KİM BU ÇOCUK TANIMIYORUM AMA SENİN ALLAHINA KURBAN OLURUM.
BAŞÖRTÜ TAKIP SOSYAL MEDYADA YARI ÇIPLAK VİDEO
ÇEKENLERE SÖVMÜŞ SAYMIŞ.
AĞZINA SAĞLIK.
ARTIK DEVLETİMİZİN BU İŞE BİR EL ATMASI GEREK.
DİNÎ DEĞERLERİMİZİ AHLAKSIZLIKLARINA ARACI YAPAN HERKES KANUN ÖNÜNDE YARGILANMALI.
"YPG'liler neden Suriye Ordusu Tugaylarına katılmıyor" diyen ideolojik bağnaz cahil cühelaya Suriye ordusu kışlalarında verilen eğitimi göstereyim..
Fıkıh dersleri de veriliyor.. Buraya YPJ'li kadınları ve YGP'li erkekleri soktuğunuzda kışla düzeni bozulur..
Cehaletinizi analiz diye pazarlamayın!
Şu anda ana muhalefet diye bildiğimiz türün de nesli tükendi.
İkiye bölündü; ikisinin de ne yaptığı, ne işe yaradığı, neyi temsil ettiği giderek daha az anlaşılıyor.
Bir yerde iyi de oldu. Çünkü Türkiye’ye katkılarından çok verdikleri zararlarla gündeme geliyorlar.
Son olarak, Cumhurbaşkanı adayı olan ve çok ciddi yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklu yargılanan bir belediye başkanının eşinin, Türkiye’nin en pahalı tatil bölgelerinden birinde tatil yaparken görüntülenmesi tartışılıyor.
Mesele, ortaya çıkan tablonun hem maddi hem manevi açıdan düşündürdükleridir.
Sıradan bir Türk ailesini düşünelim.
Ailenin reisi tutuklansa, üstelik çok ağır suçlamalarla karşı karşıya kalsa, o evde yalnızca hukuki bir sarsıntı yaşanmaz. Ailede adeta yas havası oluşur; herkes birbirine kenetlenir. Bir yandan da “Bundan sonra nasıl geçineceğiz, hayatımızı nasıl sürdüreceğiz?” telaşı başlar.
Burada ise kamuoyunun gördüğü bambaşka bir tablo:
Eş tutuklu, suçlamaların merkezinde çok büyük miktarlarda para ve kamu kaynakları var;
fakat ailenin hayat standardı sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor.
Bu görüntü insanın aklına iki soru getiriyor:
Birincisi, böylesine ağır yolsuzluk suçlamaları ve uzun bir tutukluluk sürecinin ortasında, kamuoyuna yansıyan bu kaygısızlık ve mutluluk tablosu nasıl açıklanmalıdır?
İkincisi ve devletin cevaplaması gereken asıl soru:
Bu ekonomik rahatlığın kaynağı nedir?
Aile yapısının ve aile dayanışmasının özellikle vurgulandığı bir dönemde, böylesine ağır bir süreçte sergilenen bu hayat tarzının manevi tarafını da konuşmak gerekir.
Ama maddi tarafı konuşmakla yetinmemek, araştırmak gerekir.
Çünkü ortada yalnızca bir tutukluluk değil; kamu kaynaklarının kullanımı ve çok büyük miktarlarda para üzerinden yürüyen ciddi bir yargılama var.
Gerçi onlara göre 1483’te fethedilen İstanbul’da deniz olduğundan da haberleri yoktur belki.
Kimin denize girdiğini tartışmak kolay.
Asıl mesele, o hayatın hangi kaynaklarla hiç değişmeden devam edebildiğidir.
Onu da magazin sayfalarının değil, devletin ilgili kurumlarının araştırmasını beklemek herhâlde vatandaşın hakkıdır.
Halk TV’de Süleymancılar hakkında konuşan araştırmacı yazar Sait Çamlıca;
Milletten para toplamak dışında bir iş yapmayan, topladıkları paralara gerekçe olarak da öğrencilere yurt yapıp, yurtlarda öğrencilere Kur'an-ı Kerim öğrettiğini göstermelik eğitimleri yapan bir yapı bu aslında.
Süleymancıların kurucusu aslında 2000 yılında ölmüş olan Kemal Kaçar'dır. Yani cemaati holdingleşmeye, her şehirde yurt açmaya götürecek kadar cemaati büyüten kişi Kemal Kaçar'dır.
1980 darbesinden sonra özellikle Kenan Evren, dönemin Diyanet İşleri Başkanlığı, açıktan Süleymancılara karşı mücadele etmeye çalıştı.
Süleymancılar bu kendilerini saklama konusunda Türkiye'deki en profesyonel cemaatlerden bir tanesidir.
Kemal Kaçar'ın bir dini liderden çok siyasetçi olarak sosyal medyada karşınıza çıkar. Çünkü Kemal Kaçar 1960'lı yıllardan 1990'lı yıllara kadar defalarca milletvekili olmuş, farklı partilerden aday olmuş. Kim kendilerine arsa tarla verirse ona oy vermiş bir yapıdır Süleymancılar. Yani Süleymancıların aslında bir partisi yoktur. Bir tane partiler var o da menfaat partisidir.
Özellikle belediye seçimlerinde 90'larda da aynısını yapıyordular. Belediye seçimlerinde kapılarına gelen bütün adaylara biz sizi destekleriz ama şartımız bize filanca arsayı vereceksiniz, şu tarlayı vereceksiniz, şu binamıza ruhsat vereceksiniz şartını koşarlar. Seçime giren 5 adaydan hangisi kazanırsa kazansın yanına gidip biz desteklediğimiz için kazandınız.
15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ'den atılmış olan öğretmenlerin önemli bir kısmı özellikle İstanbul'da Süleymancı yurtlarında üniversiteye hazırlık dersleri verdiler öğrencilere.
Bütün cemaatlerin nihai amacı devleti. Bakın şu cümleyi ben sık kullanıyorum. Cemaat ve tarikatların amacı devleti yönetmek değil. Devleti yönetenleri yönetmek. Devleti yönetenlerin elinden kendileri için imkan devşirmek. Arsa devşirmek, bina devşirmek ve kendi adamlarını devletin önemli yerlerine yerleştirmek.
Süleymancıların iyi organize olduğu yerlerde birisi diyanettir mesela. Yani diyanette birçok din görevlisi maaşını diyanetten alıp, hizmetini, emeğini, birikimini, çevresini cemaati için kullanan imam çoktur Türkiye'de.
FETÖ'cü öğretmenler ya da FETÖ'cü askerler dışarıda oturup konuştuğunuz zaman sessiz, sakin, efendi insanlar olarak görünürler. Ne zaman ki putlarına dokunduğunuz zaman içlerindeki canavar ortaya çıkar, vahşi bir tarafları ortaya çıkar. Şimdi Süleymancıların da başına dokunulduğu için onlar da bu tür eylemler yapmaya devam edecekler.
Ama FETÖ'den umarım ders almıştılar. Devletle, milletle savaşarak hiçbir yere gelemezler. Umarım diğer cemaatler bu süreçten ders alırlar. Çünkü farkındaysanız cemaatlerin çoğunda son yıllarda ciddi bir pasta kavgası var.
Yani Anadolu insanları Avrupa'da yaşayan Türkler ve Müslümanlar dahil çocuklarına artık FETÖ yapılanmalarına göndermediği için Süleymancıların önü daha çok açıldı.
Süleymancıların yurt yapmalarına, eğitim faaliyetlerine ağırlık vermelerinin önü daha fazla açıldı. Yurt dışında da 70 milyon Euro'luk bir binadan bahsediyoruz.
Yani bu rakam kaçırılan rakamı düşünsenize 100 milyar Türk Lirası'nın yurt dışına kaçırıldığı masraf raporlarına düşmüş. Yani bu rakamlar korkunç rakamlar. Onun için şimdi herkes unutuyor da cemaatlerin çoğu paralel bir din değildir sadece. Aynı zamanda paralel bir devlettir.
Ama Anadolu insanları olarak ben kişisel olarak da hepimiz için söylüyorum. Bu operasyonlara sevinmemiz gerektiğini düşünüyorum. Devamının gelmesi için çabalamamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bizim insan kaybetmeye daha fazla zamanımız yok. Yani çocuklarımızı 13-14 yaşındaki çocukları alıp vatana millete değil cemaatine ve cemaatin anlattığı dini yapılara hizmet eden mankurtlara dönüştüren bu yapıların bitirilmesi gerekiyor.
Yani ben mesela 15 Temmuz ile ilgili hep şeyi söyledim. Çanakkale Savaşı'ndan sonra Anadolu insanının en büyük yetişmiş insan kaybıdır. FETÖ meselesi. Yani bir F-16 pilotunun yetişme maliyeti 16 milyon dolar. Bir pilot kolay yetişmiyor ama o pilot senin aldığın uçakla senin silahınla seni vurdu.
Yani onun için bu tür yapılanmalara mücadele ediyor olmasına sevinmek, mücadele edenlere destek vermek gerekiyor. Tabii ki geç kalındığını düşünüyorum. Yani ben hatta Diyanet'in bu konuda hala niye konuşmadığından çok rahatsız olanlardan bir tanesiyim.
Bütün mesele devleti yönetenlerin uyanık olması değil tek başına milletimizin de vatandaşın da biraz uyanık olması gerekiyor. Yani çocuğunu emanet ettiği yere niye emanet ediyor orada ne öğreniyor çocuk bunu bilmesi gerekiyor.
Kurban bağışını yaptığı yere nereye kurban bağışı yaptığını oturup dikkat etmesi gerekiyor. Yani cebinizdeki parayı evladınızı emanet ettiği yere anne baba dikkat etmeyince devlet de bir yerden sonra baş edemez.
Yani onun için hem devletin uyanık bilinçli olması gerekiyor hem de vatandaşımızın artık bunu öğrenmesi gerekiyor. Allah'tan kitaptan bahseden herkese çoluğunuzu çocuğunuzu emanet edemeyeceğiniz gibi paranızı da emanet edemezsiniz.
Yani 3 tane oy uğruna ne olduğunu bilmediğiniz nerede bağlantılar olduğunu bilmediğiniz insanlara yüz vermenin hiçbir anlamı yok. Bütün siyasetçiler için söylüyorum sağcısı solcusu fark etmez. Cemaat ve tarikatlara muhtaç hareket eden siyasetçiler cemaat ve tarikatların elinde oyuncak olmaya mecburdurlar. Mahkum olurlar onlar.
Onun için hiç kimse elini bu adamlara kaptırmasın. Biz millet olarak çocuklarımızla gençlerimizle birikimimizle çok güzel şeyler yapabilecek bir altyapıya sahibiz. İnşallah çocukların gençlerin kıymetini hep beraber bilir bilir bu tür yapılardan çocuklarımızı kurtararak yolumuza devam ederiz.
Şimdi gelelim Tamar Tanrıyar'ın "susturulmasına"....
İlk günlerde bu hususta öfkeliydim...
Bu "susturma" işini, "Reis'e bile kafa tutabilen" bir "kuvvet"in yaptığı şüphesine / endişesine kapılmıştım..
Fakat Cem Küçük'ün gözaltına alınması ve müteâkiben de tevkif edilmesi üzerine, bazı şeyler zihnimde aydınlanmaya başladı..
Devletimiz gayet akıllıca hareket ediyor..
Şimdiki kanaâtim, Tamar Tanrıyar'ın "tehditle susturulduğu" değil,
"susar ise, hedeflere daha sağlıklı nokta atışları yapılacağına" dâir,
"iknâ edildiği"dir..
Pek muhtemeldir ki Devletimiz, Tamar Tanrıyar'ın son videosunda "1 Temmuz'a kadar mühlet verdiği" ifşââtın "yapılmamasının", orada ifşâ edileceklerin üzerinde "çalışmak için", daha faydalı olacağını görmüş ve
Tamar Tanrıyar da aynı kanaâte vararak, "gönüllü olarak susmuş"...
Yani eğer o ifşâât yapılsaydı, belki de "bazı hamamböcekleri" kapağı yurtdışına atacaklardı...
Böyle meselelerde "sessizce derinden gitmek" en akıllıca yoldur..
Şunu da kuvvetle tâhmin ediyorum ki Tamar Tanrıyar, elinde bulunan bütün bilgi ve belgeleri, Devletimize vermiştir.
Binâenaleyh Tamar Tanrıyar'ın bu sükûtu / suskunluğu,
"hayr'a alâmettir"
ve önümüzdeki günlerde / haftalarda / aylarda, Devletimizin ve Milletimizin ve elbette Reisimiz'in ve AK Parti'nin çok hayrına olacaktır inşallah.
Son olarak Tamar hanım kızım şunu bilsin ; onu unutmadık, seviyoruz ve özlüyoruz ve inşallah bir ân evvel, o meftûnu / müptelâsı olduğumuz videolarına başlamasını temenni ediyoruz.
Selâm ve dua ile kıymetli dostlarım.
Rasim Duman.
İzmir Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, metresine, “Biraz canım sıkkın. Bizim meclis üyeleri el kaldırıp için çok para istiyor. Veriyorum zaten yemlerini” demiş
SON DAKİKA! BÖCEK
RÜŞVETİ İTİRAF ETTİ!
ÖZGÜR ŞİMDİ YANDI!.. TAMAR
TANRIYAR’IN 8 AYDIR İDDİA
ETTİĞİ BÖCEK-ÖZGÜR-MANİSA
RÜŞVETLERİ DOĞRULANDI!..
ÖZGÜR REZİL OLDU!
Son Dakika - Tutuklu Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, Özgür Özel’in talebi ile seçim döneminde 1 milyon 950 bin Euro, 200 bin Dolar ve 15 milyon TL ödeme yaptıklarını itiraf etti.
BÖCEK İTİRAF ETTİ: ADAYLIK İÇİN 1.9 MİLYON EURO, 15 MİLYON TL ve 200 BİN DOLAR SEÇİM RÜŞVETİ VERDİĞİNİ AÇIKLADI!
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına ek ifade veren tutuklu eski Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, CHP’deki "kirli adaylık ve para trafiğini" tek tek deşifre etti. Böcek, "Özgür Özel bizzat talimat verdi. Oğlum genel merkezde 1 milyon Euro teslim etti, ben de Manisa’da çantayla 950 bin Euro rüşvet götürdüm. Lansmanda bile Özel’e 200 bin Dolar nakit verildi" dedi.
İşte CHP vizyonunu sarsacak tarihi itirafların detayları:
"ÖZGÜR ÖZEL BİZZAT PARASAL TALİMAT VERDİ"
İfadesinde 1999 yılından beri belediye başkanlığı yaptığını belirten Muhittin Böcek, 2024 yerel seçimlerinde adaylığının kasıtlı olarak Parti Meclisi’nde (PM) 20 gün boyunca bekletildiğini söyledi. Böcek, bu kriz esnasında Özgür Özel’in genel merkezde tüm belediye başkan adaylarının gözü önünde, "Seçim dönemi için genel merkezin sizlerden maddi ve manevi talepleri olabilir, yardımcı olun" diyerek açıkça para talep ettiğini itiraf etti.
Adaylık vizesi alabilmek için Özel'in talimatı doğrultusunda harekete geçtiğini söyleyen Böcek, adeta bir kurye trafiği yönettiklerini anlattı:
"Makam aracım olan 07 ABB 008 plakalı Audi A8 L ve arkasındaki koruma araçlarıyla Manisa’ya gittik. Yanımda bir çanta içerisinde tam 950 bin Euro nakit para götürdüm. Ofiste Ferdi Zeyrek ile baş başa kaldığımızda, masasının yanına içi Euro dolu çantayı bıraktım”
Muhittin Böcek’in resmi tutanağa geçen ifadelerine göre, paranın teslim edilmesinin hemen ardından Ocak ayı sonunda Antalya adaylığı onaylandı. Ancak genel merkezin para talebi bitmedi.
TAMAR TANRIYAR diyor ki: “Bu adaylık için verilen rüşvet olayını tam 8 ay boyunca ısrarla anlattım. Sessiz çoğunluk hep bana güvendi, onlara teşekkür ediyorum. Bence Manisa Milletvekili Özgür Özel, kovulmadan, hemen CHP’den ve milletvekilliğinden de istifa etmeli”
Doğruyu söylemek gerekirse çok izlenen bir diziydi! Sezon boyunca kitleleri ekranlara kilitledi.
Aşklar, aldatmalar, entrikalar...
Örgütler, polisler, hakimler, savcılar...
Dizinin bütçesi de fenaydı! On milyarlarca lira harcandı.
Ya kullanılan mekanlar? Tek kelime olağanüstüydü! Oteller, yatlar, villalar, özel jetler...
Oyuncular da mükemmeldi, istisnaları da vardı tabi ki. Mesela Mahmut Tanal ve Cemal Enginyurt kötü seçilmiş figüranlardı.
Özgür Özel bütün dizi boyunca iyi rol çıkardı. Hele ki final sahnesinde. TOMA'nın üzerinde sol el havada verdiği o poz çok etkileyiciydi! Ali Mahir'in oyunculuk başarısı inişli çıkışlıydı. Hatta uzun süre dizide hiç gözükmedi. Seyirci sorup durdu?
Senaristin aynı zamanda dizide oyuncu olarak yer alması da eşine az rastlanır türdendi. Ama ne yalan diyeyim senaristin oynadığı mahkeme sahnelerinde inandırıcılığı çok zayıftı. Zaten dizinin o kısımları pek ilgi görmedi. Reytingi de düşürdü.
Veli Ağbaba da dizide iyi iş çıkardı. Sinirlenme sahneleri, beddua seansları müthişti!
Dizide heyecanı doruğa taşıran sahneyi hatırlayın lütfen. Hani şu Özkan Yalım'ın otel odasının kapısında havluyla göründüğü sahne. Heyecan, gerilim ondan sonra zirve yaptı zaten.
Dizinin ilk bölümleri bile heyecanlıydı. Pavyonlardaki delege pazarlıkları, sırtından hançerlenen genel başkan, paranın gücü...
Dizideki gazeteciler biraz can sıkıcıydı. Hırsızlığı, ahlaksızlığı savunan gazeteci mi olur? 'Borsa düşmüyor' diye zırlayan, Özkan Yalım'ı sahip çıkan...
Hasbi Dede'yi rakip partinin belediye başkanıymış gibi gösteren...
Hangi birini sayayım?
Öyle gazeteci mi olur?
O sahneler gazetecilik mesleğine hakaretti doğrusu.
Neyse...
Gelelim sezon finaline. Tüm samimiyetimle söyleyeyim çok sıkıydı. Gerçek gibiydi. Genel merkez binasındaki yığınak, onu aşmaya çalışan kalabalıklar, polisler... Başrol oyuncusunun binadan ayrılması, makam arabasına binmeyi reddetmesi, yürümesi, yüzündeki sıkıntı....
Ne yalan diyeyim iyi iş çıkardı! Yorgun, bitkin, mutsuz, çaresiz... Güzel oynadı vesselam.
Mahmut Tanal yine berbattı. Ağlaması çok yapmacıktı. Ezberini de unutmuştu besbelli, doğaçlama yapmaya çalıştı beceremedi.
Derken sırtından hançerlenen genel başkanın dönüşü ve makamını geri alışı. Mutlu son anlayacağınız.
Seyirci şimdi merakla yeni sezonu bekliyor.
Sırtından hançerlenen genel başkanın intikamı!
İddia ediyorum yeni sezon ilkinden daha çok izlenir! Diziye kimler veda edecek acaba?
Manisa milletvekiline ne olacak mesela?
Yeni sezonda malum iki figüranla yollar ayrılacak. Kesin! Böyle kötü bir performanstan sonra hiçbir dizide de yer alamazlar artık.
BUNLAR
DELİRMİŞ!
BU NE ŞİDDET BU CELAL,
TAMAR, HER YERDE SİZİ
YAKALAR! YA AHLAK YA DA
DURUMUNUZ MUALLAK!
“DELİ KARI”NIN CEVABI!
Hiçbir soruma, haberime cevap veremeyenler, bana “Deli Karı” diyerek, işin içinden sıyrılacağını zannediyor. Ama öyle yağma yok.
Hele, Veli Ağbaba’nın ı çığırdan çıkmış haline benim bir cevabım olmayacak mı?.. tabi ki var!
Dün yayın yapmadım, çünkü mahkemeden kaçan Özgür Özel’in peşine önce Manisa, sonra da İzmir’e gittim.
İşlerine gelmedi mi “özel hayat”!.. Siz bize bu malzemeyi vermeseniz, biz haber yapabilir miydik?..
İşlerine geldi mi, “özgür basın”, ucu size battı mı “özgür olmasın basın”!..
Sizlere tüm perde arkasınıanlatıyorum. Hepsi video’da…
TAMAR TANRIYAR
https://t.co/NX3ZN5hFxq
Cehennemde bir gece… İsrail yanıyor!
Kaçıranlar için 10 görüntü:
Katil İsrail, kuruluşundan bu yana askeri tarihinde en şiddetli gecelerden birini yaşadı:
“Çılgın bir füze bombardımanı yaşadılar…
Her yerde yangın ve yıkım var…
Yaktığı yerden yanıyor zalimler...
8 yaşında Filistinli bir çocuğun ellerini arkadan bağlayıp gözlerini bezle kapatacak kadar acımasız ve canavarlaşmış İsrail askerinin bu çocuğa kapalı duvarlar ardında ne yapacağını bir düşünün!..😢
Allah'ın laneti İsrail'in ve ABD'nin üzerine olsun!..
İran'ın balistik füzelerinin İsrail'in Demir Kubbesini geçtikten sonra Ramat Gan ve Tel Aviv'deki son durum.
İsrail:"Siviller ateş altında medeni Dünya buna sessiz kalamaz."
Yooo kalır, kaldı biz daha önce gördük, endişeye gerek yok!
#IranIsraelWar https://t.co/SYaufpPDSQ