Banu Avar, Anayasa’nın 42. maddesinin önemini, Kürtçenin resmî dil olması ve “Ana dilde eğitim” tuzağı ile BM Koruma Sorumluluğu yasasıyla Türkiye’nin nasıl bölüneceğini, Türk Milletine kurulan büyük tuzağı anlatıyor:
Anayasa’da diliniz olursa size Birleşmiş Milletler kale alıyor ve koruma kapsamına girip “Dilim var, ben ayrı bir memleket istiyorum, ayrı bir kendime özgü özerk yer istiyorum. Çünkü bana bakamıyor bu devlet, bana kötü davranıyor.” dediğiniz anda Birleşmiş Milletler “Ben devreye girerim ve o halkın isteklerini yerine getirmek üzere uluslararası komüniteyi toplarım.” diyor!
Bu tuzağa düşmemek için;
Anayasamızın ilk 4 maddesi ile 42. ve 66.maddeleri DEĞİŞTİRİLEMEZ…Değiştirilmesi TEKLİF DAHİ EDİLEMEZ...Değiştiremezsiniz..
Değiştiremeyeceksiniz…
Rahmetli Durmuş hoca, 2005 yılında gerçek bir aydın olarak, bugünlerin geleceğini öngörmüş ve Türk milletini uyarmıştı. Bu manifesto milleti için feryadıydı. Evlerde, okullarda, sokaklarda kahvelerde okuyun okutturun ve paylaşın.
EY TÜRKLER
Vatanınıza ve devletinize sahip çıkınız! Çünkü, Ey Türkler; vatanınız ve devletiniz elinizden çıkma çizgisinde; ağır-ağır, usul-usul, yavaş-yavaş, ceste-ceste!
Ey Türkler!
Vatanınızı ve devletinizi, bir yandan AB üyeliği safsatacılığı ile ülkenizin hakimiyetini devretmek suretiyle, bir milletler-üstü oluşumun sıradan ve parçalanmış bir eyaleti olarak ve diğer yandan da çoğu da sanal olarak icad edilmiş alt-kimlikler yoluyla içten parçalanarak kaybetmek üzeresiniz.
Ey Türkler!
Ben vicdanım; vazifem ve vazifem olduğu kadar da tek imkanım, ikaz ve ihtar etmektir; bunun için de durmadan, bıkıp usanmadan sizin vicdanlarınız üzerinizde baskı yapmak mecburiyetindeyim ve bu vazife bilinciyle haykırıyorum:
Ey Türkler!
Sizler ki, Asya'nın çocuklarısınız; Asya'nın, yani bütün büyük dinlerin ana rahmi, hikmetin kaynağı ve ahlakın menba'ı, Güneş'in doğduğu bu azametli kıt'anın en muhteşem çocukları! Sizler ki Asya'dan kopup Küçük-Asya'ya geldiniz, burada bütün tarihin tanıdığı en muhteşem imparatorluğu kurdunuz ve burada kendi tarihinizin de zirvesine çıktınız; geniş ve kudretli kanatlarınızın altında dinleri, dilleri, ırkları, renkleri sulh ile idare ettiniz, sonra küçüldünüz ve tekrar Küçük-Asya'nıza ric'at ettiniz; Edirne ile Ardahan arasına, bu gayri tabii hudutlara sıkıştınız.
Ey Türkler!
Ya İkinci Endülüs, ya da İkinci Ergenekon olma çizgisindesiniz.
Ey Türkler!
Anadolu, Küçük-Asya, dikkatli olmazsanız sizi boğacak bir tuzağa, İkinci Endülüs'e dönüşmek üzeredir.
Çünkü Ey Türkler, millletlerin yükseldiği yerden düştüğünü unutmayınız! Sizler ki Asya'nın bağrından kopup gelerek tarihinizin zirvesine burada çıktınız, amma, burada düşmek üzeresiniz; burada "efendi" oldunuz, amma, burada "kul" olmak üzeresiniz.
Ey Türkler!
Tarih'te bir kazananlar vardır ve bir de kaybedenler ve dahi, Tarih, kaybedenleri değil kazananları baş tacı yapar. İmdi Sizler, kaybedenleri oynuyorsunuz; ikbal yıldızınız sönmek üzere.
Ey Türkler!
Keza Tarih, merhametsizdir; yere düşenlerin üstüne basarak ilerler. İmdi Sizler, yere düşmek üzeresiniz. Yere düşmeyiniz! Aksi takdirde, Tarih, ağır gövdesiyle sizi de ezer geçer ve çöplüğüne atar.
Ey Türkler!
Gökler'i veYer'i yaratan ve onları direksiz ayakta tutan Rabbim, ki amenna ve saddakna, her şeye gücü yeter, amma, kendisini değiştirmeyenleri kendisi değiştirmez; ol sebebe binaen kendinizi değiştiriniz, değiştiriniz de elinizi kolunuzu bağlayarak boş yere dua etmeyiniz; burası duanın hükmünün batıl olduğu noktadır.
Ey Türkler!
Ve dahi yine O, Halık-ı Zü'lcelal, devirleri insanlar arasında döndürür, bazan birini yükseltir, bazan da diğerini; liyakatini kaybeden, uyuşan kavimleri yere indirir, genç ve dinamik olanları tepeye çıkarır.
Onun için, vicdanınız olarak haykırıyorum:
Ey Türkler!
Liyakatinizi kaybetmek ve uyuşmak üzeresiniz. Sakın ha!
Ey Türkler!
Bu da geçer" demeyiniz! Sakın ha! Aksi takdirde, elbet de geçer; lakin unutmayınız ki, "geçer amma deler de geçer" ve ölüyü diriye, geceyi gündüze dönüştüren Rabbim, efendileri kula, kulları da efendiye dönüştürür; sizi indirir, ve hatta yere çakar, çakar da dün yönettiklerinizi başınıza geçirir.
Ey Türkler!
Milletler yükseldiği yerden düşer; amma, düştüğü yerden de yükselir.
Ey Türkler!
Sizlerde yükselecek güç var; sizde her şey var. Yeter ki gerçek ile sahteyi, gerçek aydın ile propagandistleri ve lobicileri, gerçek lider ile fareli köyün kavalcılarını ayırdedebilecek bir bilinç ve ferasete kavuşunuz; gücünüzü keşfediniz ve iradenizi hareket geçiriniz.
***
Ey Türkler!
Bu bir manifestodur.
Sizi, kanayan vicdanınız olarak, hiç rahat bırakmayacağım.
Durmuş Hocaoğlu.
İlhan Selçuk'un harika bir yazısı. Defalarca okumakta fayda var.....
ŞAŞIP KALIYORUM …
🤢Arap İngiliz'le birleşmiş Türk'ü arkadan vurmuş;
🤢Ermeni Rus'la birleşmiş,
Doğu Anadolu'yu kana bulamış;
🤢Rum Yunan'la, Yunan İngiliz'le birleşmiş,
Batı Anadolu'yu ele geçirmiş.
🤢Ülkenin mahvolmadık, yıkılmadık, yanmadık,
kan dökülmedik, kül olmadık hiçbir yeri kalmamış,
🤢Elde avuçta İstanbul ile İzmir bile yok!..
🤢Anadolu'nun altı yedi milyon nüfuslu en yoksul bölümüyle, yüzde doksan beşi okuma yazma bilmez,
🤢yorgun, yoksul, bitkin, ezik bir halk..
Nasıl kurtulmuşuz?..
Şaşıp kalıyorum...🤔
☘Yunan'ı nasıl denize döküp hizaya getirmişiz,
☘İngiliz'i İstanbul'dan nasıl çıkarmışız,
☘ dünyanın süper güçleriyle masaya nasıl eşit oturmuşuz?
⭐Yıl 1923
Anadolu'da 10-11 milyon savaş artığı yaşıyor; aç biilaç, parasız;
⭐Yüzde 95'i elifi görse mertek sanacak kadar alfabesiz... .
.⭐ Ne yapacaksın?..
Demokrasi yap!.. Nasıl yapacaksın?..
🤢1923'ün yanmış yıkılmış Anadolu'sunda nasıl demokrasi yapacaksın?..
🤔Kalan ne? Yıl 1923
Komşunun komşuyu boğazladığı iç savaşlardan, Anadolu'yu mezbahaya döndüren dış savaşlardan yeni çıkmışsın.
🤔Fabrikan yok,
İşçin yok,
İş adamın yok,
Mühendisin yok,
Doktorun yok,
Uzmanın yok,
Tüccarın yok,
Suyun yok,
Barajın yok,
Elektriğin yok,
🤢Kadınların çarşafta çuvala giriyor,
Erkeğin dört karı alıyor,
🤔Yurttaşlik yasası yok,
🤔Üniversiten yok,
Banka yok,
Burjuva yok,
Proletarya yok,
İhracatçı yok,
İthalatçı yok,
Sermayen yok.
🤔Kalkın bakalım...
Nasıl kalkınacaksın?...
🤢Sermayesiz ekonomik kalkınmanın yumurtasız omletten ne farkı var?
🤔🇹🇷Mustafa Kemal kuşağı ne yapmış?...
🤔🇹🇷Yöneticiler devletçiliğe neden ve nasıl sarılmış?..
🤔🇹🇷Türkler bankacılığı nasıl öğrenmiş?..
🤔🇹🇷Merkez Bankası 1930'a değin neden açılamamış?..
🤔🇹🇷Özel sektör nasıl oluşturulmuş?..
Yeni devlet nasıl kurulmuş?..
🤔🇹🇷Çağdaş öğretime nasıl geçilmiş?
🤔🇹🇷1920'de 10-11 milyon nüfusun yüzde 95'i
Alfabesizken savaş artığı bir toplumla,
Okuma yazma seferberliği nasıl açılmış?
🤔🇹🇷Kitaplıklarda kitap yokken,
Ulusal kütüphane nasıl kurulmuş?..
🤔🇹🇷Okullarda tarih kitabı bile yokken tarih nasıl yazılmış?..
🤔🇹🇷Yok olmanın kuyusundan çıkıp var olmanın doruğuna nasıl tırmanılmış?..
🤔🇹🇷Yunanlı ile dostluk nasıl kurulmuş?..
🤔🇹🇷Avrupa'da saygınlık nasıl kazanılmış?..
🤔🇹🇷Şaşıp kalıyorum...🤔
🤔🇹🇷2000'li yılları geçtiğimiz,
Yetmiş milyonluk Türkiye'nin haline bakıyorum...
🤔🇹🇷Hiçbir şeyimiz yokken neler yapmışız?..
🤢🇹🇷⁉️Herşeyimiz varken neler yapamıyoruz?..
🤢⁉️Bir de bu ortamda,
Mustafa Kemal'e saldıranlara bakıyorum...🤢⁉️
🤢🤔Daha çok şaşıp kalıyorum...🤢🤔
İlhan Selçuk
Terör örgütünün kan donduran katliamı.
26 Ekim gecesi Neşe Öğretmen evine gelmişti. Kapı sert bir şekilde, yıkılırcasına çalındı.
Babası, “Kim o?” dedi. Dışarıdan,
“Açın, köylünüz. Neşe Öğretmene bir şey soracağız.” dediler.
Kapı açılınca karşılarında silahlı iki terörist gördüler. Bir tanesi babasına sertçe bir tokat attı ve:
“Biz, kamuoyuna açıklama yapmadık mı? Baskıcı T.C.‘nin hiçbir öğretmenini Kürdistan’a, önderliğin emriyle, (Abdullah Öcalan) sokmayacağız demedik mi ulan?”
Arkadaki diğer terörist silahını çekti ve ayağa kalkan Neşe Öğretmenin babasının şakağına dayayıp tetiği çekti.
Teröristler, Neşe Alten Öğretmeni saçlarından sürükleyip işkence yaparak köyün çıkışına kadar götürdü. Neşe Öğretmenin feryadına, yardım çığlıklarına hiç kimse gelmedi. Sol göğsüne 5, sağ göğsüne 5 mermi sıkarak onu orada şehit ettiler.
Jandarma Komutanı olayı duyar duymaz olay yerine hareket etti. Ancak olay yerine ulaştığında gördüğü manzara dayanılacak gibi değildi.
“Masadaki ekmek ve yoğurtla, piknik tüpünün üstündeki kızartılmamış bibere takıldım. Öylece duruyorlardı. Akşam yemeklerini bile yiyememişlerdi. İçim acıdı birader. Ben bile gözyaşlarıma hâkim olamadım. Bunca olay gördüm, bundan etkilendiğim kadar hiçbirinden etkilenmedim.” diyecekti.
Şehit Neşe Alten.
Şehit Hasan Alten.
🇹🇷 Cihat Yaycı: Yakında Diyecekler ki: “Hepimiz Romalıyız!”
“Bakın, Ayvalık’a çok dikkat edin. Ayvalık’ta çok ciddi ve kapsamlı bir oyun oynanıyor.
Devletimizi ve ilgili kurumlarımızı bir kez daha uyarıyorum. Ayvalık’ta son derece yoğun faaliyetler yürütülüyor.
Fener Rum Kilisesi’nin en yoğun faaliyet alanlarından biri bugün Ayvalık’tır.
Ayvalık’ta Ortodoks Hristiyan nüfusu yok denecek kadar azdır. Belki beş, belki on kişiden ibarettir. Buna rağmen oradaki kilisenin yeniden açılması için yoğun çaba gösterilmektedir.
Midilli ile Ayvalık arasında sürekli geliş gidişler yaşanmaktadır.
ABD’de Başkan Trump’a haç vererek, ‘Konstantinopolis’i fethet.’ diyen metropolit vardı ya; işte o kişi, ABD’ye gitmeden önce Ayvalık Metropoliti olarak görev yapıyordu. Aslında böyle bir atama yapma yetkisi yoktu ama buna rağmen atandı.
Bu durum, devletimizin hukukuna aykırı bir faaliyettir. Bu, bir istihbarat ve casusluk faaliyetidir. Adeta casusluk üssü hâline getirilmiş bir yapıdan söz ediyoruz.
Beni de sürekli dolaylı ya da doğrudan tehdit ediyorlar. Çeşitli yollarla haber gönderiyor, televizyon ekranlarında beni mahkemeye vereceklerini söylüyorlar. Ben de diyorum ki; buyurun, sonuna kadar verin. Benim için bu ancak bir şeref vesilesidir.
Biz de Fener Rum Kilisesi’nin başpapazı hakkında; Anayasa’ya aykırı faaliyetlerde bulunduğu, İsviçre’deki toplantıya katıldığı, kendisini ‘Ekümenik’ ve ‘Yeni Roma Başpiskoposu’ unvanlarıyla tanıttığı gerekçeleriyle suç duyurusunda bulunduk.
‘Yeni Roma’ neresidir? Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ‘Yeni Roma’ diye bir yer mi vardır? Elbette yoktur. Bütün bunlar belirli bir projenin parçalarıdır.
‘Yeni Roma’ projesine dikkat edin. Yakın gelecekte, ‘Biz ne Türküz, ne Kürdüz, ne Ermeniyiz, ne Süryaniyiz; hepimiz Romalıyız.’ söylemini çok daha sık duymaya başlayabilirsiniz.
Bu gelişmeler karşısında Türkiye’nin sadece seyretmesi değil, gerekli diplomatik ve hukuki adımları da kararlılıkla atması gerekmektedir.”
YAYININ TÜMÜNÜ İZLEMEK İÇİN👇
https://t.co/JHFO4Wph8t
@AYVALIKBELEDIYE@TC_Balikesir@ayvturkocagi@ayvalikturkes@ayvalikhaber@tontvmedya
Ben Türk askeriydim,
Balkanlarda vurdular beni...
Adları:
İgor'du, İvan'dı, Yanis'ti.
Ben Türk askeriydim,
Çanakkale'ye kefensiz gömdüler beni...
Adları:
John'du, Bob'tu, Elton'du.
Ben Türk askeriydim,
Cezayir'de klor havuzlarına atıp kör ettiler beni...
Adları:
Cübeyr'di, Ekmel'di, Abdülbaki'ydi.
Ben Türk askeriydim,
Asit kuyularında diri diri yaktılar beni...
Adları:
Faysal'dı, Fettah'tı, Habbab'tı.
Ben Türk askeriydim,
Tunus'ta sırtımdan süngülediler beni...
Adları:
Hafi'ydi, Nabi'ydi, Siyami'ydi.
Ben Türk askeriydim,
Filistin'de mümin kardeşlerim ellerimi bağlayıp Fransıza teslim ettiler,işkenceyle öldürdüler beni...
Adları:
Vahab'tı, Ziyad'tı, Affan'dı.
Ben Türk askeriydim,
Musul'da Trablusgarb'ta güvendiğim ümmetim mevzilerden kaçıp düşmana sardırdılar beni,
Son nefesimi verirken duyuyordum gülmelerini...
Adları:
Behnan'dı, Beşir'di, Hasibi'ydi...
Ben bir Türk askeriydim,
Güneş batmaz topraklardan Ankara'ya kadar yüzbinlerce kez sırtımdan vurarak ittiler beni..
Sonra yanıma Kemal geldi, İsmet geldi, Kazım geldi dirildim.
Bir nefesle hepsini uçurumlardan ittim !..
BEN KARDEŞİMİ DE BİLİRİM, DÜŞMANIMI DA...
BU YÜZDEN TÜRK MİLLİYETÇİSİ OLDUM, "ÜMMETÇİ" DEĞİL !..
Gözyaşlarına hâkim olamayan bir gazimiz:
“Bizim parayla pulla işimiz yok. Bizi buralarda yatıranlar utansın. Ben bu ülke için mermi yedim. Artık yeter.”
HATAY’DA NELER OLUYOR?
Dram mı, trajedi mi ne desem bilmiyorum. Anıtkabir inliyordur herhalde…
HATAY GERÇEKLERİ
Lütfen 2 dakikanızı ayırıp okuyun;
Hatay gündemdeyken bazı gerçekleri konuşmamız gerekiyor.
Suriyeli çocuk anneler ve doğumlarını...
Hatay'daki sınır hastanesinden iki doğum paylaşacağım.
Biri 14 bir diğeri de 15 yaşında...
Bu gibi bir çok doğum hadisesi yaşanıyor.
Hatay'da yaşayan bir hemşiremiz anlatıyor. Gelin kendisinden dinleyelim:
"Merhaba Batuhan Bey araştırmalarınızı inceliyorum, sizi takip ediyorum, lütfen bir şekilde bizim de sesimiz olun. Hatay savaşılmadan kaybediliyor. Burada sağlık personeliyim.
Arapça öğrenmemiz konusunda sürekli bir baskı görüyoruz. Gelen Suriyeli hastalar bize tepki gösteriyor Arapça bilmediğimiz için. Bir de Suriyeli doktorlarımız var. Onlar da bizi hor görüyor. Her 10 doğumun 8'i Suriyeli. Erkeklerin 4-5 tane eşleri var.
13 yaşında kız çocukları hamile. Ayrıca iki ay içerisinde bir ismin 2 ayrı yerde doğum yaptığını belirledik ama bakanlıktan herhangi bir yaptırım haberi almadık. Gaziantep'te kimliksiz bir yakınına kendi kimliği ile doğum yatışı yaptırmış. Gerçekten artık nefes alamıyoruz burada.
Araştırılmıyor, kimse bilmiyor burada yaşananları. Daha dün bir adamın 26 ncı çocuğunun doğumunu yaptırdım ve 4 eşi var. Ben, bunlara dur densin istiyorum, lütfen..."
Hatay sorunu burada bitmiyor. Belediye Başkanı Suriyeli doğumlarını gündeme getirdi diye soruşturma geçiriyor.
Hatay'a Suriyelileri profesyonel bir nizamla yerleştirenler sessizliğini koruyor. Hatayla ilgili Suriye ciddi propagandalar yapılıyor. Sosyal medya hesaplarından "Hatay'ı alacağız" diye Türkçe paylaşımlar yapılırken, binlerce beğeni geliyor. Bir örneğin, 2 bine yakın beğenisi var.
Hatay ile ilgili bir başka okuyucumuzun anlattıklarına kulak vermenizi istiyorum:
"Batuhan Abi, selam HATAY/ANTAKYA'dan yazmaktayım, lütfen Hatay’da ki istilanın sesi ol. Suriyeli artışı aşırı fazlalaştı duvarlarda, parklarda Arapça “Hatay bizim" yazıları yazılıyor.
Parklarda bulunan sözde sığınmacı “Erkek”ler kilim serip bebeğini, çocuğunu oynatan Türk anneleri izliyor. Yaşamakta olduğum mahallenin parkına artık Türk gelemiyor.
Diğer bir yandan aşırı doğum var. Yolda bir Suriyeli kadının yanında 4 -5 bebek kesinlikle bulunuyor.
Hastanelerde Suriyeli sayısı o kadar yoğun ki sürekli kavga çıkıyor. Genç Suriyeli erkekler bellerinde silah, bıçak, satır, vb. şeylerle gezmekte ve taşımaktan çekinmiyor, parklarda bunları çıkarıp pozlar veriyorlar.
Azınlık biziz Hatay’da, biz Türkler kendi vatanımızda, şehrimizde azınlık kaldık. Örneğin; şu duvarda Arapça 'Hatay bizimdir' yazıyordu, belediyeye şikayet edince kazıdılar."
Hatay'dan gelen mesajların ardı arkası kesilmiyor.
Bir başka vatandaşımız anlatıyor:
"Geçen yaz Eğitim Araştırma Hastanesi'nde işim olmuştu, 17 yaşında Suriyeli bir kadının beşinci çocuğunu doğurduğuna bizzat tanıklık ettim ve eşi de 40 yaş üstüydü. Annem 70 yaşında onlara tercümanlık yapıyor; -'Buralar bizim, en sonunda siz gideceksiniz' diyorlar."
Hatay sınırında yaşayan bir başka vatandaşımızla görüştüğümde ise çok çarpıcı detayları paylaştı. Kendisinden dinleyelim:
"Eşim Hataylı, ağır bir hastalığa yakalandı. Son zamanlarını iyi geçirsin diye memleketi Hatay'a getirdim. Köy evimiz tam sınırda...
Kocaman bir duvar var üstü dikenli telli. Bayağıdır var bu duvar.
3 ay önce bir daha tel duvar çektiler ortada bizi koruyan asker kulübeleri var, 50 metrede bir kulübe var
Bütün bunlara rağmen mülteciler akın akın geçiyor.
Sınır köylerinin çoğunda insan kaçakçılığı yapılıyor.
Gelenlerin çoğu erkek. Adam başı 1.000 dolar alıyor kaçakçılar. Bu işi yapanlar tam bir vatan haini.
İnanın, bu beton ve tel duvar olmasına, tüm engellemelere rağmen binlercesi geçiyor veya geçiriliyor. Şehrimiz göz göre göre elden gidiyor."
Hatay'daki tablo son derece ağır, orada yaşayan vatandaşlarımızı dinlediğimiz zaman üzülmemek, hayıflanmamak mümkün değil.
Yabancılaşma o kadar hızlı tesir ediyor ki bazı ticarethanelerde, sokaklarda Türkçe'ye rastlayamıyorsunuz.
Gerçekler gün gibi ortada. Sözde mülteci dernekleri, kadın dernekleri, siyasi erkler ve fonlananlar Hatay'da çocuk anneleri göstermek istemiyor.
Vatandaşların sesini duyurmuyor.
Kriz sandığımızın ötesinde. Hatay'ı savaşmadan kaybediyoruz.
Çınar Beker:
Bolca paylaşalım, uyuyanları uyandıralım.
Ahmet Anlaş'tan alıntıdır.
Devletimizin bu tehlikeli durumu bilmemesi mümkünmüdür?
Hatay bir referandumla Türkiye'ye dahil olmadı mı? Bu tehlikeyi göre göre bu duruma neden izin.veriliyor?
Adını siz koyun!
Ali Rıza Çakır..
Prof. Dr. Erhan Afyoncu:
• Kürtçülüğün önüne geçilmeli. Terörün altyapısını hazırlayan bu fikir ve yoldaşlarıdır.
• Devletin zeminine dinamit konmak isteniyor.
• Acil müdahale edilmeli.
• Dünya'nın başka bölgelerinden mesela Çin'de yaşam zorluğu çeken Türkleri(Doğu Türkistan) getirmeliyiz. İsrail bu sistemi uyguluyor.
• Bugün Amerika olmasın, Rus ordusu İspanya'dan çıkar. Karşısında durabilecek hiçbir ülke yok.
•Çünkü Avrupa, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra savaşma kabiliyetini kaybetti.
•Dünyada şu anda fiilen savaş vermekte olan 3 ülke kaldı; ABD, Rusya ve Türkiye...
• Osmanlı Devleti, Doğu'dan mütemadiyen devam eden Türkmen göçü sayesinde kuruldu ve bir imparatorluk oldu.
• Fethettiği yerlere kalabalık Türkmen kitleleri yerleştirebildiği için Rumeli vatan oldu.
• Türkmenler’in göçü 16. yüzyılda Safevî Devleti’nin kurulmasına kadar devam etti. Safevî Devleti'nin kurulmasından sonra Türkistan ile Anadolu arasındaki bu göç kanalı kapandı.
• Osmanlı Devleti, Orta Avrupa'da yeni fethettiği yerlere yerleştirecek Türk nüfusu bulamadığı için bu bölgelerdeki hakimiyeti Balkanlardaki kadar kuvvetli olmadı.
• Türkiyeli diye bir şey olmaz. Kalkıp bizim kendimizi nasıl ifade edeceğimize başkaları karar veremez. Biz kendimizi ifade ederiz.
Biz Türk'üz. Bu ülkede kimliğimizi söyleriz.
•Türkler, cesurca "Türk’üm" diye haykırmadıkça, azınlıklar azıtıyor.
•Yunanistan'a:
“Bizim en kötü zamanımızda Anadolu'yu işgale kalktınız, Atatürk sizi Ege'de denize döktü.Bu savaşı kazanma ihtimaliniz yok.”
•Rum yok, Bulgar yok, Türk yok; hepimiz Osmanlıyız.’
Bu, bugünkü ‘Türkiyelilik’ kavramına benzer.
Dün tutmamıştır, bugün de tutmaz.
•Üniversite mezunu 25.000 TL'ye çalışırken, eli tornavida tutan 4-5 katı para alacak.
Türkiye böyle bir duruma gidiyor.
• Eğitimde reform şart.
Zorunlu eğitim 12 yıldan 8'e düşürülmeli.
Üniversite kontenjanları ve eğitim süresi azaltılmalı.
İlkokullarda öğretim yerine eğitim ön plana çıkmalı.
•Devrin şartlarına intibak edemezseniz yok olursunuz. Nüfus meselesini çözmediğimiz takdirde yok oluruz, açık ve net söylüyorum.
Devletin ailelere teşvik vermesi lazım. Bugün en önemli problemlerden biri, kadınlar çalıştığı için çocuk yapamıyor. Kadınlar çalışmak zorunda.
Devletin annelere en az 2 yıl ücretli izin vermesi lazım. Eğitim meselesinin çözülmesi lazım. Teşvikler artırılırsa, eğitim kalitesi artırılırsa ve bunlar hızlı şekilde yapılırsa nüfus sorunumuz çözülür.
•Bizim kimliğimizi sınırlamaya kalkmasınlar, biz Türküz!
13 Temmuz’dan bu yana oturma eyleminin 16. gününde Gaziler olarak Güvenparktan sesleniyoruz; Özlük haklarımızdaki eşitsizlik son bulana kadar Güvenpark'ta Eşitlik ve Adalet nöbetine devam edeceğiz.
VATAN için yaralandık Özlük haklarımızı alana kadar susmayacağız!
KAMUOYUNA DUYURULUR
16 gündür Ankara Güvenpark’ta adalet nöbetini sürdüren terörle mücadele er gazileri ve er şehit aileleri adına kamuoyuna sesleniyoruz.
Yıllardır dile getirilen emsal düzeyde özlük hakları taleplerinin hâlâ karşılık bulmaması büyük bir vicdan yarasıdır.
Aralarında iki gözünü kaybeden, uzuv kaybı yaşayan, tekerlekli sandalyeye mahkûm olan, vücudunda kurşun ve yüzlerce şarapnel parçasıyla yaşamını sürdüren gaziler bulunmaktadır. Buna rağmen haklı taleplerimize kalıcı bir çözüm üretilmemiştir.
Taleplerimizin karşılanmaması hâlinde, terörle mücadele er gazileri eşleriyle birlikte Güvenpark’ta açlık grevine başlama kararı alacaktır.
Vatan uğruna en ağır bedelleri ödeyen kahramanların ve ailelerinin bugün haklarını alabilmek için açlık grevine başvurmak zorunda bırakılması kabul edilemez.
Devletimizin ilgili kurumlarını, siyasi partileri ve aziz milletimizi bu haklı çağrıya kulak vermeye, adaletin daha fazla gecikmeden tesis edilmesi için sorumluluk almaya davet ediyoruz.
Gaziler ayrıcalık değil, emsal düzeyde özlük haklarını istiyor. Adalet gecikmemeli, hak teslim edilmelidir.
Terörle mücadele er gazileri ve er şehit aileleri adına kamuoyuna saygıyla duyurulur. @GaziErdem37 #GazileriminYanındayım #güvenpark #sondakika #sondakikahaber #basın #şehit #gazi