8/8
Bugün mimarlığın temel sorusu nettir:
Yıkım mı, onarım mı?
Eğer ekolojik sürdürülebilirlik iddiası ciddiye alınacaksa, öncelik yıkımın hızında değil, onarımın sürekliliğinde olmalıdır. Bu, teknik olduğu kadar politik bir tercihtir.
1/8
Mimarlıkta “yık ve yeniden yap” pratiği, artık yalnızca bir tasarım tercihi değil; ekolojik açıdan yüksek maliyetli bir kriz üretim mekanizmasıdır. Her yıkım, gereksiz karbon salımı, malzeme kaybı ve toplumsal hafızanın kesintiye uğraması anlamına gelir.
7/8
Ekolojik mimarlık, yeni inşa üzerinden değil; mevcut olanı yaşatma, dönüştürme ve güçlendirme üzerinden şekillenmelidir. Onarım, yapının yaşam döngüsünü uzatarak hem çevresel hem ekonomik sürdürülebilirlik sağlar.
Kent hakkı, yalnızca yapı üretmek değil, herkesin mekâna eşit erişimini sağlama sorumluluğunu da içerir. Mimarlık, dışlayıcı değil, onarıcı ve kapsayıcı bir araç haline gelmelidir.
Memlekette mimarlık kültürü o kadar gelişmemiş ki, biri “mimarım” deyince hâlâ “kaç katlı yapıyorsunuz?” diye soruyorlar. Mimarlık sanki sadece kolon, kiriş dökmek! Kardeşim bu iş biraz da kent bilmek, insanı anlamak, estetik düşünmek… Ama kime ne anlatıyorsun?