@ClVANMERT@nazirpasaa Kıyılardakı ormanları yakıp otel yapanlar ve onlara imar izni verenler, piyasada 1 lira olan malı/hizmeti devlete 1000 liraya fatura edenler, kendi şirketlerine ihale verip geçiş garantileriyle milyar dolar aktaranlar, fetö borsası kuranlar, PKK'ya af çıkaranlar vs vs liste uzun
Siyasal islamcıların dava mava dedikleri milleti ağlatma pahasına saltanat süren o 3-5 kişi biz olalım davasıymış. Bu uğurda demokrat olmayı bile göze aldılar.
Recep Tayyip Erdoğan:
“Dolaştığım vilayetlerde gördüm. Memur ağlıyor, çiftçi ağlıyor, gençler iş bulamıyor. Bu gerçekler karşısında 3-5 kişinin saltanatı için buna göz yumamayız.”
@Ysnbeg@RehaCamuroglu Kime ne diyeceğimi sana sorucam aslanım? Hem sen ne çeşit bi dalyaraksın lan. Ne demek "buna"? Dayın olsam günde üç ögün döverdim hadsiz pezevenk!
@oktay_saral Aktrol kalitesinde yorum yapan sayın başdanışman:
Millet alnı secdeye gelen insanların nasıl bir soygun çetesi bir organize suç örgütü gibi ülke yönettiğini gördü. Artık iktidarda rakı içse de hırsızlık yapmayan, hakka hukuka riayet eden bir kadro görmek istiyor.
İç İşleri Bakanı Çiftçi "ahbap çavuş rezaleti, resmi kurumların güvenilirliğini bir kez daha ortaya koydu" demiş. Öyle değil. Kamusal alanın tasfiyesi ve kurumların topluma değil de bireysel çıkarlara hizmet etmesi nedeniyle ortaya çıkan güvensizlik ahbap rezaletine neden oldu.
AKP iktidarı tam bir sömürge valisi mantığıyla hareket ediyor. Şu anda İstanbul'da bir İngiliz sömürge valisi olsaydı herhalde o bile hastanelerde yabancı hastalara öncelik tanımaya utanırdı.
Çözüm bekleyen binbir çeşit problem varken kılık kıyafetle uğraşmak, devletlû vakarını giyim kuşam/kozmetik üzerinden korumak kemalistlerle siyasal islamcıların ortak vizyonudur.
Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçekli görevden alındı.
Bir bisiklet organizasyonundaki taytlı görüntülerinden sonra görevden alınması, “valinin başını tayt yaktı” yorumlarına yol açtı.
Destekleyen var, kızan var.
İşin ilginç tarafı, taytlı görüntüleri meclis gündemine taşıyan CHP Ardahan Milletvekili İnan Akgün Alp oldu.
“Taytla gezen vali olur mu?” diye sorunca kamuoyunun gündemine oturdu.
Sahiden taytlı vali olur mu?
Valiler, devleti temsil eder, cumhurbaşkanının ildeki uç beyidir.
Bu temsiliyete uygun davranmak zorundadırlar.
Hele Anadolu’da.
Taytlı valiyi vatandaş da yönettiği kamu personeli de ciddiye almaz, devlet otoritesini tesis edemez.
Şunu da sormak lazım:
Bu vali bir sabah uyanıp taytla dolaşmaya başlamamıştır.
Bu zihin dünyasındaki isimler hangi kriterle vali yapılıyor, ona da bakmak lazım.
Testi kırılmadan…
@veli_sacilik Çözüm bekleyen binbir çeşit problem varken kılık kıyafetle uğraşmak devletlû vakarını giyim kuşam/kozmetik üzerinden korumak kemalistlerle siyasal islamcıların ortak vizyonudur.
@samiltayyar27 Yolsuzluk hırsızlık yapsa, eş dost akraba kayırsa hadi neyse diyeceğiz ama bisiklet sürerken tayt giymek... asla kabul edilemez! Devletimiz gereğini yapmıştır.
@ZamHaberAjans İran'da 5 aydır savaş var ama Türkiye'de yıllardır liyakatsiz yönetim ve soygun var. Vergilerimizle hırsız yoneticileri besliyoruz, partili zenginlere servet aktarıyoruz. Aradaki fiyat farkı normal.
🟠Eğer hain darbe başarılı olsaydı...
📍Ekonomi daha da kötüleşecekti.
📍Dolar 40 lirayı, euro 50 lirayı aşacaktı.
📍Enflasyon yıllarca yüksek kalacaktı.
📍Bakanlıklar liyakat yerine sadakate göre dağıtılacaktı.
📍Merkez Bankası başkanları sık sık değişecekti.
📍İsrail'le ticaret yapılcaktı, onlara kaçak olarak ırak petrolü satılıp Türkiye tazminata mahkum edilecekti.
📍"Faiz sebep, enflasyon sonuç" denilerek ekonomi yönetilecekti.
📍TÜİK'in açıkladığı enflasyonla vatandaşın hissettiği enflasyon arasında büyük fark olacaktı.
📍Ev sahibi olmak orta gelirli için neredeyse imkânsız hale gelecekti.
📍Emekli maaşı ve asgari ücret ay sonunu getirmeye yetmeyecekti.
📍Gençlerin en büyük hayali iyi bir kariyer değil, yurt dışına gitmek olacaktı.
📍Torpil ve sadakat, CV ve liyakatin önüne geçecekti.
📍Her ekonomik krizde suç "dış güçlere" atılacaktı.
📍Her eleştiri "ülkeye zarar veriyorsunuz" diye karşılanacaktı.
📍Türkiye, ABD ile daha yakın bir çizgi izleyecek ve Trump'ın övdüğü bir cumhurbaşkanımız olacaktı.
📍Ülke serveti yurtdışına kaçırılıp ülkeye faizli borç olarak satılacaktı.
📍Akademi ve diplomasi kadroları cahil cühela kişilerle dolacaktı
📍Ruslardan S400 alıp F35 projesinden kovulacak, sonrasında S400'leri hiç kullanamayacak ama F35'ler yine alamayacaktık.
📍 Yunanlar 22 adamıza çökecek, Datça'da karaya çıkacak cüreti bile bulacaklardı.
📍Ülke kanunlarla değil bir gecede çıkan kararnamelerle yönetiliyor olacaktı.
📍Kısacası darbe başarılı olsaydı bunların hepsi olacaktı.
Allah'a bizi bu darbeden koruduğu için ne kadar şükretsek az.
Haluk Levent vakası, toplumun “kahraman” bağımlılığının yol açtığı yeni bir yıkım olarak görülmeli. Dayanışma gibi son derece toplumsal bir eylemin çürüyen bir düzenin kurumlarından alınıp bu kez kerameti kendinden menkul bireylere emanet edilmesi, yurttaşlarımızın karşı karşıya kaldığı çaresizlik ve kuşatmanın boyutlarını gözler önüne seriyor.
Kızılay’a güvenmeyenlerin aslında hiç tanımadıkları bir kişiye sonsuz bir güvenle milyarlar bağışlaması birden fazla düzlemde sorgulanmalı. “Kahraman” bağımlılığı bu düzlemlerden bana göre en önemlisidir.
Siyasetten diğer toplumsal alanlara varıncaya kadar “star” sisteminin yarattığı bu “kahraman”lar, bizzat toplum tarafından giydirilen dokunulmazlık zırhına sığınarak vasatı, cehaleti, zaafları kolayca gizleyebiliyor.
Bu “kahraman”lar çoğu kez kendilerini yaratan mekanizmalar tarafından kısa sürede yerin dibine batırılmakta. Depremzedeler için toplanan paralarla kumar oynamak bayağı ağır bir çürümenin ifadesi elbette. Ancak sistemin Haluk Levent’i tepetaklak indirmesi ne bir arınma çabasının ne de gelişkin ahlaki değerlerin ürünüdür.
“Kahraman”lar doğası gereği gerçeklik algısını yitirir ve çoklukla kendilerine ayrılan sınırların ötesine geçerler. Sistemin onları yerin dibine geçirmesi genellikle çok hızlı ve zahmetsiz bir işlemdir.
Bu konu siyasette özellikle yaşamsaldır. O yüzden, ideoloji önemli, program önemli diyoruz. O yüzden ekip çalışması, kolektivizm diyoruz. O yüzden gelişkin örgüt diyoruz.
İdeoloji geriye çekilmişse, bir gün sağa bir gün sola şirinlik yapılır örneğin ve kimse ses etmez. Program önemsizleşmişse, kişiler her şeyi belirler, itiraz edecek kimse çıkmaz. Örgüt yoksa, “kahraman”lara bağımlı olursunuz. Oysa gerçek “kahramanlar” ideolojilerin ve doğrultusu olan toplumsal hareketlerin ürünüdür. Toplumsal hareketleri ortaya çıkarıp, tarihin akışını değiştiren bireylerin sayısı ise tarihte çok azdır; onlar da son tahlilde koşullar tarafından şekillenmişlerdir.
Halkımız “kahraman”lar yaratıp hayal kırıklığına uğramaktan vazgeçmeli. Bu nedenle çubuğu tersine iyice büküp “kahraman diye bir şey yok” demek bile gerekebilir.
Haluk Levent vakasının siyaset alanında çok daha vahim örneklerine tanık olacağımızdan emin olabiliriz. Burada esas olan “en ahlaklı kişi”yi aramak değil, en yüksek denetim, kolektif akıl ve geliştirici mekanizmaları yaratmaktır.