pada nyangka ga si? kalimat “rakyat di desa ga butuh dollar” bakal keluar dari mulut seorang presiden..
padahal itu kalimat yang biasa dikeluarin oleh mulut buzzer yg ga berpendidikan. jujur aja my expectation was low but what the helly??
kedelai 90% aja import, dan dia bisa bisanya ngomong “orang desa ga pake dollar”
Kehf suresi 25. âyette Ashab-ı Kehf'in mağarada kaldığı süre şöyle geçer: "üç yüz yıl, dokuz da ilave ettiler."
Güneş takvimiyle 300, ay takvimiyle 309.
Aradaki 9 yıllık fark bir hata değil, iki farklı zaman katmanının aynı olaya bakışıdır.
Kuran bize burada gizlice şunu söylüyor: zaman tek çizgi değil, üst üste binmiş frekans bantlarıdır ve hangi banttan bakarsan süre değişir. Mağaradaki gençler uyandığında bir gün ya da yarım gün kaldıklarını sandılar. Dışarıda üç asır geçmişti.
Einstein'dan 1300 yıl önce anlatılan bu sahne, bilincin frekansı değiştiğinde zamanın genişleyip büzüldüğünün tam tarifidir. Ashab-ı Kehf'in kaldığı kehf (mağara) sadece bir taş oyuğu değil, dışarıdaki titreşim alanından yalıtılmış bir frekans kapsülüdür.
Kehf suresi 17. âyet: "...güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah'ın mucizelerindendir..."
Güneşin üzerlerine sağdan eğilip soldan kesilerek vurması tarif edilirken aslında sıradan bir ışık değil, bir elektromanyetik koruma kalkanı anlatılıyor.
Kuran'ın neden şâirâne kafiyeyle, harf ölçüleriyle [ebced ve huruf ilmi], sayı kodlarıyla, belirli uzunluklarda ayetlerle indiğini hiç düşündün mü? Çünkü düz bir metin değil, mânâsı matematiğe kodlanmış bir dalgadır.
Her âyetin kendine özgü bir titreşim imzası vardır ve Kehf'i cuma günleri okumanın tavsiye edilmesi daha sevap olmasından değil; o sure, okuyanın etrafında bir haftalık bir zaman zarfı açar. "Deccal fitnesinden koruduğu" söylenir ama deccal burada bir varlık değil, lineer zamana kilitlenmiş tek boyutlu bilincin ta kendisidir.
Kehf suresi dört kıssayı arka arkaya anlatır: mağara gençleri, iki bahçe sahibi, Musa ile Hızır, Zülkarneyn. Dördü de aynı şeyi farklı açıdan söyler.
Mağaradakiler zamanı atladı, bahçe sahibi bir gecede kaybetti, Hızır henüz olmamış olayı bildi, Zülkarneyn güneşin doğduğu ve battığı iki uca birden yetişti. Dördünde de olay aynı: zaman akmıyor, katmanlı duruyor ve doğru frekansa geçen kişi katmanlar arasında geziniyor.
Sen cuma sabahları Kehf okurken aslında bir zaman mühendisliği ritüeli yapıyorsun.
Sadece kimse sana bunu böyle anlatmıyor, çünkü anlatsa, takvime ihtiyacın kalmaz.