Ekim 2025’de kapatılan hesabımdan yaptığım aşağıdaki paylaşımda;
Tera grubunun, Piyasa Dolandırıcılıklarından elde ettiği Suç Gelirlerini, yatırım görüntüsü altında yurtdışına transfer etmeye başladığını, böylece ikinci aşamaya geçerek, Aklama faaliyetlerinin başladığını duyurmuştum. An itibari ile bu suçun işlendiği ortaya çıkmıştır.
TCK md, 282’ye göre örgütlü işlenmesi durumunda, bu suçun cezası 6 - 14 yıl arası hapistir.
Yüzbinlerce mağdurdan çalınan bu varlıklar getirtilip mağdur fonuna aktarılmalıdır.
@RTErdogan@memetsimsek@abakingurlek
31-10-2025
Tera Yatırım’la ilgili yaptığımız son iki paylaşımda önemli bilgiler verildi. Üstelik bu tür hadiselerde beklenen İkinci Aşamaya da geçildi. Endonezya’dan banka satın almak gibi yurtdışında şirket alma operasyonları başlatıldı.
Ancak tüm bunlar yönetenlerin ve ana muhalefetin hiç ilgisini çekmedi. Yönetenleri anlayabiliyorum. Şu veya bu sebeple veya kabinede önemli bir siyasetçiye! dayanabileceği endişesi ile üzerine gitmiyor olabilirler. Ancak ana muhalefetin duyarsızlığını anlamak mümkün değil. Üstelik bu konuların en çok mağduru olduklarını söylemelerine rağmen.
Bazı riskleri de dikkate alarak sorumlu bir yurttaş bilinci ile konuyu hep kamuoyunun gündeminde tutmaya çalıştım. Ancak buraya kadar.
Bu yanlışlarla mücadele ile geçen 40 yılı aşkın kamu ve özel sektör tecrübelerime dayanarak söylüyorum; Bu konu borsa tarihinin en büyük, en şaibeli ve en karanlık operasyonlarından biridir. Belki de en karanlık….
halkın demokratik iradesi olan seçmen iradesine saygıdır.
yazmış beyefendi..
Seçmen iradesine saygıdan söz edecek en son insanlar sizsiniz.
Ayrıca Cumhurbaşkanı aynı zamanda parti lideri kendisi istediği zaman bir koltuktan kalkıp diğer koltuğa geçiyor . Var mı dünyada benzeri?
BİR KEZ DAHA CUMHURBAŞKANININ HUKUKU ÜZERİNE!
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1 Ekim 2026 tarihili yeni yasama yılının açılışında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı bir kısım muhalefet ayağa kalkmamak ve bazıları da genel kurulu terk etmek şeklinde bir davranış sergiledi. Bu davranışlar anayasal sisteme açıkça aykırıdır. Ayrıca demokratik iradeyi de tanımamak anlamına gelir. Önceden defalarca ele aldığımız bu konuyu bir kez daha hatırlatmakta fayda var.
Cumhurbaşkanının her yasama yılının açılışında TBMM’de yaptığı konuşma Anayasa’nın gereğidir. Cumhurbaşkanı “gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde açılış konuşmasını yapar” (Any. m. 104/3. fıkra).
Demokratik muhalefet anayasal sınırlar içinde yapılır. Hukukla kavga etmek ve hukuk dışına çıkmak demokratik muhalefet sayılmaz. Genel bir tespit olarak pozitif hukuku (örneğin Anayasayı) değiştirme talebi meşrudur ama pozitif hukuku (Anayasayı) tanımamak gayri meşrudur.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçildiğinde parlamenter sistemden farklı olarak Cumhurbaşkanı sadece “Devletin başı” olarak tanımlanmadı. Cumhurbaşkanına Devlet Başkanı sıfatı da verildi.
Düzenleme şöyledir: Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir. Cumhurbaşkanı, Devlet Başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder (Any. m. 104/1. ve 2. fıkra).
Buna göre Cumhurbaşkanı sadece devletin başı değil, DEVLET BAŞKANIDIR. İşin özü Cumhurbaşkanı hem Halkın (Cumhurun) Başkanıdır hem de Devletin Başkanıdır. Diğer deyişle “Halkın İradesi Devlete Egemen” olmuştur.
Anayasanın uygulanması ile tüm devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin etme görevi Cumhurbaşkanına aittir. Eski sistemde Cumhurbaşkanının sadece “gözetme” başka bir ifadeyle nezaret etme görevi varken şimdi “temin etme” yani icrai bir görev söz konusudur. TBMM’nin yasama yılı açılış konuşmaları da bu kapsamdadır.
Cumhurbaşkanı milli güvenlik politikalarını belirler, TBMM adına Başkomutanlığı temsil eder. Cumhurbaşkanı Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanıdır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verme yetkisi vardır (Any. m. 104/13, 14 ve 15. fıkralar).
Anayasaya göre hem Halkın Başkanı, hem Devlet Başkanı hem de Başkomutan olan Cumhurbaşkanı Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder (Any. m. 104/2. fıkra).
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ülke Liderliği rolünün anayasal dayanağı bu hükümlerdir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan sonra da Cumhurbaşkanı seçilecekler sadece bir mecranın siyasi lideri ve devletin yürütme organının görevlisi ve yetkilisi değil Ülke Lideri olma sorumluluğunu da üstlenecektir. Çünkü anayasal olarak diğer ad ve sıfatların yanısıra Türkiye Cumhuriyetini temsil etmenin ve Devlet Başkanı olmanın hukuki, siyasi ve sosyal sonuçlarından en önemlisi Ülke Lideri sorumluluğuyla hareket etmektir.
Bu durumda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bütün organlarını anayasal sınırlar içerisinde yönlendirebilme yetkisi olan, halkın yüzde elliden fazla oyuyla seçilmiş ve Ülke Liderliği sorumluluğuna da sahip Cumhurbaşkanına saygı gösterilmesi:
Birincisi halkın genel iradesi olan milli iradeye saygıdır.
İkincisi halkın demokratik iradesi olan seçmen iradesine saygıdır.
Üçüncüsü Devlete saygıdır.
Dördüncüsü bundan sonra hangi mecradan seçilirse seçilsin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı görevini üstleneceklere saygıdır.
Beşincisi Anayasal Düzene uymanın bir gereğidir.
Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına saygıyı aktüel siyasetin iç çekişmeleri üzerinden değil ‘Devletin Genel İşleyişi’ üzerinden değerlendirmek gerekir.
Her vatandaşın, tabi ki eleştiri hakkı baki kalmak kaydıyla, Anayasal hükümlerle tayin edilmiş Cumhurbaşkanının hukukunu koruması ve saygı göstermesi, anayasal bir ödevdir ve vatandaşlık bağının gereğidir. Halkın meşru temsilcisi olan milletvekillerinin de evleviyetle yapması gereken budur.
Hem İzmir'e bir dey yapmadı bok kokuyor diyorlar hem de belediye başkanını partilerine alıyorlar. Muhalif belediyeleri yerden yere vurup sonra transfer ediyorlar. Biraz daha gayret ederlerse Parti'nin adı ak-chp olacak
Arkadaşlar VPN kullanacağız başka yolu yok şu an maalesef. Yeni hesap açmanın bir faydası olmuyor. Ya daha büyük bir işe girişeceğiz ya da kabullenip VPN ile yolumuza devam edeceğiz.
kim ne derse desin bu ülkede gerçek bir muhalefet yok.şu ortamda bile sen seçime zorlayamıyorsan veya toplumsal bir hareket örgütleyemiyorsan muhalefet falan değilsin kardeşim.
twit atmak,otobüsün üstünden bağırmak muhalefet değil.olsa olsa gaz alma olur @eczozgurozel
Kendi adıma, bizim gibi binlerce insanın hesabıni kitleler halinde kapatan Twittera hala aylık üyelik parası ödeyen mavi tikli hiç bir hesabı takip etmeyecegim. Dayanisin biraz be ölmezsiniz!!
Fon skandalında muhalifler çıkıp açıklama yapıyor, resmi gazetede çıkmış düzenleme falan kovalıyor insanlar, Ahmet Şık çıkıp suyu bulandırıyor.
Tip bunun için bir önlem alacak mı yoksa Şık böyle sikko kulis bilgilerine devam mı edecek?
Komedyen Deniz Göktaş��ın
avukatı Metin Sinan Aslan:
“Cezaevinde sol tarafında Haluk Levent, sağ tarafında Cem Küçük vardı.
Sonra iki sağında Özkan Yalım vardı. Oğuzhan Uğur da oralardaydı ama o kadar yakın değildi.
Sinem Hanım’la (Dedetaş) bir şekilde mesajlaşıyorlardı.
Sinem Hanım da birtakım zorluklar çekiyormuş. Koğuşunda fare falan varmış. Çello çalıyormuş.”
Ülkede ne zaman seçim ya da bir kriz olsa tak diye teknofest yapılıyor.
90 milyar dolar fonlarda kalmamış gibi ülkeyi yöneten adam urfalıyam ezelden şarkısıyla eğleniyor falan.
Ne yaşıyoruz biz ya?
"halkın kime oy verdiğinin hiçbir öneminin kalmadığı noktaya vardığımızda, kim size neden hizmet götürsün? Kime oy verirseniz verin aynı partiye oy veriyor gibi olduğunuz anda, hangi siyasetçi size niye hizmet etmek zorunda olsun? Oy mu vermezsiniz? E vermeyin, ne fark edecek..."
Hizmet almak bir pazarlık işidir. Alacağın hizmetle oyunu değiş tokuş edersin. Eğer verecek oyun kalmazsa, bir değerin de olmaz. Aklı azıcık çalışan herkes bu denklemi kendisi kurabilir zaten. Kurmamak için direnen ya beyin bakımından dezavantajlı gruptadır, laf anlatamayız ya da bir çıkarı vardır, bu denklemi bildiği halde bilmezden gelip milleti manipüle ediyordur, yine laf anlatamayız.
Demokrasinin ne olduğunu ve nasıl çalıştığını halkımız gayet iyi biliyor ve kendi yararına kullanıyor da zaten. Sorun şu ki, bu denklemi bozacak durumlara kar��ı ne yapabileceğimizi bilmiyoruz. Biliyor gibi davrananlar da bilmiyor. Yol bulana kadar direnmek ve mücadele etmek dışında bir şansımız da yok ne yazık ki.
Muhalefet partilerinin bu kadar pısırık ve toplumsal olaylara çözüm uretememesi iktidarı her düştüğünde ayağa kaldırıyor. Tabi halkın tepkisizligi, ezikliği ve sinikligi de büyük etken..
Fonzi Skandalının soruşturma sonuçları
Başlığa bakarak daha soruşturma yeni başlıyor bu sonuçlar nereden çıktı, rüyanda mı gördün diyenler çıkacaktır. Tabii ki soruşturmalar yeni başlıyor, ben sadece sizi uzun süre haber peşinde koşmak ve meraktan kurtarmak için çıkacak sonuçları aşağıda yazdım. Bunları kehanet olarak nitelendirenler çıkacaktır ama ben buna Türkiye ve Orta Doğu gerçeklerini iyi tanıyan birinin öngörüleri olarak nitelendiriyorum.
İlk Doğru Adım
Skandalın ortaya çıktığı gün alınan ve doğru olan tek karar, 131 fonun işleme kapatılması ve tasfiyeye tabi tutulmasıydı. Bu adımın ardından atılan diğer tüm adımlar ise özensiz ve yanlış oldu. Bu özensizliklerin ve hataların çoğunun bilinçli olarak yapıldığı izlenimi bende oluştu.
Kayyum yumurtadan çıkarmış
En büyük hata, fonların tasfiyeye alınmasından sonra, bu işin asıl sorumlusu olan portföy yönetim şirketleri ve onların bağlı bulunduğu finansal kuruluş, holding ve yatırım bankalarına hiçbir müdahale edilmemesiydi. Bu şirketlerin tutuklanmış yöneticileri tarafından yönetilmelerine ve çalışmalarına izin verildi. Bir itibar kurumu olan bu bankalara BDDK 15 gün boyunca bakmakla yetindi. Bu, belge, kayıt ve delilleri karartmak için yeter de artar bir süredir. Bundan daha küçük olaylarda görmeye alıştığımız gece yarısı tutuklamalar, şirketlere el koymalar, kayyum atamaların hiçbiri yapılmadı. Zam yaptılar diye şirketlerine kayyum atanan tavukçular keşke yumurta değil de fiktif kar üretme işinde olsaydık diye hayıflanmışlardır.
Türkiye Raskolnikof’unu arıyor
Bu skandalda ciddi ihmal ve göz yumma ile itham edilen devlet kurumları Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul ve kısmen BDDK olmuştur. Soruşturma Devlet Denetleme Kurulu’na verildi. Buraya kadar her şey normal gözükse de denetleyenin kendi eşini hatta kendi şahsını denetlediği bir durum var ortada. Denetleyen kişinin kendisini ihmalden suçlu bulması beklenmez. Olursa da zaten buna da gönüllü itiraf denir. Nitekim SPK’da bu soruşturmadan o kadar ümidini kesmiş ki, dolandırılan paraları geri alabilmek için çare olarak ertesi gün hemen IBAN numaraları verdi. Anlaşılan bu skandaldaki tek ümit Dostoyevski’nin meşhur Suç ve Ceza romanındaki karakter gibi “Türkiye Raskolnikof’larını arıyor” kampanyasından elde edilecek paralar
Soruşturma Sonuçları
Gelelim bu soruşturmanın öngörülen sonuçlarını listelemeye:
1- İktidara ve destekçilerine ait ciddi bir siyasi bağlantı ortaya çıkmayacak. İlk günlerde yakayı ele veren Fatma Betül Sayan ve muhalefetin kendi çabalarıyla çıkartacağı bazı isimler dışında iktidara yakın kesimler bu skandaldan aklanmış bir şekilde çıkacaklar.
2-Kamu kurumlarında en fazla daire başkanı seviyesinde bazı kişiler görevden alınabilecek. Daha yukarıdakilerin bir ihmali bulunmayacak.
3-Öte yandan muhalefet ve ona yakın isimler bu skandalın büyük aktörleri olarak kendilerinin ve yakınlarının mallarına el konulacak ve teşhir edilecekler. Bazı bilinen isimler de “örnek” olsun diye açıklanacak
4- Bu skandalı ön planında olan çoğu zaten tutuklu olan kişiler, artık kullanım ömürleri dolmuş piyonlar olduklarından ağır şekilde cezalandırılacaklar.
Yatırımcıların Durumu
Yatırımcılar açısından ise, skandalın toplumsal etkisini azaltmak için bir şekilde devlet desteği sağlanacak. Para piyasası fonuna yatırım yapanlar, ana paralarını geri alacaklar, büyük ölçüde enflasyon telafisi de alabilecekler. Eğer toplanan para yetmezse, devlet açık veya örtülü destek sağlayarak bu konuda kamuoyu baskısı sonlandırılmaya çalışılacak.
Hisse ve diğer yatırımcılar ise duruma göre devlet tarafında desteklenebilirler veya desteklenmeyebilirler. Bu tamamen kamuoyunun o zamanki durumuna bağlı olacaktır, bu konuda öngörülerim olsa bile ortam fazla değişken, diğer öngörülerimdeki yanılma payını sizlerin takdirine bırakıyorum.
Sonuç olarak Fonzi skandalı iktidar ve yandaşlarının aklanması, muhalefetin ise bir kere daha ne kadar yolsuz olduğunun göstergesi olarak sonuçlanacak.Muhalefeti arındırması için Kemal Kılıçdaroğlu görevlendirilecek.
Fonzi Skandalının soruşturma sonuçları
Başlığa bakarak daha soruşturma yeni başlıyor bu sonuçlar nereden çıktı, rüyanda mı gördün diyenler çıkacaktır. Tabii ki soruşturmalar yeni başlıyor, ben sadece sizi uzun süre haber peşinde koşmak ve meraktan kurtarmak için çıkacak sonuçları aşağıda yazdım. Bunları kehanet olarak nitelendirenler çıkacaktır ama ben buna Türkiye ve Orta Doğu gerçeklerini iyi tanıyan birinin öngörüleri olarak nitelendiriyorum.
İlk Doğru Adım
Skandalın ortaya çıktığı gün alınan ve doğru olan tek karar, 131 fonun işleme kapatılması ve tasfiyeye tabi tutulmasıydı. Bu adımın ardından atılan diğer tüm adımlar ise özensiz ve yanlış oldu. Bu özensizliklerin ve hataların çoğunun bilinçli olarak yapıldığı izlenimi bende oluştu.
Kayyum yumurtadan çıkarmış
En büyük hata, fonların tasfiyeye alınmasından sonra, bu işin asıl sorumlusu olan portföy yönetim şirketleri ve onların bağlı bulunduğu finansal kuruluş, holding ve yatırım bankalarına hiçbir müdahale edilmemesiydi. Bu şirketlerin tutuklanmış yöneticileri tarafından yönetilmelerine ve çalışmalarına izin verildi. Bir itibar kurumu olan bu bankalara BDDK 15 gün boyunca bakmakla yetindi. Bu, belge, kayıt ve delilleri karartmak için yeter de artar bir süredir. Bundan daha küçük olaylarda görmeye alıştığımız gece yarısı tutuklamalar, şirketlere el koymalar, kayyum atamaların hiçbiri yapılmadı. Zam yaptılar diye şirketlerine kayyum atanan tavukçular keşke yumurta değil de fiktif kar üretme işinde olsaydık diye hayıflanmışlardır.
Türkiye Raskolnikof’unu arıyor
Bu skandalda ciddi ihmal ve göz yumma ile itham edilen devlet kurumları Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul ve kısmen BDDK olmuştur. Soruşturma Devlet Denetleme Kurulu’na verildi. Buraya kadar her şey normal gözükse de denetleyenin kendi eşini hatta kendi şahsını denetlediği bir durum var ortada. Denetleyen kişinin kendisini ihmalden suçlu bulması beklenmez. Olursa da zaten buna da gönüllü itiraf denir. Nitekim SPK’da bu soruşturmadan o kadar ümidini kesmiş ki, dolandırılan paraları geri alabilmek için çare olarak ertesi gün hemen IBAN numaraları verdi. Anlaşılan bu skandaldaki tek ümit Dostoyevski’nin meşhur Suç ve Ceza romanındaki karakter gibi “Türkiye Raskolnikof’larını arıyor” kampanyasından elde edilecek paralar
Soruşturma Sonuçları
Gelelim bu soruşturmanın öngörülen sonuçlarını listelemeye:
1- İktidara ve destekçilerine ait ciddi bir siyasi bağlantı ortaya çıkmayacak. İlk günlerde yakayı ele veren Fatma Betül Sayan ve muhalefetin kendi çabalarıyla çıkartacağı bazı isimler dışında iktidara yakın kesimler bu skandaldan aklanmış bir şekilde çıkacaklar.
2-Kamu kurumlarında en fazla daire başkanı seviyesinde bazı kişiler görevden alınabilecek. Daha yukarıdakilerin bir ihmali bulunmayacak.
3-Öte yandan muhalefet ve ona yakın isimler bu skandalın büyük aktörleri olarak kendilerinin ve yakınlarının mallarına el konulacak ve teşhir edilecekler. Bazı bilinen isimler de “örnek” olsun diye açıklanacak
4- Bu skandalı ön planında olan çoğu zaten tutuklu olan kişiler, artık kullanım ömürleri dolmuş piyonlar olduklarından ağır şekilde cezalandırılacaklar.
Yatırımcıların Durumu
Yatırımcılar açısından ise, skandalın toplumsal etkisini azaltmak için bir şekilde devlet desteği sağlanacak. Para piyasası fonuna yatırım yapanlar, ana paralarını geri alacaklar, büyük ölçüde enflasyon telafisi de alabilecekler. Eğer toplanan para yetmezse, devlet açık veya örtülü destek sağlayarak bu konuda kamuoyu baskısı sonlandırılmaya çalışılacak.
Hisse ve diğer yatırımcılar ise duruma göre devlet tarafında desteklenebilirler veya desteklenmeyebilirler. Bu tamamen kamuoyunun o zamanki durumuna bağlı olacaktır, bu konuda öngörülerim olsa bile ortam fazla değişken, diğer öngörülerimdeki yanılma payını sizlerin takdirine bırakıyorum.
Sonuç olarak Fonzi skandalı iktidar ve yandaşlarının aklanması, muhalefetin ise bir kere daha ne kadar yolsuz olduğunun göstergesi olarak sonuçlanacak.Muhalefeti arındırması için Kemal Kılıçdaroğlu görevlendirilecek.