GENÇ ALEVİLER BİRLİĞİ – GAB KAMUOYU AÇIKLAMASI
Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Genel Kongresi sürecinde ortaya çıkan usulsüzlükler, şaibeler, kumpas ilişkileri ve örgütsel müdahaleler neticesinde; Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik gerçekleştirilen siyasi ihanet girişimleri kamu vicdanında büyük bir yara açmıştır.
Verilen mutlak butlan kararı ile birlikte CHP’nin 7. Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu yeniden CHP Genel Başkanlığı görevine dönmüştür.
Genç Aleviler Birliği-GAB Yönetimi olarak; demokrasiye, temiz siyasete ve halk iradesine sahip çıkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu zorlu süreçte yanında olduğumuzu açıkça ilan ediyoruz.
Bizler; baskıya, kumpasa ve siyasi mühendislik operasyonlarına karşı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte yürümeye devam edeceğiz.
Başta Alevi gençliği olmak üzere tüm devrimci, demokrat ve halkçı gençleri; bu süreçte Sayın Kemal @kilicdarogluk ’nun yanında durmaya, halkın iradesine sahip çıkmaya davet ediyoruz.
Genç Aleviler Birliği – GAB Yönetimi
🚨 BREAKING:
Norway calls for Israel to be completely isolated globally, demanding that it be punished for its role in spreading unrest and chaos worldwide.
ARTIK SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ!
Bir emekli polis memurumuz, “Para için değil, onurumuz için” diyerek haykırdı ve hayatına kıydı.
Ankara’da emeklilerin seyyanen zam talebiyle düzenlediği eylemde yaşamını yitiren emekli polis memuru Ali Şekeroğlu’nun ölümü, Türkiye’de emeklilerin düşürüldüğü vahim tablonun acı bir göstergesidir.
Yıllarca bu devlete hizmet etmiş insanları emekliliklerinde yoksulluğa, borca ve çaresizliğe mahkûm eden düzenin sorumlusu, yıllardır ülkeyi yöneten iktidardır.
Emekliye “geçin” demek yetmez. Pazara, kiraya, faturaya, ilaca yetişmeyen maaşla insanca yaşam beklemek mümkün değildir.
Dün torununa harçlık veren emekliler bugün hayatta kalabilmek için evlatlarının, torunlarının eline bakar hale gelmişse bunun sorumlusu ülkeyi yöneten iktidar ve uyguladıkları insanı yok sayan ekonomi programlarıdır.
Emeklilerin taleplerini görmezden gelmek, onları her gün biraz daha yoksulluğa sürüklemek sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaz.
Ali Şekeroğlu’nun elindeki dövizde yazan söz, bugün iktidarın duyması gereken en ağır uyarıdır: “Para için değil, onurumuz için.”
Emekliler sadaka istemiyor. Yıllarca verdikleri emeğin karşılığında insanca yaşamak, onurlu bir emeklilik sürmek istiyor.
Bu ülkenin emeklilerini bu hale getiren politikaların sorumluluğunu taşıyan AK Parti iktidarı, artık emeklilerin sesini duymak ve gereğini yapmak zorundadır.
Ali Şekeroğlu’na Allah’tan rahmet, ailesine ve tüm emeklilerimize başsağlığı diliyorum. Bu acının üzeri örtülemez; emeklilerin haklı talepleri artık daha fazla ertelenemez.
Bizim kavgamız, emekçinin de emeklinin de onurlu bir yaşam sürdüğü bir Türkiye kavgasıdır.
I might lose followers for this, but it must be said:
Netanyahu is a WAR CRIMINAL and his government uses White Phosphorus on women AND children.
He should be in prison!
I’m sorry but what is the purpose of the UN if Netanyahu is allowed to speak at the general assembly while there is an arrest warrant out for him? Everything is a farce
I know you may fear sharing this post in fear of losing your job, but Palestine can't afford your silence
Hadi ordan.
Beş yaşındaki çocuklara bile cinsiyet değiştirmeyi hak görüyorsunuz. O yaştaki çocuk kendini spiderman de sanıyor, batman de sanıyor, bıraksan duvardan tırmanmaya çalışacak. Ama LGBT'ye göre o çocuk ''erkek mi kız mı'' diye kendisi karar verebilir.
Ama başörtüye karar veremez, 15 yaşında bile başörtü taksa ''baskııııı, özgürlüğü kısıtlanıyor'' bilmem neye başlıyorsunuz. Cinsiyetini değiştirebilir ama başörtü takamaz, cinsiyetini değiştirebilir ama namaz kılamaz, cisiyetini değiştirebilir ama Kur'an kursuna gidemez hele hafız hiç olamaz.
Sizin derdiniz İslam, başka bir şey değil.
Bu sabah ülke genelinde başlatılan “SOKAKLAR GÜVENDE” operasyonlarına ilişkin adli işlemler devam etmektedir.
Yapılan çalışmalarda 78 Cumhuriyet Başsavcılığımızın koordinasyonunda 151 operasyon gerçekleştirilmiş, 2 bin 594 şüpheli hakkında adli işlem yapılmıştır. Şu ana kadar 1.613 şüpheli gözaltına alınmış, 618 şüpheli hakkında yakalama kararı verilmiştir.
Operasyonlarda jandarma ve polis teşkilatlarımızdan 11 bin 466 kolluk personeli görev almıştır. Aramalarda 199 ateşli silah, 9 bin 39 fişek/kartuş, 2 el bombası, 10 bin 520 sentetik ecza/uyuşturucu hap-tablet ve yaklaşık 37,25 kilogram uyuşturucu madde ele geçirilmiştir.
Soruşturmalar; suç örgütlerinin finansman kaynaklarını, mal varlıklarını ve suç üretme kapasitelerini hedef alacak şekilde yürütülmektedir. Bu kapsamda 26,9 milyar TL işlem hacmi tespit edilmiş; 408 banka hesabına, 35 taşınmaza, 31 araca ve 10 şirkete el koyma tedbiri uygulanmıştır.
Firari şüphelilerin yakalanmasına ve soruşturmaların tüm yönleriyle aydınlatılmasına yönelik çalışmalar titizlikle yürütülmektedir.
LGBTİ+’ların ve Hak Savunucularının Hedef Alınması Kabul Edilemez!
Türkiye, 12 Eylül’ü tartıştığımız bu günlerde demokrasi ve insan hakları açısından kabul edilemez ağır bir hak ihlali ile karşı karşıya. Adına “Ailem Güvende” adı verilen operasyon ile onlarca insan gözaltına alınmış, derneklere erişim yasağı getirilmiş, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim çeşitliği bir suç gibi lanse edilmiştir. LGBTİ+ bireylerin ayrımcılık nedeniyle yaşadıkları hak ihlalleri ortadayken hak savunucusu derneklerin ve yöneticilerinin suçlu gibi damgalanmaları, insanların gece evlerinin basılıp gözaltına alınmaları, internet sitesi ve sosyal medya hesaplarına erişim sınırı getirilmesi, “Ailem Güvende” operasyon adı ile aile ve güven kavramları üzerinden hedef haline getirilmeleri kabul edilemez.
Ayrımcılık, yaşam hakkını yok sayma, güçlü olanın kendi yaşam kurallarını dayatması, ötekiler diye tanımladıklarına yönelik düşmanca ve hedef gösteren eylemler aşılması gereken karanlık dönemlere aittir. LGBTİ+ bireylere yönelik düşmanca tutumların tekrar gündeme gelmesi, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim çeşitliğinin müstehcenlik, fuhuş ve suç gibi tanımlanması toplumsal ve kamusal normlar açısından çok ciddi sorun, insanlık açısından temel haklarda ağır bir geriye gidiştir.
Bu yaklaşım toplumsal açıdan geri dönülemez hasarlar oluşturabilir. LGBTİ+’lar için yeterince sıkıntılı olan kimlikleri ile sağlıklı ve güvenli bir şekilde yaşamak bu operasyonlar ile çok daha zor olacaktır. Kendinden olmayana yönelik dayatıcı, yok sayıcı, sadece kendini haklı ve doğru gören tutum, sonucu öngörülemeyecek baskı ve suç davranışlarına da kapı açacaktır. Bu yok sayışın devlet eli ile olması ise insanların güven algısını, farklılıklarına olan barışçıl kabulü, ortak bir yaşam ve dünya tasavvurunu çok daha ağır bir şekilde zedeleyecektir.
LGBTİ+’lara yönelik bilim dışı iddialar maalesef artmaktadır. Komplo söylentileri şeklinde gerçek dışı tanımlamalar ve bilimsel hakikatin tam tersi argümanlar ile yasakların meşruiyeti savunulmaktadır. Son zamanlarda LGBTİ+’lara yönelik ayrımcı söylemler bazı ülkelerde iç politika malzemesi yapılmakta, toplumun konsolide edilmesini sağlamak, güncel sorunlar ve çözüm önerileri yerine geleneksel önyargılar üzerinden saflaşmasını sağlamada araç olarak kullanılmaktadır. Bu operasyonun adına “Ailem Güvende” adının konması operasyona haklılık sağlamadığı gibi toplumda güven ve aile kavramlarını tüketmekte, uyuşturucu, fuhşa teşvik gibi konu ile ilgili olmayan başka suçlar eklenmesi ise insan hakları açısından yaşanan meşruiyet çıkmazının ne derece büyük olduğunu göstermektedir.
Bu operasyonla yalnızca LGBTİ+ bireyler değil; HIV ile yaşayan kişilerin haklarını, sağlığını ve yaşam kalitesini korumak, toplumsal farkındalığı geliştirmek ve damgalanmaya karşı mücadele etmek için faaliyet gösteren dernekler de hedef alınmıştır.
Ülkemizin kanayan yarası olan cinsel işlev bozukluklarının anlaşılması ve bilimsel tedaviye kavuşmasında sayıları binlerle ölçülen sağlık profesyonelinin yetişmesini sağlayarak halk sağlığı mücadelesi yapan bir uzmanlık derneği olan Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği’nin bile internet sitesi ve sosyal medya hesaplarına erişim sınırı getirilmesi ölçüsüzlüğün boyutunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bu açıdan yaşanılan, bir baskı ve ayrımcılığın da ötesinde temel bir insan hakkı olan sağlık hizmetlerine erişimin de suç konusu haline getirilmesidir. Böyle bir yaklaşım kişileri sağlık hizmetlerinden uzaklaştıracak ve ciddi bir halk sağlığı sorununa yol açacaktır.
Bizler çeşitliliğin toplum için gerekli ve önemli olduğunu savunuyoruz. Başta devlet kurumları ve adalet sistemi olmak üzere tüm sorumlulara; görevlerinin ayrımcı yaklaşımları desteklemek değil, ayrımcılığa uğrayanların haklarını korumak olduğunu, toplumun her kesimi için sağlığa erişimi güvence altına almanın devletin yükümlülüğü olduğunu ve ayrımcılığı körükleyen, sağlık hizmetine erişimi engelleyen her türlü girişime karşı önlem almaları gerektiğini hatırlatıyoruz. Operasyona, ayrımcı politikalara ve baskılara derhal son verilmelidir.
Bilimin ışığında; insan hak ve özgürlüklerini, yaşamı, sağlığı ve barış içinde bir arada yaşanacak bir geleceğin mümkün olduğunu savunmaya devam edeceğiz.
Türkiye Psikiyatri Derneği
Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu
Türk Tabipleri Birliği
👇
https://t.co/mPQEVvQgkK
Cihat Yaycı :
‼️ BU NASIL BİR DUYARSIZLIK, NASIL BİR AYMAZLIKTIR?
Fotoğraflara iyi bakın!
Yunanistan Kilisesinin Dini Turizm Kurulunun girişimiyle Yunanistan’ın çeşitli bölgelerinden gelen ruhani temsilciler ve sözde inanç turizmi uzmanları İznik’e geliyor.
Ama turist olarak gelip gezip gitmiyorlar.
Belediyenin kendi açıklamasına göre İznik’i bundan sonra oluşturmayı planladıkları inanç turizmi güzergahlarına dahil etmek amacıyla “inceleme ve tespit” yapıyorlar. Ardından İznik Belediyesinde ağırlanıyor, hediyeler veriliyor, alkışlarla karşılanıyor ve “T.C. İznik Belediye Başkanlığı” tabelasının altında toplu fotoğraf veriliyor.
Soruyorum:
Yunanistan Kilisesi Türkiye Cumhuriyeti topraklarında neyin incelemesini, neyin tespitini yapıyor?
Hangi güzergahı oluşturuyor?
Bu güzergahın tarihi ve dini anlatısını kim belirleyecek?
Bu faaliyetlerden Dışişleri Bakanlığımızın, Kültür ve Turizm Bakanlığımızın ve ilgili devlet kurumlarımızın bilgisi var mı?
Kimse meseleyi başka yere çekmesin. Hristiyanların İznik’i ziyaret etmesine elbette karşı değiliz. İnanç turizmine de karşı değiliz.
Ama ziyaret başka, Yunanistan Kilisesinin Anadolu’da kurumsal olarak dini güzergah oluşturması başka şeydir!
Üstelik mesele yalnızca turizm olarak görülemez. Batı Trakya’da Türk toplumunun dini, eğitim ve vakıf hakları konusunda yaşananlar ortadayken; Türkiye’de Yunan dini kurumlarının faaliyetlerine gösterilen bu ölçüsüz rahatlığın karşılıklılık bakımından da sorgulanması gerekir.
Son yıllarda Fener Rum Patrikhanesinin faaliyetleri, Heybeliada Ruhban Okulu tartışmaları ve Anadolu’nun çeşitli noktalarında dini güzergah oluşturma girişimleri de ortadayken devletimizin bütün bu gelişmelere tek tek değil, bütüncül bir stratejik bakışla yaklaşması gerekir.
Bir hususa özellikle dikkat çekiyorum:
İZNİK, NICEA DEĞİLDİR! İZNİK, İZNİK’TİR!
İznik’i yalnızca 325 yılındaki Konsil üzerinden tanımlayıp yeniden “Nicea” adıyla uluslararası bir Hristiyanlık merkezi olarak kurgulamaya kimsenin hakkı yoktur.
İznik, Türk tarihinin, Türk hakimiyetinin ve Türk-İslam medeniyetinin de mührünü taşıyan bir şehrimizdir.
Misafirperverlik başka şeydir, milli hafıza ve devlet bilinci başka şeydir!
Yunanistan Kilisesinin heyetini ağırlamak kolaydır.
Asıl mesele, onların İznik için ne planladığını bilmektir!
@iznikbelediyesi@BursaValiligi@TC_icisleri@TC_Disisleri@TCKulturTurizm@tcbestepe@yenisafak@yeniakit@YenicagGazetesi@cumhuriyetgzt1@gazetesozcu@milligazetecom@rprefahpartisi@DoganBekin@gztcom@haber365