Ülke olarak insan hak ve özgürlüklerini kısıtlayan, toplumsal güveni tahrip eden, her türlü yolsuzluğu meşrulaştıran otoriter yolsuzluk düzeninin kıskacı altında olduğumuz bir dönemde zor şartların tek ilacının ümit olduğu bilinci ve inancıyla yüzümüzü Geleceğe dönmüş ve 2019 yılında Seçilmiş Son Başbakanımız Sn Ahmet Davutoğlu’nun liderliğinde O’na birer refik olarak Gelecek Partimizi kurmuştuk.
İstiklal Marşımızın “Korkma” hitabından aldığımız ilhamla Türkiye’yi tabulardan, korkulardan, yasaklardan, yoksulluktan, yolsuzluktan kurtarmak için cesaret ve kararlıkla çıktığımız bu yolda ne yazık ki bugün değerlerimiz ve ideallerimizle yaşanan gerçeklik arasında derin bir uçurum oluştuğunu gördük.
Parti Programı "Siyasetimizin temeli, insan onurunu korumak ve yüceltmektir" cümlesi ile başlayan Gelecek Partimizde siyaset yaparken bizler adaleti, demokrasiyi, refahı, eşitliği ve siyasi ahlakı egemen kılmaya gayret ettik, ancak ne yazık ki dava sahtekarı ve siyaset esnafı riyakarların şahsiyet ve insan onurundan nasip alamadıklarına da hep birlikte şahit olduk.
Kurtlar sofrasına karşı gönüldaşlarımız ve refiklerimiz ile birlikte binbir gayretle kurduğumuz Halil İbrahim sofralarında hiçbir emeği, ekmeği ve tuzu olmayan şahısların, Sayın Başbakanımız sayesinde elde ettikleri makamları ve ünvanları kaybetmemek uğruna bugün nasıl kirli ve karanlık hesaplar yaptıklarına da şahit olduk.
Genel Başkanımız Sayın Davutoğlu, 29 Temmuz’da yaptığı açıklamada "Bu bir teslimiyet değildir. Ahlaki bir mesafe koyma kararıdır. Siyasetten vazgeçiş değil, herkese siyaseti yeniden düşünme çağrısıdır.” derken, şahsi ikbal ve konforundan başka bir şey düşünmeyen şahısların siyasete ahlaki bir mesafe koymak yerine ahlakla aralarına mesafe koyduklarına ve ortamına göre farklı dil kullanmaktan çekinmediklerine de şahit olduk.
Katıldıkları programlarda ve yaptıkları paylaşımlarda şimdiye kadar Partimizin ve Genel Başkanımızın adını bile anmayan, makam peşinde koşmaktan başka bir şey bilmeyen sahtekarların yapmaya çalıştıkları çakallıkları ve içine düştükleri aymazlıkları da biliyor ve hep birlikte izliyoruz.
Herkes bilsin ki, bizim aydınlık bir Gelecek idealimiz, adil ve onurlu bir Türkiye mücadelemiz ve Sayın Başbakanımız’a olan refikliğimiz herhangi bir makamla başlamadığı gibi herhangi bir parti tüzel kişiliğiyle de sona ermeyecektir.
@GelecekPartiTR@Ahmet_Davutoglu
Erkan Mumcu’ nun açıklamalarını tartışıyoruz bir kaç gündür. Bende oluşan ilk izlenim, üstünü başını yırtıp gündem olmaya çalışan bir kişi gibi olmasıydı.
Ancak bugün Aydınlık manşetten ona destek çıktığında, durum değişti.
Zırva tevil götürmez nev’inden, söylediklerinin saçma sapan olduğu, komplo bile kabul edilemeyeceği ortada.
Buna rağmen, Sn. Abdullah Gül ve Sn. Bülent Arınç’a saldırılmasından hoşlandığı için, durumu bilen çok geniş bir kitle, hiçbir şey yazmıyor, kişisel şahitlik yapmıyor.
AK Parti’ nin bürokratik vesayetle mücadele ettiği, E Muhtıra, 367 garabeti, eşi başörtülü cumhurbaşkanı olamaz, özde laik gibi baskılar ve neticesinde AK Parti’ nin kapatılma davasına giden süreçte, açıkça bu vesayetin parçası olmuş bir adam. Aradan 20 yıl geçmiş, bu yirmi yılda insan içine çıkamamış, bugün unutulduğuna güvenerek, yine aynı tiplerle, Aydınlık ile kol kola operasyonun aparatı haline gelmiş.
O günlerle ilgili hiçbir soruya cevap vermeyip, canlı yayına çıkalım demesi ise tam bir zavallılık. Canlı yayında da üstünü başını biraz daha yırtıp gündem olma ihtimali var sonuçta.
Son dönemde, tarihin yeniden yazılması çabaları içerisinde, bu tavır kimilerince hoş görülebilir. Sanırım öyle de oluyor. Ama gerçeğe ihanet, ihanet eden için zehir olur. Gerçek değişmez. Bilerek gerçeğin saptırılması sonucu, saptırılmış olan, yani gerçeğe tetabuk etmeyen bir yorumu veri alan kişi ya da kitle, bozuk bir pusulayla yol alan insanlara benzer. Değişen sadece kendi istikametleri olur. Yol da hedef de yerinde durur. Gerçek değişmez.
Cumhurbaşkanı’ nın metin yazarlığı yapmış, yani siyasete O’nun gözüyle bakmayı öğrenmiş ve içselleştirmiş birisi olarak Aydın beyin bu yazısı not edilecek bir yazı olmuş.
Tayyip Erdoğan’ ın siyasi hayatını ana hatlarıyla anlattığı, bu hikayeyi en meşru ve erdemli bir dava adamı anlatısı olarak kurguladığı paradigmanın, nereye dayandığını gösteren bir yazı.
Benim için ise not edilecek tarafı; anlattıkları değil, değinip geçtiği ve gölgede kalan kısımları. Dolayısı ile yazı örtük cümleleri dolayısıyla kıymetli.
Mesela, milli Selamet, Refah ve Fazilet Partisi süreçlerinde, hep önünün kesilmek istenmesi ön kabulü. Buna rağmen, İlçe, İl ve Belediye Başkanı olabilmesi. Basit bir soru: AK Parti’de bu mümkün mü? Tabi Erbakan Hoca’ ya dair bir çok soru ve yargı da çıkarılabilir buradan.
Yine, Fazilet Kongresinde, Yenilikçiler ile Tayyipçiler ayırımı. Bilerek seçimi kazanmama ve yeni partiye giden süreç. Erdemliler İttifakı gibi, ortak akıl gibi o dönemin itirazını meşrulaştıran söylemlerinin anlamsızlaştırıldığı, bugünden düne, yeni bir tarih tasarımının yeniden kurgulanması ve lider kültü etrafında inşası. Yeni bir tarih yazım örneği.
Bunlar gibi bir çok soru ve tespiti mümkün kılan bu yazı için Aydın beye teşekkür ederim.
14 Mayıs 2000’de yapılan FP kongresinde Gelenekçiler kazandı; çünkü “Tayyipçiler”den oluşan İstanbul ve Bursa delegeleri Yenilikçileri desteklemedi.
O kongrede Recai Kutan değil de Yenilikçilerin adayı Abdullah Gül kazansaydı ne olurdu?
🖊 @_aydinunal
https://t.co/JwyONeTETv
Bugünkü yazı: “Lüzumundan fazla münevver”
https://t.co/pfBfZef0WG
Ahmet Davutoğlu, bir manifestoyla siyasete veda etti.
Nazım Hikmet 1943''te Kemal Tahir''e yazdığı mektupta, sosyal psikolog Muzaffer Şerif için “lüzumundan
fazla münevver” demişti.
Böyle bir ülkede, böyle bir siyasette Davutoğlu “lüzumundan fazla münevver” kaldı.
O kadarına ihtiyaç yoktu…
Hayret gerçekten!
Bir kesimin en araştırmacı gazetecisi 10 tane soru sormuş. Ne sormuş acaba diye merak edip açtım. İlk sorusu: Dış İşleri Bakanı olarak niye sınırları korumadın? olmuş. Diğerlerini okumadım tabi.
Böylesine bir cahilliğin, böylesine takdir gördüğü bir medya vasatında, medya kamusal iletişimin bir aracı olabilir mi? Toplumun daha sağlıklı bilgilenme ve kanaat oluşturması bu cahil ama cesur tiplerle mümkün olabilir mi?
1800 kişi beğenmiş, yüzlercesi yeniden paylaşmış. Yani bu cehalet bu kadar arzuyla çoğaltılmış.
Liyakatsizlik artık her yerde maalesef. Bu adam bir kesimin kanaatlerinin oluşmasına etki eden bir gazeteci. Seviyesi bu. Oraya nasıl gelmiş? Kim getirmiş? Nasıl devam edebiliyor? Muhatap kitlesinin hiç mi kalite talebi yok. İstenen yere ateş etsin yeter, istenen yeri savunsun yeter anlayışı bu kadar mı kalitesizliği kabul edilebilir kılıyor.
Yazık bu ülkeye.
Madem öyle... Madem, Türkiye için çalışmayı sürdürecek... Madem sadece aktif siyaset defteri kapandı...
Ben de Davutoğlu’na, kapattığı siyaset dönemine dair yanıtlarını eksik bıraktığı sorularımı toparladım. İşte Ahmet Davutoğlu’nun memleket için yanıtlamasını beklediğim o sorular...
Cumhuriyet'te, Arka Bahçe'de yazdım 👇🏼
https://t.co/mwiDkWoPjg
Bir zirve sonrasında sadece organizasyon başarısı ile kendimizi avutamayız!
İçerik ile ilgili soru şudur: Ev sahibi olduğumuz bir zirvenin sonuç bildirisine ne kadar müdahil olabildik?
Bir A4 sayfasını bile doldurmayan o bildiride Türkiye ile dört asırlık istikrarlı sınır komşusu olan bir ülkeye ültimatom verildi; ama NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip olan ülkemizi açıkça tehdit eden, dünyanın gözü önünde bir soykırım suçu işleyen, bölgemizi kaosa sürükleyen ve uluslararası hukuku ayaklar altına alan İsrail’e bu zirve boyunca tek bir cümle kurulamadı? Neden İsrail’in bu saldırgan tutumu karşısında bir dayanışma sergilenmedi?
Hiç mi çıkıp, “İsrail’e de söyleyecek bir çift sözümüz olmalı!” diyen bir yetkili çıkmadı? Evet, yazıklar olsun ki çıkmadı!
Türkiye; başkalarının hazırladığı metinlere razı olan değil, ayakları yere sağlam basan dış politikasıyla hakkın, adaletin ve mazlumların sesi olan; köklü devlet geleneğine yakışır şekilde hareket eden bir ülke olmalıdır.
Gelecek Partisi olarak; çiftçimizin, üreticimizin, tarım ve hayvancılıkla uğraşan tüm vatandaşlarımızın daima yanındayız. Üreticimizin sorunlarını yakından biliyor, hazırladığımız çözüm programlarıyla üreten, kalkınan ve kendi kendine yeten bir Türkiye’yi hep birlikte inşa etmek için çalışıyoruz.
Genel Başkanımız Sayın Ahmet Davutoğlu ve beraberindeki heyetimiz, bugün Polatlı Sarıoba Mahallesi’nde çiftçilerimizle bir araya gelerek hasat çalışmalarına katıldı. Ardından Polatlı Ziraat Odası ile Polatlı Ticaret Borsası’nı ziyaret ederek üreticilerimizin taleplerini dinledi, çiftçilerimizin sorunları ve çözüm önerileri üzerine istişarelerde bulundu.
Değerli dostum Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani’yi ziyaret ederek dostluğunu daima hürmetle hatırlayacağımız muhterem babası Katar Eski Emiri Şeyh Hamad bin Halife Al Sani’nin vefatı dolayısıyla taziyelerimi ilettim.
Ülkelerimiz arasında birlikte güçlü dostluk ve güvene dayalı ilişkiler tesis ettiğimiz Merhum Şeyh Hamad bin Halife Al Sani’ye Allah’tan rahmet diliyor; mekânının cennet, makamının âli olmasını niyaz ediyorum. Katar halkına ve tüm ailesine bir kez daha taziyelerimi sunuyorum.
Merhum Şeyh Hamad bin Halife Al Sani’nin Türkiye-Katar ilişkilerinin bugün ulaştığı güçlü seviyenin inşasında yaptığı öncülük daima saygıyla ve vefayla hatırlanacaktır.
15 Temmuz gecesi; onurumuz, vatanımız, demokrasimiz ve millî irademiz için sesimizi yurt içinde de dünyada da yükselttik.
O gece nasıl milletimizin iradesinin yanında dimdik durduysak, bugün de yarın da aynı kararlılıkla hakkın, hukukun ve millî iradenin sesi olmaya devam edeceğiz!
Yunanistan’da yayınlanan Te Nea gazetesinden, Maria Vasileiou’ya verdiğimiz “Yunanistan Türkiye’nin öncelikli rakipleri arasında en alt sıralarda yer alıyor” başlıklı röportaj, Gazete Pencere’de Türkçe olarak yayınlandı.
Aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.⤵️
https://t.co/q7Z3e0ma6p
Suriye’de kritik görevlere gelen isimlerin önemli bir kısmının Türkiye üniversitelerinde yetişmiş olması veya görev yapması, Genel Başkanımız Sayın Ahmet Davutoğlu’nun yıllar önce ortaya koyduğu merkez ülke vizyonunun eseridir.
Asıl milliyetçilik; slogan atmak değil, Türkçeyi bölgenin dili, Türkiye’yi bölgenin cazibe merkezi yapabilmektir.
Atina’da Rum tezlerini en güçlü Türk argümanlarıyla nasıl yerle bir ettiyse, bugün de yıllar önce ektiği bu stratejik vizyon meyvesini vermektedir. Dün Suriyeli kardeşlerimizi Türkiye’nin doğal müttefiki kılan bu politikaları sahte bir milliyetçiliğin arkasına sığınarak insafsızca eleştirenler şimdi çıkıp özür dileyecek mi?
Elbette hayır. Çünkü hamaset kolaydır; tarih yazmak ise vizyon ister. Sahte milliyetçilik kardeş halkları böler, kuşatıcı milliyetçilik ortak tarih ve ortak kader bilinciyle gönül coğrafyamızı birleştirir.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi, % 51 doğası gereği iki kutuplu siyasal sistem yaratmıştır.
Diğer partiler bir araya gelmeyi beceremese , yapıp ettikleri , söyledikleri , saha faaliyetleri , televizyon programları tümü son kertede , bu iki partiden birinin hanesine yazılır.
Bu hakikati son iki seçimde net bir şekilde gördük .
Aynı şeyi yapıp farklı sonuç bekleyemezsiniz.
Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. İyi bilirdik. Şahidiz.
Yaşadığımız dönemde, Müslüman liderler arasında, vizyonuyla, samimiyeti ve gayretiyle, müstesna bir yere sahipti. İnşallah mekanı cennet, makamı âlî olur.
Tarihi derinliğe haiz Türk- Katar dostluğunu günümüze taşıma ve bölgesel arabuluculuk ve düzen kurma çalışmalarında kalıcı bir stratejik ortaklığa dönüştürme konusunda omuz omuza çalıştığımız, değerli dostum Katar Emiri Hamas al-Thani’nin vefatını derin bir teessürle öğrenmiş bulunuyorum.
2005 yılındaki ilk başbaşa görüşmemizde kendisine takdim ettiğim Osmanlı dönemine ait dostluk belgelerine olan ilgisini bugün gibi hatırlıyorum. O andan itibaren başta Gazze ateşkes süreçleri ve Filistin davası olmak üzere, İslam dünyasının sorunlarıyla ilgili birlikte çaba gösterdiğimiz her süreçte müşahede ettiğim insani ve İslami duyarlılığı örnek bir nitelik taşıyordu.
Son yüzyılın bölgemizdeki en vizyoner, barışçı ve erdemli liderlerinden biri olan değerli dostuma, Rabbimden rahmet diliyorum; mekanı cennet, ruhu şad olsun.
Başta değerli dostum ve kardeşim Katar Emiri Tamim al-Hamad al-Thani olmak üzere saygıdeğer ailesine ve kardeş Katar halkına taziyelerimi sunarım.
Onun öncülük ettiği Türk-Katar dostluğu, ebediyen yaşayacaktır.
Atina’daki The Economist forumundan Avrupa’ya seslendik!
“Avrupa, gerçeklerle yüzleşmek ve önce kendine çeki düzen vermek zorundadır. Türkiyesiz bir Avrupa vizyonu nasıl eksik ve sürdürülemezse, KKTC’yi yok saymak da tarihe, coğrafyaya ve sahadaki gerçeklere gözlerini kapatmaktır.”
Gerçekler inkârla değişmez.
Bundan tam 31 yıl önce bugün, Avrupa’nın merkezinde 8372 masum sivil Boşnak, uluslararası toplumun gözü önünde, vahşi bir soykırımla katledildi.
Srebrenitsa halkının acısı hala derinlerde, hala yüreklerde.
Srebrenitsa’da gerçekleştirilen katliam sadece tarihte yaşanıp kapanmış bir yaprak değil, bugün de Filistin'de, Gazze'de devam eden kirli bir zihniyetin uzantısıdır.
İnsanlık değerlerini iğdiş etmeyi, evrensel normları çiğnemeyi, insanlığı terörize etmeyi alışkanlık haline getirmiş bu barbar zihniyet, bir karabasan gibi, şimdi de Filistin ve Ortadoğu üzerinde dolaşmakta, yeni acılar, gözyaşları üretmekte, masum halkları yok etmektedir.
Bu mezalimlerin hesabını sorabilecek bir dünya düzeni kurulmadıkça, “cambaza bak” oyunlarına asla razı gelmeyeceğiz!
Unutmayacağız!
Unutturmayacağız!
Hesabını soracağız!
Atina’da Economist Enterprise tarafından düzenlenen “Progress in an age of upheaval | Geopolitics-Growth-Technology” forumundayız. https://t.co/qqALqkndmk