Türkiye'de vatandaşın SAHİL HAKKI GASP EDİLİYOR. Ve bu gasp gizlice yapılmıyor, herkesin gözü önünde gerçekleşiyor.
İlgili bakanlıklar, belediyeler bu gaspı izliyorlar.
4 tarafı denizlerle çevrili Türkiye'nin sahil bölgelerine kim olduğu belirsiz insanlar çöküyor.
Bu haber için İzmir'deki beach club dedikleri yerlere bizzat girdim ve sahile girmek için bu şahıslara 8 bin TL ödemek zorunda kaldım. Bunu vermezseniz içeriye alınmıyorsunuz.
SAHİLLER VATANDAŞIN ANAYASAL HAKKIDIR.
Vatandaşın bu hakkını gasp edenler memlekette sahil alanı bırakmamışlar. Antalya, İzmir, Muğla...
Her şehrin en güzel sahillerine KM'lerce çökülmüş.
İspanya ise sahillerinin her noktasını 20 yıl boyunca korumuş ve İspanya'da da 'SAHİLLER HALKINDIR' kanunu var.
Aynı yasalar Türkiye'de de olsa, herkesin gözü önünde milletin hakkı GASP EDİLİYOR. Tüm bu sahil noktalarını tek tek inceledim.
Bu çalışmamın daha fazla insana ulaşması için beğenip paylaşabilirsiniz. Bu gaspların tüm belgelerini paylaşmaya devam edeceğim.
Yaptığım belgeselin 20 dakikalık halini Youtube'da paylaştım: https://t.co/yurMUQTbHB
Yeniden seversin, yeniden gülersin. Yeniden yaşar, yeniden nefes alırsın. Hayata sırt çevirmemek gerekir. Bazen her şey üst üste gelir, insan tükenmiş hisseder ve hiç geçmeyecek sanır. Ama ne kadar canın yanarsa yansın, hiçbir acı ilk günkü gibi kalmıyor. Zaman yavaşça da olsa içini ferahlatıyor, sana yeniden ayağa kalkacak gücü veriyor. Dün canını sıkan ne varsa dünde kaldı. Bugün ise elinde yepyeni bir gün var. Kendine biraz zaman ver, yüklerini bir kenara bırak ve nefes almaya devam et. Çünkü hayat, sen pes etmediğin sürece sana her zaman güzel bir kapı açacaktır. İnanmaktan vazgeçme.
SANA İYİ DAVRANDIĞI İÇİN DEĞİL, BİR VERİP BİR ÇEKTİĞİ İÇİN BAĞLANDIN.
Başlık tanıdık geldi mi?
Bir gün seni göklere çıkarıyor.
Ertesi gün ortadan kayboluyor.
Bir gece sabaha kadar konuşuyor.
Sonra üç gün mesajına bakmıyor.
Sen de buna:
“Aramızda çok güçlü bir bağ var.”
diyorsun.
Hayır kardeşim.
Aranızda güçlü bir bağ olmayabilir.
Sen sadece bir KUMAR MAKİNESİNE bağlanmış olabilirsin.
Çünkü insanı her zaman sürekli verilen sevgi bağımlı hâle getirmez.
Bazen ne zaman geleceği belli olmayan sevgi getirir.
Bugün var.
Yarın yok.
Sonra tekrar var.
Tam vazgeçecekken küçük bir mesaj:
“Özledim.”
Bum.
Bütün sistem yeniden çalışmaya başladı.
KUMAR MAKİNESİ AŞK DEĞİLDİR
(ARALIKLI PEKİŞTİRME)
Davranış psikolojisinde buna “Aralıklı Pekiştirme” denir.
Bir davranışın karşılığı her seferinde değil, belirsiz zamanlarda verildiğinde insan o davranışı daha uzun süre tekrar edebilir.
Kumar makinesinin mantığı budur.
Her kolu çektiğinde para verseydi bir süre sonra heyecanı kalmazdı.
Hiç vermese zaten kalkıp giderdin.
Ama bazen veriyor.
Ne zaman vereceğini bilmiyorsun.
İşte seni makinenin başında tutan şey kazandığın para değil, BİR SONRAKİ SEFER KAZANMA İHTİMALİDİR.
Bazı ilişkiler de tam olarak böyle çalışır.
Mesaj atarsın, cevap gelmez.
Bir daha atarsın, yine gelmez.
Tam bırakacakken sana dünyanın en güzel cevabını verir.
Sen de:
“Demek ki hâlâ seviyor.”
dersin.
Hayır tatlım.
Belki yalnızca makine bu turda jeton vermiştir.
ONU DEĞİL, İLK HÂLİNİ KOVALIYORSUN
İlişkinin başında sana nasıl davranıyordu?
Sürekli yazıyordu.
Merak ediyordu.
Seni görmek için zaman yaratıyordu.
Güzel sözler söylüyordu.
Kendini değerli, seçilmiş ve özel hissediyordun.
Sonra bir anda her şeyi geri çekti.
Burada çoğu insan bugünkü kişiye değil, ilişkinin başındaki kişiye bağlanır.
Karşısındaki insanı olduğu gibi görmez.
Onun yeniden eski hâline dönme ihtimalini kovalar.
“Eskiden böyle değildi.”
“Özünde çok iyi biri.”
“Biraz zamana ihtiyacı var.”
“Yine eskisi gibi olacağız.”
Kardeşim, sen bir insanla ilişki yaşamıyorsun.
Onun geçmişteki sürümünün geri gelmesini bekliyorsun.
Sana arada bir eski hâlinden küçük parçalar gösteriyor.
Sen de o kırıntıları görünce bütün kötü günleri unutuyorsun.
Bir güzel gece için üç haftalık belirsizliği sineye çekiyorsun.
Çünkü sen bugünkü davranışa değil, GEÇMİŞTE ALDIĞIN ÖDÜLE sadıksın.
BELİRSİZLİK ZİHNİNİ REHİN ALIR
Net bir şekilde biten şey acıtır.
Ama insan zamanla kabul eder.
Belirsiz bırakılan şey ise zihninde açık dosya olarak kalır.
“Beni seviyor mu?”
“Neden uzaklaştı?”
“Başka biri mi var?”
“Ben neyi yanlış yaptım?”
“Tekrar yazar mı?”
Beynin sürekli cevap arar.
Telefonu kontrol edersin.
Son görülmesine bakarsın.
Hikâyeyi kimlerle izlediğini incelersin.
Attığı şarkıdan kendine mesaj çıkarmaya çalışırsın. :D
Adam veya kadın hayatına devam ederken sen MİT müsteşarı gibi dijital delil toplarsın. Stalking.
Bunu aşkın büyüklüğü sanırsın.
Oysa zihnin yalnızca belirsizliği kapatmaya çalışıyordur.
Çünkü netlik huzur verir.
Belirsizlik ise dikkatini esir alır.
Sana sürekli kendini düşündüren herkes ruh eşin değildir.
Bazıları yalnızca yarım bıraktığı cümlenin içinde seni hapsetmiştir.
YOKSUNLUĞU ÖZLEM SANIYORSUN
Birisi sürekli yanındaysa sinir sistemin onun varlığına alışır.
Ama biri seni sürekli yaklaştırıp uzaklaştırıyorsa bedenin devamlı alarmda kalır.
Mesaj geldiğinde yükselirsin.
Cevap gelmediğinde çökersin.
Aradığında dünyanın en mutlu insanı olursun.
Kaybolduğunda kendini değersiz hissedersin.
Böylece ruh hâlinin kumandasını onun eline verirsin.
Bir bildirimle seni göğe çıkarır.
Bir sessizlikle yere çakar.
Sonra o kişiyi çok sevdiğini söylersin.
Belki sevmiyorsun.
Belki yalnızca senden çekilen şeyin geri verilmesini istiyorsun.
Susuz bırakılan insanın su istemesi, suyla arasında kozmik bir bağ olduğu anlamına gelmez. :D
Susamıştır.
Sürekli sevgiden mahrum bırakılan insan da gelen küçücük ilgiyi kutsal zanneder.
Bu yüzden toksik bir ilişkiden çıktıktan sonra yaşadığın boşluk, her zaman doğru insanı kaybettiğinin kanıtı değildir.
Bazen yalnızca alıştığın kaos kesilmiştir.
Bedenin gürültüyü özler.
Sen de buna “Onu özledim.” dersin.
İSTİKRAR SANA SIKICI GELİYORSA DİKKAT ET
Sana net davranan biri geliyor.
Ne hissettiğini söylüyor.
Mesaj oyunları oynamıyor.
Seni merakta bırakmıyor.
Bir gün yakınlaşıp ertesi gün cezalandırmıyor.
Ve sen:
“Elektrik alamadım.”
diyorsun.
Çünkü kaosa alışmış bir zihin, huzuru bazen çekimsizlik zanneder. Dikkat et buna.
Kelebekler uçuşmuyor.
Miden ağrımıyor.
Telefonu kontrol etmiyorsun.
Geceleri “Acaba ne düşünüyor?” diye uyuyamamazlık yapmıyorsun.
Tabii ki sana yabancı gelecek.
Sen aşkı değil, ALARMI aşk sanmaya alışmışsın.
Sağlıklı bağ her zaman sıkıcı değildir.
Fakat sürekli sınava sokulmadığın için başlangıçta daha sakin hissedilebilir.
Çünkü orada ödülü kazanmak için kendini kanıtlaman gerekmez.
Olduğun yerde durabilirsin.
PEKİ BU DÖNGÜDEN NASIL ÇIKACAKSIN?
Sözlerine değil, davranışlarının ORTALAMASINA bakacaksın.
Seni bir gün nasıl hissettirdiğine değil, bir ay boyunca nasıl davrandığına bakacaksın.
En güzel gecenizi değil, tekrar eden düzeninizi inceleyeceksin.
Şunu sormayacaksın:
“Beni seviyor mu?”
Şunu soracaksın:
“Bu insan sevgisini istikrarlı, güvenli ve saygılı biçimde gösterebiliyor mu?”
Çünkü bir insan seni gerçekten sevebilir ama sağlıklı bir ilişki kurabilecek kapasiteye sahip olmayabilir.
Sevmesi yetmez.
Davranabilmesi gerekir.
Bir verip bir çekene daha fazla vererek düzeni düzeltemezsin.
Daha anlayışlı olarak tutarsızlığı tedavi edemezsin.
Onun kararsızlığını kendi fedakârlığınla dengeleyemezsin.
Her geri döndüğünde kapıyı açarsan ona şunu öğretirsin:
“Ne kadar kaybolursan kaybol, beni küçük bir ilgiyle yeniden kazanabilirsin.”
Sonra neden aynı şeyi yaptığını sorarsın.
Çünkü sistem çalışıyor.
Sen ödüllendirdiğin davranışın tekrarını izliyorsun.
Sonuç olarak?
Bir verip bir çekmek: Seni kişiye değil, ödül ihtimaline bağlar.
Belirsizlik: Zihnini açık dosyanın içinde tutar.
Geçmişteki hâli: Bugünkü gerçeği görmeni engeller.
Yoksunluk: Kendini aşk ve özlem gibi hissettirebilir.
İstikrar: İlk başta heyecansız değil, yalnızca sana yabancı gelebilir.
Seni sürekli huzursuz eden şeyi “Büyük aşk” diye kutsama.
Her yoğun duygu, derin bağ değildir.
Bazen içinde kelebekler uçuşmuyordur.
Sinir sistemin yangın alarmı veriyordur.
Masadan kalk.
Çünkü o kumar makinesine attığın jeton para değil.
Zamanın, özsaygın ve hayatındır.
Bu kumarı oynayacak mısın?
Bugünün erkeği sadece baba olmaya değil, hiç sahip olmadığı "mükemmel baba" figürünü yeniden yaratmaya çalışıyor.
Çalışsa evde yok, evde olsa yeterince çalışmıyor.
Çocuğa anlayış gösterse şımartıyor, sınır koysa sert oluyor.
Eşine zaman ayırsa işini aksatıyor, işine odaklansa ailesini ihmal ediyor.
Sürekli herkesi memnun etmeye çalışan ama çoğu zaman kendisini en sona koyan erkekler.
Belki de artık mesele "mükemmel erkek" olmak değil; iyi bir baba, iyi bir eş ve kendisi olarak kalabilen bir adam olmak.
Özür dilemeyip sadece biraz zaman geçtikten sonra herşey normalmiş gibi davranan insanlar iletişim olgunluğuna sahip değildir. Böyle insanlarla olan ilişki yorar, tüketir…
Başkalarının seni sıkıcı bulması gayet normal. Sıkıcı görünmekten çekinme. Kimsenin oyuncağı, gösterisi, eğlencesi olmak zorunda değilsin. Herkese ilginç gelmek de senin görevin değil. Gerçek değerin, sana benzeyenlerle kurduğun bağda saklı.