Seksenler
#80s
Namaza duruyorsun.
Her şey yolunda.
Sonra bir an geliyor:
“Bu kaçıncı rekat?” “İkinci miydi, üçüncü müydü?”
Ve kendini suçluyorsun: “Neden odaklanamıyorum? Ben ne biçim kulum?”
Dur.!
Sebebi sende değil. İşte o hadis-i şerif;
Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdu:
“Namaz için ezân okunduğu zaman, şeytan ezânı duymamak için arkasını dönüp kaçar.
Ezan bitince tekrar gelir.
Kamet edilince yine kaçar.
Kamet bitince yine gelir ve kişi ile kalbi arasına sokulur; ona ‘şunu hatırla, bunu hatırla’ der;
Öyle ki kişi kaç rekât kıldığını bilemez olur.”
(Buhârî, Ezân 4; Müslim, Salât 19)
Dur ve bir daha oku.
Senin yaşadığın o şaşırma... bizzat hadiste tarif edilmiş. Şimdi anladın mı?
O aklına gelen alakasız şeyler tesadüf değil.
Faturalar, işler, eski anılar...
Tam namaza durunca geliyorsa, sebebi belli.
Ve dikkat et: Bu, senin imanının zayıflığı değil.
Tam tersine, seni namazdan koparmak için özel bir çaba var demektir.
Sen kusurlu değilsin.
Sen hedeftesin.
Peki şaşırınca ne yapacaksın?
Hz. Peygamber (s.a.v.) çözümü de öğretmiş: “Biriniz namazında şüpheye düşer de kaç rekât kıldığını bilemezse, şüpheyi atsın, emin olduğu (az olan) sayı üzerine bina etsin, sonra sehiv secdesi yapsın.” (Müslim, Mesâcid 88)
1. Namazı baştan alma,
2. Emin olduğun az sayıyı esas al,
3. Sonunda sehiv secdesi yap, bitti.
Bu kadar basit.
Ve şunu unutma:
Şeytan seni namazdan çıkaramıyor.
O yüzden namazın içinde yormaya çalışıyor.
Sen şaşırıp yine devam ettiginde, o kaybediyor.
Sen kıldın ya... gerisi vesvese.
Rabbim indinde makbul ve kabul buyursun..
Amiiin..
1870, İstanbul Köle Pazarı…
İnsanların insan olarak değil, fiyat etiketiyle görüldüğü bir düzen vardı.
1923’te köle pazarları kapatıldı.
Cumhuriyet’le birlikte, insanın alınıp satıldığı bu utanç sayfası kapandı.
Ekrem İmamoğlu'na siyasi yasak kararı verildi.
"Hakaret" suçlamasıyla yargılandığı davada 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı.
İstanbul 16. Asliye Ceza Mahkemesi, Ekrem İmamoğlu hakkında TCK 53. madde kapsamında siyasi yasak uygulanmasına hükmetti.
İstinaf mahkemesi kararı bozmazsa, İBB'de yeni başkan belirlenecek.
Türkiye'nin bir sonraki Cumhurbaşkanı'ndan işte tam olarak bu kadar korkuyorlar! Yazıklar olsun! Sizin adaletiniz adalet değil!
12 Eylül Darbesinden Sonra Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu, 5.5 Yılı Tek Başına Hücrede Olmak Üzere Toplam 8 Yıl Suçsuz Yere Hapiste Yattı.
Hatta 23 Gün Boyunca Aralıksız ve Şiddetli İşkencelere Maruz Kaldı
Ve O Büyük Ruh;
Ne Kaderine Küstü.
Ne Devletine Küstü.
Ne de Beddua Etti.
Yatırım gizli yapılır, aşk sessiz yaşanır, tatiller ve planlar paylaşılmaz. Her dinleyen dost değildir; dost sandıkların çoğu zaman iyi niyetli izleyicidir. Genelleme yapma, herkes farklıdır ama herkes sana ait değildir. Az görün, çok yaşa. Gizli kal, huzurlu kal.
📍Amerika 'da ki #11Eylül saldırılarında, ' binalara uçaklar çarptı ' iddiası koca bir yalan...❗
Sıradan vatandaşların çektigi görüntülerde uçak yok...❗
Binalar içerden patlatılmış...❗
Büyük şeytan Amerika...❗
Bu işte CIA ve MOSSAD parmağı var.
1915 yılında Kafkas cephesine gitmek için Sivas’ın Kabak yazısı mevkiinde toplanan gönüllü Alevi - Bektaşi Taburu.
Sivas ve çevresindeki toplanan Alevi - Bektaşi gönüllüler bu fotoğrafın çekiminden sonra Kafkas cephesine gitti ve bir daha geri dönemediler. Devirleri daim olsun
Gün gelir…Hırsızlar zengin…Metresler eş…Serseriler adam olur…
Odundan kapı, taştan saray olur…
Gün gelir…Kezbanlar destan…Onları destan yapanlar mestan olur…
Gün gelir…Çivisi çıkar dünyanın…
Konuşamayanlar hatip…Şifa veremeyenler tabip… Yazamayanlar kâtip olur…