#TFF#Besiktas#Kocaelispor Elfmeter oder Stürmerfoul?
Manche wollen Elfmeter (Nübel hält kurz nach dem Zusammenprall den Fuß fest) andere sehen ein Stürmer-Foul wegen gestreckten Bein in den Torhüter hinein. Schiedsrichter lässt beides laufen…:
Für mich nachvollziehbar, denn auch wenn der Stürmer zuvor erst den Ball spielt, rauscht er danach intensiv mit hohen Tempo und den Stollen voraus in den Torhüter, der ihn dadurch nicht kontrollieren kann… aber der Stürmer zieht auch zurück. Nach dem Zusammenprall findet erst das Festhalten des Fußes vom
Stürmer durch Nübel statt. Wenn man das Reinrutschen nicht pfeift, kann man danach nicht das ,geringere’ Vergehen (das nur ganz kurze Festhalten des Fußes) dann mit Strafstoß ahnden.
Wenn Foul, dann aber erst vom Stürmer wegen der hohen Intensität und mit dem Stollen in einer noch zweiten Aktion nach dem Ballspielen in den Torhüter zu rutschen. Aber das kann man auch vernachlässigen, wenn danach nichts passiert, zumal der Stürmer auch nicht durchzieht, sondern danach leicht das Bein anzieht und zurückzieht..
Für mich okay beides mit großzügiger Spielleitung in einer Szene weiterlaufen zu lassen…👍
Son birkaç gündür herkes Vestel’i konuşuyor. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in şirketin kredi notunu yüksek riskli seviyeden finans dünyasında kelimenin tam anlamıyla iflasın eşiği sayılan Ca seviyesine düşürmesi, ağır borç yükü ve çalışan sayısının 2024 sonundaki 19 bin 509’dan Haziran 2026’da 11 bin 822’ye gerilemesi gündeme bomba gibi düştü.
Sosyal medyaya bakıyorum. Kamuoyu yine üçe bölünmüş: Bir kesim “Binlerce insana ekmek kapısı, sahip çıkılsın” diyor. Bir kesim, alt taşeronların ve Ege sanayisinin kırılmasından endişeli. Bir kesim ise IMEI düzenlemelerini hatırlatıp tüketici kırgınlığını dile getiriyor.
Herkes bir şirketin krizini kendi hayatı üzerinden anlatıyor. Ve aslında haklılar. Bir şirketin bilançosu, binlerce hanenin mutfağına dokunur.
Ama ben bu tartışmada başka bir şey görüyorum. Vestel’in yaşadığı şey, tek bir şirketin hikayesi değil. Türkiye’de sanayinin son 30 yılda nasıl para kazandığının, şimdi neden kazanamadığının hikayesi.
Önce şunu netleştirelim: Vestel, Türkiye’nin en büyük elektronik üreticilerinden biri. Milyonlarca ürün üretti, on binlerce insana iş verdi, ihracat rekorları kırdı. Bunlar küçümsenecek şeyler değil. İçeride yönetimsel hatalar yapıldı mı, risk yönetimi ve borçlanma tercihleri ne kadar doğruydu, bunu ancak kapalı kapılar ardındaki bilançoları inceleyenler kesin olarak bilebilir.
Ama yönetim tercihlerinden bağımsız olarak, dışarıdan net şekilde görünen bir gerçek var: Vestel’in karı, uzun yıllar boyunca sadece üretimden değil, bilanço yönetiminden geldi.
Bunu açayım.
Türkiye’nin 1990’lardan 2010’lara kadar kurduğu sanayi modeli, kimsenin açıkça itiraf etmediği bir denklem üzerine oturuyordu:
Düşük faizle döviz borçlan. Ucuz iş gücüyle üret. Güçlü para birimiyle sat. Aradaki farkı kâr olarak cebe at.
Biz buna yerli üretim dedik. Ama aslında bu, tam anlamıyla bir finansal arbitraj modeliydi. (Arbitraj, en yalın haliyle; aynı varlığın farklı piyasalardaki fiyat, kur ya da faiz farkından tek kuruş risk almadan veya üretim yapmadan kar yaratma sanatıdır.)
Şirketler üretimde değil, gelir tablosuyla bilanço arasındaki bu kur ve faiz farkından para kazanıyordu. Fabrika, bu oyunun sahnesiydi; asıl oyun, finans departmanında kuruluyordu.
Vestel bu modelin en saf örneklerinden biriydi. Kar, sadece televizyon satmaktan değil; kur, faiz ve hacim üçlüsünün aynı anda doğru yönde hareket etmesinden geliyordu.
Bu bir suçlama değil; olgusal bir tespit. Çünkü Türkiye’nin makroekonomik koşulları, uzun yıllar boyunca sanayiciye bu modeli teşvik etti. Düşük faizli döviz bolluğu döneminde, bu denklemi kullanmayan şirketler ölçek büyütmekte zorlanıyordu.
Dört sütun aynı anda çöktü
Bu model dört sütun üzerinde duruyordu. Son 10 yılda dördü de aynı anda çöktü:
1) Ucuz iş gücü gitti.
Türkiye’de maliyetler arttı. Ama daha önemlisi, otomasyon işgücünü verimsizleştirdi. Bugün bir Çin fabrikası, bir Türk fabrikasından daha az insanla daha çok üretiyor. İşgücü artık avantaj değil, maliyet.
2) Düşük faizli döviz borcu gitti.
Küresel faizler yükseldi, risk primi arttı, borçlanma maliyeti katlandı. Borç aynı borç ama çevirmesi artık çok daha pahalı.
3) Döviz geliri TL maliyet artışına yetişemedi.
Kurun artması ihracat gelirini TL bazında büyüttü ama içerideki yüksek TL enflasyonu, işçilik ve operasyonel maliyetler o geliri eritti. Üstüne bir de döviz borçlarının katlanan faiz yükü eklenince, ihracat geliri bilançoyu kurtarmaya yetmedi.
4) Ölçek ekonomisi gitti.
Ölçek, ancak marj varsa anlamlıdır. Marj yoksa ölçek, sadece daha büyük bir zarar demektir. 19 binden 11 bine düşen istihdam bunun kanıtı: Şirket sadece küçülmüyor, model küçülüyor.
Asıl soru: Vestel neden bu kadar savunmasızdı?
Cevap rahatsız edici ama adil: Vestel, güçlü bir marka olma potansiyelini hiçbir zaman fiyatlama gücüne dönüştüremedi.
Türkiye’de buzdolabı ve televizyon denince akla gelen ilk isimlerden biriydi. Ama Vestel, markasını kapasitesini beslemek için kullandı; kapasitesini markasını beslemek için değil.
Ürünü kimin adına sattığı, hangi fiyata sattığı, rafta nasıl konumlandığı bunlar fason/OEM üretimin doğası gereği Vestel’in tam kontrolünde değildi. Kontrol edebildiği ana unsur, fabrikanın kaç bant çalıştırdığıydı.
Kapasite şirketleri kur şokuna dayanamaz. Çünkü kapasite fiyatlama gücü değildir. Fabrika marka değildir. Hacim marj değildir.
Türkiye iş dünyası 30 yıldır bu kavramları birbirine karıştırıyor.
Peki ne yapmalı?
Ezber cümleleri tekrarlamayacağım. “Katma değere geçin” demeyeceğim; çünkü o bir reçete değil, temennidir.
Gerçek reçete üç maddede:
1) Bilanço, stratejiden önce gelir.
Bir şirketin kaderini ne ürettiği değil, nasıl finanse edildiği belirler. Döviz borcu olan, doğal hedge’i olmayan, nakit akışı döngüsel her şirket kırılgan. Sektörü ne olursa olsun. Türkiye’de artık CFO’nun masası, CEO’nun masasından daha kritik.
2) Marka, kur şokuna karşı tek tampondur.
Fason üretim yapan şirket, kriz geldiğinde artan maliyeti müşteriye yansıtamaz. Kendi markası olan şirket ise bir yere kadar yansıtır. Türkiye’nin ihracatının büyük bölümü hala fason. Bu oran değişmeden hiçbir şey değişmez.
3) Ölçek değil, derinlik.
Daha çok üretmek değil, daha vazgeçilmez olmak. Bir parçayı dünyada sadece sen üretiyorsan, kur ne olursa olsun ayaktasın. Bir parçayı herkes üretiyorsa, en ucuz üreten kazanır ve o genelde sen değilsin.
Peki bunu kim yapacak?
Reçeteyi yazmak kolay. Uygulamak zor. Çünkü bu dönüşümün üç aktörü var ve üçü de şu an aynı yöne bakmıyor:
Şirketler yapacak ama kısa vadeli borç çevirme baskısı, uzun vadeli strateji kurmalarını engelliyor. Her ay bilanço çeviren bir yönetim, üç yıl sonrasını planlayamaz.
Devlet yapacak ama teşvik sistemi hala kapasiteyi ödüllendiriyor, markayı değil. “Kaç kişi çalıştırıyorsun” sorusu, “ne kadar katma değer üretiyorsun” sorusundan daha çok soruluyor.
Yatırımcı yapacak ama Türkiye’de uzun vadeli sabır sermayesi yok. Herkes çeyrek bilanço izliyor. Sabırlı sermaye olmadan marka olmaz.
Yani mesele “ne yapmalı” değil. Mesele, bu üç aktörün aynı anda aynı yöne bakması. Bu olmadan Vestel bir istisna olarak kalır; olursa, Vestel bir uyarı olur.
Rahatsız edici sonuç
Vestel haberi, bir şirketin haberi değil. Türkiye’nin son 30 yılda kurduğu sanayi modelinin son kullanma tarihinin dolması.
Bu modeli savunanlar, Türkiye’yi değil; eski alışkanlıkları savunuyor. Ama o model artık borçtan başka bir şey üretmiyor.
Yeni dönem kapasiteyi değil, konumu ödüllendirecek. Kendi ekosistemini ve markasını yaratan şirketler kazanacak. Geri kalanı, ne kadar büyük olursa olsun, bir sonraki kur şokunda masadan kalkacak.
Vestel masadan kalktı mı? Henüz değil. Ama sandalyesi çoktan çekildi.
#Vestel #ekonomi
3-1992-1993 SEZONU
Sezonu ligin son maçında Ankaragücü’nü 8-0 yenerek Beşiktaş’ı averajla geçen Galatasaray şampiyon olarak tamamlıyor
14.Hafta
Beşiktaş 1 Galatasaray 3
Hakem Sabri Çelik Maçın 14.dakikasında Beşiktaş oyuncusu Recep Çetin’i 54.dakikada Galatasaray oyuncusu Yusuf’u ve 78.dakikada Beşiktaş oyuncusu Metin’i oyundan atıyor Beşiktaş 9 kişi Galatasaray 10 kişi maçı tamamlıyor
Maç 1-1 devam ederken Beşiktaş oyuncusu Feyyaz ceza sahasında yerde kalıyor hakem Sabri Çelik penaltı kararı vermiyor.Şampiyonluk yolunda 6 puanlık maçı Galatasaray 3-1 kazandı
A) BEŞİKTAŞIN HATALI HAKEM KARARLARI İLE PUAN KAYBETTİĞİ MAÇLAR (32 MAÇ)
1-1986-1987 SEZONU
Galatasaray 14 sene sonra Beşiktaş’ın 1 puan önünde şampiyon oluyor
14.Hafta Beşiktaş 2 Galatasaray 2
Maç 1-0 Galatasaray üstünlüğü ile devam ederken Beşiktaşın golü ofsayt gerekçesi ile iptal ediliyor Pozisyon ofsayt değil
Beşiktaş bu duruma nasıl gelmiş bakalım.
⚫️Süleyman Seba, borçsuz ve kasada nakit olarak Serdar Bilgili’ye devretti.
⚫️Serdar Bilgili, Yıldırım Demirören’e 17 milyon dolar borç devretti.
(Kulübün yıllık geliri 61 milyon dolar olarak bıraktı)
⚫️Yıldırım Demirören, Serdar Bilgili’den 17 milyon dolar borç devraldı.
Fikret Orman’a 330 milyon dolar borç devretti.
⚫️Fikret Orman, Yıldırım Demirören’den 330 milyon dolar borç varken kulübü devraldı.
Ahmet Nur Çebi’ye ise 2 milyar 100 bin tl olarak devretti.
(Fikret Orman borçları dolardan TL’ye çevirdi)
⚫️Ahmet Nur Çebi, Fikret Orman’dan 2 milyar 100 bin tl borç devraldı.
Ahmet Nur Çebi 8 milyar 400 bin tl borç olarak devretti.
⚫️Hasan Arat, Ahmet Nur Çebi’den 8 milyar 400 bin tl borç olarak devraldı.
Hasan Arat, Serdal Adalı’ya 13 milyar 300 bin tl borç olarak devretti.
⚫️Serdal Adalı, Hasan Arat’tan 13 milyar 300 bin tl borç olarak devraldı.
Serdal Adalı dönemi 27 milyar 521 bin tl borç açıklandı.
@selcukjk Kkb puanın tek zaman aralığında bozulmayacak gibi tek zaman aralığında yapılan doğru hareketlere anında artmaz. Bir süreçtir. Daha önce ki ödeme alışkanlıkların hatta 5 yıllık kullandığın ürünler, adetleri, ödeme yada ödememe periyotu ile oluşur.
@mertbudakj@Merkez_Bankasi@spkgovtr Mert yatırım sırasında risk denilen bir kavram vardır. Senin yatırımcı kişiliğine göre bunu ne kadar göze alabilirsen, kar oranın yüksek yada daha düşük olur. Sen risk alarak yüksek riskli yatırım yaptın. Ben neden senin riskini karşılayayım.
@Polirate_com @ALPacinooooo Ekonomik savaş ve başka ülke yardımı... ama daha önce denendi. Kurtuluş Savaşı, Kıbrıs barış harekatı... bizi fakirlik korkutmaz. Vatansızlık ve bayraksızlıktan korkutur. Ve düşün senin yardımın gelene kadar biz nerede oluruz.
@eypzng Yokuşun başında trafik lambası var. Mesai çıkışı trafik zaten sıkışık. Bir araba yolun ortasında durdu. Önü boş. Bir aksilik mi var diye birkaç kişi indik. Abla ben yokuşta kalkamıyorum. Bekleyin biraz dedi...
@abdullahaksogan 5 nisan 26'da ki maçta son dakikalarda agbadaunun faul olmayan penaltısını, 2 Nisan 23de ardanın kendini attığı ve penaltı aldığında da yazdım mı aynı şeyleri...