Suudi Krallığı, Yemen'le imzaladığı sözleşmeyi bozdu, Yemen'i vurdu. ABD'ye trilyon dolar veren Suud, Yemen'i açlığa ve yoksulluğa mahkum etmek istiyor. Yemen'in suçu İsrail'i vurmak, Gazze'ye sahip çıkmak.
Yemen'in asil ve vefakar halkına boyun eğdiremezsiniz!
İran ve ABD arasındaki Mutabakat Zaptı'nın tam metni yayınlandı!
İran İslam Cumhuriyeti'nin zaferi bütün bir insanlığa kutlu olsun.
*Lübnan dahil, tüm cephelerde ateşkes sağlanacak! Lübnan'ın toprak bütünlüğü ve egemenliği garanti altına alınacak!
*İran'a 300 milyar dolarlık kesin ve taraflarca kabul edilmiş program geliştirilecek!
* İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı uygulanan tüm birincil ve ikincil yaptırımlar, nihai anlaşmada belirlenecek bir takvime göre kaldırılacak!
*İran İslam Cumhuriyeti'nin kısıtlı veya bloke edilmiş tüm fonları ve varlıkları kullanıma açılacak!
*Abluka kalkacak, Hürmüz Boğazı açılacak, Hürmüz'ün statüsü için Fars Körfezi'ne kıyısı olan devletlerle istişare, Umman'la işbirliği yapılacak!
*İran, nükleer silah üretmeyecek. Zenginleştirilmiş uranyum yerinde seyreltilecek!
Mutabakat Zaptı'nın yayınlanan maddeleri şöyle:
1. İran İslam Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri ve mevcut çatışmadaki müttefikleri, bu Mutabakat Zaptı'nı imzalayarak, Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak durdurulduğunu ilan ederler. Taraflar; birbirlerine karşı savaş başlatmamayı, güç kullanma tehdidinde bulunmamayı, güç kullanmaktan kaçınmayı ve Lübnan'ın toprak bütünlüğü ile egemenliğini garanti etmeyi taahhüt ederler. Nihai anlaşma, Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın kalıcı olarak sona erdirilmesini ve bu paragrafın tüm hükümlerini teyit edecektir.
2.İran İslam Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri, birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duymayı, karşılıklı olarak iç işlerine müdahale etmekten kaçınmayı taahhüt ederler.
3.İran İslam Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri, karşılıklı mutabakatla uzatılabilecek en fazla 60 günlük bir süre zarfında müzakere yürüterek nihai bir anlaşmaya varmayı taahhüt ederler.
4. Bu Mutabakat Zaptı'nın imzalanmasının hemen ardından Amerika Birleşik Devletleri, İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik deniz ablukasını ve her türlü müdahaleyi kaldırmaya başlayacak; ablukayı 30 gün içinde tamamen sona erdirecektir. Bu süreçte gemi trafiği, savaş öncesi dönemde oluşturulan seviyelerle orantılı olacaktır. Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri, nihai anlaşmanın imzalanmasından itibaren 30 gün içinde İran'ı çevreleyen bölgeden askeri güçlerini çekmeyi taahhüt eder.
5.Bu Mutabakat Zaptı'nın imzalanmasıyla birlikte İran İslam Cumhuriyeti, ticari gemilerin Fars Körfezi ile Umman Denizi arasındaki güvenli geçişini, 60 gün süreyle ücretsiz olarak sağlamak için elinden gelen gayreti gösterecektir. Ticari gemi trafiği derhal başlayacak; İran'ın teknik, askeri engelleri kaldırması ve mayın temizliğini gerçekleştirmesi şartıyla 30 gün içinde tam kapasiteyle faaliyete geçecektir. İran İslam Cumhuriyeti; yürürlükteki uluslararası hukuka ve Hürmüz Boğazı'na kıyısı bulunan devletlerin egemen haklarına uygun olarak, bölgedeki gelecekteki yönetim ve denizcilik hizmetlerini belirlemek amacıyla Umman Sultanlığı ile iş birliği yapacak, ayrıca Fars Körfezi'nin diğer kıyıdaş devletleriyle istişarelerde bulunacaktır.
6. Amerika Birleşik Devletleri, bölgesel ortaklarıyla birlikte, İran İslam Cumhuriyeti'nin ekonomik yeniden yapılanması ve kalkınması için en az 300 milyar dolarlık kesin ve taraflarca kabul edilmiş bir program geliştirmeyi taahhüt eder. Bu programın uygulama mekanizması, nihai anlaşmanın bir parçası olarak 60 gün içinde netleştirilecektir. İlgili finansal işlemler için gereken tüm onay, izin ve lisanslar Amerika Birleşik Devletleri tarafından sağlanacaktır.
7. Amerika Birleşik Devletleri; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) Yönetim Kurulu kararları ve ABD'nin tüm tek taraflı birincil ve ikincil yaptırımları dahil olmak üzere, İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı uygulanan tüm yaptırımları, nihai anlaşmada belirlenecek bir takvime göre kaldırmayı taahhüt eder. Taraflar, yaptırımların kaldırılmasının taşıdığı temel önemi kabul eder ve bu konuyu karşılıklı mutabakatla çözüme kavuşturmak üzere müzakerelerde acilen ele alma niyetlerini beyan ederler.
8. İran İslam Cumhuriyeti, nükleer silah üretmeyeceğini veya edinmeyeceğini yeniden teyit eder. Taraflar, stoklanmış zenginleştirilmiş malzemenin durumunu, karşılıklı mutabakatla belirlenen bir mekanizma aracılığıyla ve 7. paragraftaki takvime uygun olarak, en azından Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın gözetiminde yerinde seyreltme yoluyla çözmeyi kabul ederler. İki taraf ayrıca, nihai anlaşmada belirlenecek bir çerçeve dahilinde, zenginleştirme faaliyetlerini ve İran'ın nükleer ihtiyaçlarına ilişkin diğer konuları görüşmeyi kabul ederler. Nihai anlaşma, bu paragrafın hükümlerini teyit edecektir. Taraflar, nükleer konuların hayati önemini kabul eder ve bunları müzakerelerde öncelikli olarak ele alma niyetindedirler.
9. Taraflar, nihai bir anlaşmaya varılana kadar statükoyu korumayı kabul ederler; bu doğrultuda İran nükleer programında mevcut durumu sürdürecek, Amerika Birleşik Devletleri ise İran'a yeni yaptırımlar uygulamayacak veya bölgeye ilave askeri güç konuşlandırmayacaktır.
10. Amerika Birleşik Devletleri, bu Mutabakat Zaptı'nın imzalanmasından itibaren yaptırımlar kaldırılana kadar; İran ham petrolü, petrokimya ürünleri, bunların türevleri ve bu süreçle ilgili bankacılık, sigorta ve ulaşım gibi tüm hizmetler için Hazine Bakanlığı onaylı tahviller çıkarmayı taahhüt eder.
11. Amerika Birleşik Devletleri, Mutabakat Zaptı'nın yürürlüğe girmesiyle birlikte İran İslam Cumhuriyeti'nin kısıtlı veya bloke edilmiş tüm fonlarını ve varlıklarını kullanıma açmayı taahhüt eder. Taraflar, müzakereler sırasında bu fonların serbest bırakılma prosedürünü kararlaştıracaktır. Söz konusu fonlar, ister ana hesapta tutulsun ister transfer edilsin, İran İslam Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından belirlenecek herhangi bir nihai alıcıya ödeme yapılması için tamamen kullanılabilir durumda olacaktır. Amerika Birleşik Devletleri, bu konuda gerekli tüm onay ve izinleri vermeyi taahhüt eder.
12. İran İslam Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri, Mutabakat Zaptı'nın başarılı bir şekilde uygulanmasını ve nihai anlaşmaya uyumu denetlemek üzere bir uygulama mekanizması kurmayı kabul ederler.
13. Bu Mutabakat Zaptı'nın imzalanmasının ardından; 1, 4, 5, 10 ve 11. paragrafların uygulanmasına başlanması ve bu uygulamaların kesintisiz devam etmesi kaydıyla, taraflar yalnızca kalan maddeler üzerinde nihai anlaşmaya varmak için müzakerelere başlayacaklardır.
14. Nihai anlaşma, bağlayıcı bir BM Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanacaktır.
SON DAKİKA!
İran Hatem'ül Enbiya Merkez Karargahı Açıklama Yaptı:
"İran uyarıyor: Siyonist rejimin çocuk katili ordusu güney Lübnan’daki kötü niyetli eylemlerine son vermezse, İran İslam Cumhuriyeti'nin güçlü Silahlı Kuvvetleri’nden sert bir yanıt beklemelidir."
Bir gün lokantacı bir arkadaşım bana dedi ki: "Hocam, ölen çocukların sayısına değil, Brent petrolün fiyatına bak: Varil fiyatı yükseliyorsa İran bu savaşı kazanıyor demektir!"
Gerçekten de bu savaştan çıkarmamız gereken en önemli derslerden biri buydu. Utanç vericiydi, iğrençti, korkunçtu ama gerçek buydu.
ABD neden geri adım attı? Neden İran'a onca taviz verip o zaptı kabul etmek durumunda kaldı?
Minab'taki kız okulu kan gölüne döndüğü için değil.
ABD ve İsrail; hastaneleri, üniversiteleri, sivil binaları, ambulansları, içme suyu kaynaklarını vurduğu için değil.
Soykırım yaptıkları için değil!
Hayır!
Dünya bunlar için ayağa kalkmadı!
Hürmüz boğazı kapatıldığı için ayağa kalktılar. İran, körfez rejimlerindeki petrol ve doğalgaz sahalarını vurduğu için; Brent petrolün varili yükseldiği için ayağa kalktılar.
Şunu unutmayın: Bizim kanımızın hiç bir değeri yok. Çocuklarımızın hiç bir değeri yok.
Hani şu bizim Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamalarda sürekli "uluslararası toplum"a seslenip duyuyor ya.. İşte o uluslararası topluma seslenmenin zerre kadar faydası yok.
Dünyanın en büyük aldatmacası müstekbirlerin "empati" yapacağını zannetmektir.
Mr. Robot dizisinde geçtiği gibi: "Bir holdingi kalbini hedef alarak çökertemezsin. Onların kalbi olmaz."
Mazlumiyetimizi, haklılığımızı anlatmanın hiç bir kıymeti harbiyesi yok.
Eğer bu zalimlerin canını yakmıyorsanız bunların hiç ama hiç bir önemi yok.
Kendinizi acındırarak, onlara "haklı" olduğunuzu ispat etmeye çalışarak hiç bir şey elde edemezsiniz.
İstediğiniz kadar kitap yazın, seminer yapın, akademik kariyer yapın; istediğiniz kadar yürüyüş yapın.
Bunların hiç birinin Brent petrolün varil fiyatı kadar önemi yok!
O yüzden Gazze'de soykırım sürerken şunu söyledik: İsrail'e giden petrolün vanalarını kapatın!
Bize Filistin'in mazlumiyetini anlatmayın. İsrail'in ne kadar zalim olduğunu anlatmayın. Petrolün vanalarını kapatın!
Nutuk attılar, yürüyüş yaptılar ve sık sık "uluslararası topluma" seslendiler ama petrolün vanalarını kapatmadılar.
Bunları diplomasiyle yenemezsiniz; hukukla, felsefeyle, kalemle-kitapla yenemezsiniz.
O yüzden diyoruz ki, "direniş" tek seçenektir.
Direniş demek hukuktan, felsefeden, kalem ve kitaptan uzak olmak demek değildir.
Bilakis, direniş demek herşeyden ve hepsinden önce "haklı" olmak demektir.
Hakkını "bilgiyle" "hikmetle" ve "cesaretle" savunmak demektir.
Haklıysak ama hikmetle ve cesaretle düşmana karşı çıkmıyorsak haklı olmamızın da bir önemi yok.
O yüzden Hz. Ali (ra) ilelebet yolumuzu aydınlatan şu pusulayı vermiş bize:
"Haksızlığa karşı susarsanız, hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz"
📌Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Mekke’den Medine’ye hicretini esas alan, İslam tarihinin dönüm noktası Hicri Yılbaşımız mübarek olsun. Rabbimizden bu yeni yılda kalplerimize ferahlık, hanelerimize bereket, İslam coğrafyasına ve tüm dünyaya huzur getirmesini niyaz ederiz.
SON DAKİKA!
"Allah büyüktür! İzzet ve onur direnenlerindir!"
İran Mehr Haber Ajansı, 14 maddelik Mutabakat Zaptı'nın bir özetini yayınladı:
1. Lübnan dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın kalıcı olarak ve derhal durdurulması.
2. ABD'nin İran'ın iç işlerine müdahale etmemesi ve İran İslam Cumhuriyeti'nin egemenliğine saygı duyması.
3. Deniz ablukasının 30 gün içinde tamamen kaldırılması.
4. ABD'nin İran'ı çevreleyen bölgelerden güçlerini çekmesi.
5. İran'ın "düzenlemeleri" uyarınca Hürmüz Boğazı'nın 30 gün içinde yeniden açılması.
6. Petrol, petrokimya ürünleri ve türevlerine yönelik yaptırımların askıya alınması ve İran'ın bunlardan elde edilen mali gelirlere tam erişimi.
7. ABD ve müttefiklerinin İran için en az 300 milyar dolarlık yeniden yapılanma planları sunması.
8. Nükleer konulara ve ABD'nin birincil ve ikincil yaptırımlarının yanı sıra BM Güvenlik Konseyi kararları ve IAEA Yönetim Kurulu kararlarının tamamen kaldırılmasına dayalı nihai bir anlaşmaya varılması için 60 günlük müzakereler.
9. İran'ın NPT kapsamında nükleer silah üretmeme taahhüdünü yinelemesi.
10. Müzakere süresi boyunca ABD, bölgedeki güçlerini artırmayacağına ve yeni yaptırımlar uygulamayacağına dair taahhütte bulundu.
11. Nihai müzakerelerin 60 günlük süresi boyunca İran'ın dondurulmuş fonlarından 24 milyar dolar��n serbest bırakılması. Bu miktarın yarısı müzakereler başlamadan önce İran'a verilmelidir.
12. Anlaşmanın uygulanması için bir denetim mekanizmasının oluşturulması.
13. Nihai anlaşma, BM Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanacaktır.
14. İran'ın dondurulmuş fonlarının yarısı serbest bırakılmadan, İran'ın petrol yaptırımları askıya alınmadan ve deniz ablukası kaldırılmadan nihai müzakereler başlamayacaktır.
Nihai anlaşma yalnızca zenginleştirilmiş maddelerin ve zenginleştirmenin akıbeti, yaptırımların kaldırılması ve İran ekonomisinin yeniden inşası programıyla sınırlı kalacak.
İran'ın füze programı ve direniş gruplarına verilen destek hakkındaki görüşmeler kesin olarak gündemden çıkarıldı.
İRAN KAZANDI, HEPİMİZ KAZANDIK!
ABD ve İsrail’in İran İslam Cumhuriyetini yıkmak amacıyla başlattığı savaş mutabakat zaptı üzerinde anlaşmaya varılmasıyla şimdilik bitmiş görünüyor. (Düşmana mutlak güvensizliğimizi hatırda tutarak tabii ki). 108 gün boyunca savaşı gün gün, saat saat takip ettik.
Peki kim kazandı, kim kaybetti?
*
Merhum Seyyid Kutub “Amerikancı İslam” tanımı yapmıştı: “Amerika’dan nefret ediyorum ama en çok Amerika’nın vicdanına sığınanlardan nefret ediyorum” demişti. ABD’nin vicdanına sığınanlar kaybetti.
Güvenliğini ve İstikbalini ABD’nin gücüne bağlayanlar kaybetti.
İran’a “teslimiyet” teklif edenler kaybetti.
Onlar ki, saldırganı değil saldırıya uğrayanı kınadılar. Mazlumdan ve haklıdan yana değil, zalimden ve güçlüden yana oldular.
Amerika’dan önce onlar kaybetti.
Dünyayı ABD’nin ve Avrupa’nın penceresinden görenler kaybetti.
Bu savaşın asıl kaybedeni onlardır: Güvenliğini ABD ve NATO’ya bağlayan bu zihniyet kaybetmiştir ve kaybetmeye de devam edecektir.
*
Direniş felsefesi kazanmıştır. “Mektebinde şehadet olan bir milletin esareti olmaz!” ilkesine inananlar kazanmıştır.
Allah’ın kendilerine verdiği imkanların farkında olanlar; kendi öz kaynaklarına, yeteneklerine ve ideallerine dayanarak direnmenin yolunu arayanlar ve bulanlar kazanmıştır.
Trump’ın “İran medeniyetini yok edeceğiz!” dediği gece, “Yok oluruz ama yine de boyun eğmeyiz!” diyen İran İslam Cumhuriyeti kazanmıştır.
Gökyüzünden ateşin yağdığı o günlerde; ihanetin ve hain sessizliklerin kol gezdiği o günlerde “Savaşırız, ölürüz, teslim olmayız!” diyen İran’ın mazlum ve mağrur halkı kazanmıştır.
Tel-Aviv’e ateşledikleri füzelerle Necmettin Erbakan’ı, Yahya Sinvar’ı, Ebu Ubeyde’yi, Seyyid Hasan Nasrallah’ı, Mavi Marmara’yı unutmayan devrim muhafızları kazanmıştır.
Büyük Şeytan ABD’nin yüz yıllık fitnesinden, fesadından çekenler kazanmıştır.
Müstekbirlerin insanı ve hayvanı, kadını ve erkeği, karayı ve denizi, gökyüzünü ve yeryüzünü ifsad eden oyunlarından ve tuzaklarından acı çekenler kazanmıştır.
Biz kazandık dostlarım; direniş cephesi kazandı!
Dini, etnisitesi, mezhebi ve meşrebi ne olursa olsun dünyanın bütün özgür ve onurlu insanları kazandı.
İran kazandı, hepimiz kazandık!
*
Yüzyılımızın geleceğini şekillendirecek bu direnişi bize armağan eden bütün şehidlerimizi özlemle anıyorum.
Başta Ayetullah Hamaney, İsmail Heniyye, Yahya Sinvar, Seyyid Hasan Nasrallah, Muhammed Dayf, Ebu Ubeyde, Ebu Hamza, Fuad Şükr, Ali Laricani, Muhammed Bagheri, Emir Ali Hacızade, Hüseyin Selami, İzzeddin el-Haddad, Muhammed Avde olmak üzere bütün şehidlerimizi selamlıyorum.
Zilletin ve karanlığın perdesini yırtan temiz kanlarınız yolumuzu aydınlatıyor; bütün bir insanlığa esenlik ve selamet bahşediyor.
Ve!
Yirminci yüzyılda direniş bayrağını yeniden kaldıran büyük devrimci İmam Humeyni’yi rahmetle anıyorum. Bil ki evlatların boyun eğmedi! Savaştılar, öldüler ama boyun eğmediler.
Ruhun şâd olsun.
7-8 Temmuz’da elinde on binlerce mazlumun kanı olan zalimler ülkemizde toplanacak. Soykırımın arkasındaki güç NATO, 36. zirvesini Ankara’da yapacak.
Çevrenize bir bakın: Utanç verici bir sessizlik, utanç verici bir ilgisizlik!
Sadece ilgisizlik ve sessizlik olsa iyi. NATO toplantısının Türkiye’de olmasından gurur duyanlar! Hala NATO’yu bir “güvenlik şemsiyesi” olarak görenler!
Bir kaç kelamın bir faydası olur mu bilmem. Ama yine de yazmak istiyorum.
STK’lara, alimlere, aydınlara ve kanaat önderlerine seslenmek istiyorum. Siyasi liderlere seslenmek istiyorum. Bu ülkeyi sevdiğini söyleyen herkese seslenmek istiyorum:
Aşağıdaki Netanyahu’nun sözünü iyi okuyun.
Sonra, gidin ve NATO sekreteri Rasmussen’in 2011’de İsrail’in Herzliya kentinde yaptığı konuşmayı okuyun.
İsrail için “kader ortağımız” ifadesini kullandığını göreceksiniz.
Sonra 7 Ekim’den bir hafta sonra NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in Filistinlilere neler söylediğine bakın.
Onları nasıl “korkunç teröristler” olarak suçladığını; “İsrail yalnız değildir!” diyerek, soykırıma nasıl destek verdiğini okuyun.
Evet İsrail NATO’nun üyesi değildir çünkü bir üyeden çok daha fazlasıdır. NATO’dan sınırsız destek alır ama hiçbir sorumluluk taşımaz.
Pek çok kez olduğu gibi size yalan söylüyorlar: NATO’nun Türkiye’ye “güvenlik” sağladığı manipülasyonunu yapıyorlar. Her zaman olduğu gibi sizden gerçekleri saklıyorlar.
35 yıldan bu yana istihbarattan teknoloji transferine; askeri ortaklıktan siyasi dayanışmaya kadar NATO ve İsrail arasındaki ilişkinin nasıl derin bağlarla örüldüğüne bakın. NATO'nun İsrail'le imzaladığı "Individual Cooperation Program"a bakın. İsrail’in NATO için NATO üyelerinden bile daha değerli olduğunu göreceksiniz…
Ama yine de NATO-İsrail ilişkisini Netanyahu ve Rasmussen’in sözlerinden daha iyi hiçbir şey anlatamaz: “NATO İsrail’dir ve İsrail NATO’nun kader ortağıdır!”
Şimdi size sormak istiyorum: Bu sessizliğin fetvasını kimden aldınız?
Ey herşeye bir fetvası olan alimler, hocalar, hocaefendiler!
Netanyahu’nun sözüne ne buyurursunuz? Böyle bir teşkilatta bulunmanın fetvası nedir?
“Vatan-Millet” sözlerini dilinden düşürmeyen siyasi liderler!
Filistin üzerine her gün seminer düzenleyenler, makale ve kitaplar yazanlar...
Söyleyeceğiniz bir şey yok mu?
Size yürekten bir çağrıda bulunuyorum: "NATO'ya hayır!" deyin.
Gördüğümüz bunca acı için, kaldıysa eğer hâlâ bize bir damla umut bağlayanlar için, yanmış-yıkılmış Filistinimiz için...
Ve Allah için...
"NATO'ya hayır!" deyin.
Japonya başbakanı Şinzo Abe (2019'da), Trump'tan bir mesaj getirdiğini söyleyince Ayetullah Hamaney "sizin iyi niyetinizden ve ciddiyetinizden kuşkumuz yok." diyerek şöyle cevap vermişti:
“Trump'ın mesajına verecek bir cevabım yok çünkü onu mesaj alışverişine bile layık görmüyorum.”