YAPTIĞIM PAYLAŞIM VE YATIRIMLAR TAMAMEN KİŞİSEL OLUP, KİMSEYE YATIRIM TAVSİYESİ VERMİYORUM. PAYLAŞTIKLARIMDAN YOLA ÇIKARAK YATIRIM YAPARSANIZ, ZARAR EDEBİLİRSİNİZ. ❗️
@TedPillows If you invest in Türkiye, you may never get your money back.
450,000 investors have been unable to access their money for 35 days because the law is not being enforced.
@MSCI_Inc@IOSCOPress@ft
FON MAĞDURLARI
TBMM Genel Kurulunda dün gece kabul edilen önergeyle, fonların tasfiyesinde SPK Md. 79’da düzenlenen TAKAS KESİNLİĞİ ve GERİ ALINAMAZLIK ilkesiyle çatışan ciddi bir hukuki sorun ortaya çıkmıştır.
1.) 𝙃𝙪𝙠𝙪𝙠𝙞 𝙂𝙪̈𝙫𝙚𝙣𝙡𝙞𝙠 – Anayasa Md.2:
17 Eylül 2026 ve öncesinde TEFAS üzerinden satış talimatı veren, payları bloke edilen (PBLK) yatırımcıların işlemleri hukuki aşamalarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Satış emri ile kesinleşmiş takas aynı şey değildir. Kesinleşmiş ve hukuken kazanılmış hak statüsüne kavuşmuş bir işleme ve bu işleme konu alacağa kanunla müdahale edip onu diğerleriyle birlikte tasfiye rejimine tabi tutmak Anayasanın “Hukuki Güvenlik” ilkesine aykırı düşer. Zira Hukuki Güvenlik ilkesi öngörülebilirliği gerektirir.
Yapılan düzenleme kesinleşmiş alacaklar açısından ayrıca Anayasanın “Ölçülülük” ilkesine de aykırıdır.
2.) 𝙈𝙪̈𝙡𝙠𝙞𝙮𝙚𝙩 𝙃𝙖𝙠𝙠ı– Anayasa Md 35: Kesinleşmiş işlemlerden doğan yani kazanılmış hak statüsünde olan alacakların belirsiz bir tasfiye sürecine bırakılması hukuki güvenlik yanında Anayasayla güvence altına alınmış olan “Mülkiyet Hakkı”na da aykırı düşer.
Sistemik sorunların bedeli, hukuki durumları birbirinden farklı olan tüm yatırımcılara ayrım gözetmeksizin yüklenemez.
#SPK #Borsa #FonTasfiyesi #PBLK #TP2 #PRY #PSE #PPFMağdurları
AYM 13.02.2019 tarih E.2018/108, K.2019/5 sayılı karar)
" Konu: 2942 sayılı Kanun geçici 12. madde, ikinci fıkra, ikinci cümle: “Devam eden dava ve icra takipleri ise, bu madde hükümlerine göre sonuçlandırılır.” Bu kural, yürürlükten önce başlamış icra takiplerinde idarenin malları için haciz yasağı getiriyor ve konulmuş hacizlerin kaldırılmasını gerektiriyordu. Sonuç: “…icra takipleri…” ibaresi İPTAL edildi (Anayasa md.2, 13, 35 ve 36'ya aykırı), oybirliğiyle.
...Kural olarak hukuki güvenlik, kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. Daha önce tesis edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yasama tasarrufunda bulunulması, hukuki güvenlik ilkesine aykırılık oluşturur. ‘Kanunların geriye yürümezliği ilkesi’ uyarınca kanunlar kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali hakların iyileştirilmesi gibi istisnai durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır. Sonradan yürürlüğe giren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması, hukukun genel ilkelerindendir.”
...Hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ortak değerdir.
...Hak sahibinin mülkiyet hakkı kapsamında bulunan alacağına kavuşmasını geciktirebileceğinden geçmişe etkili kanun değişikliğiyle haciz yasağı öngörülmesi de mülkiyet hakkına müdahale niteliğindedir.”
....Ancak mülkiyet ve adil yargılanma haklarına getirilen sınırlamanın kamu yararı amacına dönük olması yeterli olmayıp ayrıca ölçülü olması da gerekir. Haciz yasağının devam eden icra takiplerinde uygulanması … idare lehine, alacaklı aleyhine bir durum yarattığı gibi alacaklıların icra takibinin başlatılması aşamasında var olmayan, dolayısıyla öngörmeleri de mümkün bulunmayan bir kurala tabi tutulmaları sonucunu doğurmaktadır."
…icra takibinin başlatıldığı tarihten sonra yürürlüğe giren itiraz konusu kural sebebiyle alacaklının bu hakkının öngörülemez biçimde elinden alınması, kararın icrası ve alacağın tahsiline ilişkin sürecin belirsizliği nedeniyle alacaklının güvencesiz bırakılması malike aşırı bir külfet yüklemekte ve kamu yararı ile kişisel yarar arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi malik aleyhine bozmaktadır.
“Mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ölçüsüz biçimde sınırlandırılmasına neden olan kural, alacağın tahsili sürecinin başlamasından sonra geçmişe etkili yasama tasarruflarıyla kararın uygulanma imkânını önemli oranda zorlaştırması yönüyle de devlete olan güven duygusunu zedelemekte ve hukuki güvenlik ilkesini ihlal etmektedir.
📌Uygulama Rehberi / 07: İdari Dava Süreci
İdari dava türleri, süre hesabı, idareye başvuru, yürütmenin durdurulması ve kanun yolu.
Son sayfada dilekçelerde yararlanılabilecek 3 Danıştay kararı var.
SPK’nın “Takas Kesinliği ve PBLK Hususlarına İlişkin Basın Duyurusu” başlıklı 22 Ekim 2026 tarihli paylaşımı incelendiğinde özetle;
“Takas kesinliği ve rehin hakkı” başlıklı SPK m.79/1’in; TEFAS’a verilen her talimatı kapsamayacağı, kapsama girilebilmesi için satış emri neticesinde nihayeten nakdin yatırımcının hesabına geçirilmesi gerektiği, aksi halde takasın tamamlanmamış kabul edileceği şeklinde yorumlanması gerektiği sonucuna varıldığı,
Ancak bu duyurunun; SPK m.79’un lafzına, ruhuna, piyasa güvenine ve Anayasa m.35 ile İHAS 1. Ek Protokol m.1 tarafından teminat altına alınan mülkiyet hakkına aykırı olduğu,
SPK’nın bu basın duyurusunda belirttiği şekilde; takas işlemi nakdin yatırımcıya aktarılması ile tamamlansa idi zaten ortada bugünkü gibi bir fon krizi olmayacağından, yatırımcıların haklı ve meşru beklentisi ile SPK m.79’un emredici hükümlerinin gözardı edilemeyeceği, konunun normlar hiyerarşisinde “üst norm” niteliği taşıyan Anayasa ve İHAS çerçevesinde ele alınmasının gerektiği, bu normlara aykırı düzenlemelerden hareketle SPK m.79’un ve mülkiyet hakkının ihlal edilemeyeceği,
Gözönünde bulundurulmalı ve “hukuk devleti” ilkesi esas alınmalıdır.
Fon tasfiyesi nedeniyle zarara uğrayan yatırımcıların tek bir hukuki yola bağlı kalmaması gerekir. İdari işlemlerin hukuka uygunluğu, idarenin hizmet kusuru, PBLK’lı emirlerin akıbeti ve özel hukuk ilişkilerinden doğan sorumluluk ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Öncelik, dava sürelerini korumak, delilleri güvence altına almak ve sorumlu olabilecek kurumları somut olay üzerinden belirlemektir.
İlk olarak, SPK’nın 17 Eylül 2026 tarihli kararları ve sonraki düzenlemeleri yönünden idari yargıda iptal davası açılması değerlendirilmelidir. İşlemin açıkça hukuka aykırı olduğu ve uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zarar doğacağı gerekçelendirilebiliyorsa yürütmenin durdurulması da talep edilebilir. İptal davasının yanında veya koşullarına göre ayrı olarak, uğranılan zararın tazmini için tam yargı davası gündeme gelebilir.
İkinci olarak, idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan zararlar bakımından İYUK’un 12 ve 13. maddeleri değerlendirilmelidir. Zarar doğrudan bir idari işlemden kaynaklanıyorsa 12. madde; bağımsız bir idari eylem veya ihmalden kaynaklanıyorsa 13. madde uygulanabilir. İYUK’un 13. maddesi kapsamında, kural olarak zarara yol açan eylemin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurulması gerekir. Hangi yolun uygulanacağı somut olayın niteliğine göre belirlenmelidir.
Üçüncü olarak, portföy yönetim şirketi, aracı kurum, dağıtıcı banka veya portföy saklayıcısının sözleşmeye aykırı davranışı ya da kusurlu işlemi nedeniyle zarar doğmuşsa adli yargıda tazminat davası açılması değerlendirilebilir. Burada her kurumun hukuki statüsü, sözleşmedeki yükümlülükleri ve zarara etkisi ayrı ayrı incelenmelidir.
Dördüncü olarak, somut deliller suç şüphesi doğuruyorsa Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulabilir. SPK ve ilgili diğer kurumlara delilli başvurular da yapılabilir. Ancak suç duyurusu, CİMER başvurusu veya ihtarname gönderilmesi idari dava sürelerini kendiliğinden durdurmaz.
Beşinci olarak, deliller vakit kaybetmeden toplanmalıdır. MKK kayıtları, emirlerin verildiği saatleri gösteren belgeler, PBLK durum geçmişi, emir iptali kayıtları, takas bilgileri, hesap ekstreleri, kurum yazışmaları ve tasfiye öncesindeki portföy hareketleri özellikle önemlidir. PBLK kaydı tek başına kesin bir alacak hakkını kanıtlamasa da emirlerin ve blokajın hukuki niteliğinin değerlendirilmesinde önemli delil olabilir.
Süreler bakımından özellikle dikkatli olunmalıdır. 17 Eylül 2026 tarihli işlemler yönünden 60 günlük genel idari dava süresinin 16 Kasım 2026 civarında dolması ihtimali bulunmakla birlikte, bu tarih bütün yatırımcılar için otomatik olarak geçerli kabul edilemez. İşlemin niteliği, tebliğ veya öğrenme tarihi ve uygulanacak kanun hükmü somut dosyada incelenmelidir. Süre hesabı kesinleştirilmeden beklemek risklidir.
Sonuç olarak, fon mağdurları açısından en doğru yaklaşım; idari işlemlere karşı dava sürelerini korumak, hizmet kusuruna dayalı tazminat yolunu değerlendirmek, özel hukuk sorumlularını belirlemek ve delilleri güvence altına almaktır. Bu yollar birbirinin alternatifi değildir; koşulları oluştuğunda birbirini tamamlayabilir.
Muhalefet Milletvekillerine Anayasa Mahkemesi İçin Açık Çağrı
TBMM Genel Kurulu, tasfiyesine karar verilen yatırım fonlarına ilişkin kanun teklifini kabul etti.
Kanun Resmî Gazete’de yayımlandığında Anayasa’ya aykırılık denetiminin yolu açılacak.
Muhalefet partilerinin milletvekillerinin kanunun Resmî Gazete’de yayımına müteakip Anayasa Mahkemesi’ne gitmeleri için tüm mağdurların da bu konuda muhalefet milletvekillerini harekete geçirmesi gerekir.
Neden? Genel Kurul’da kabul edilen önergeyle, 17 Eylül 2026 ve öncesinde TEFAS’a iletilen, fonun temerrüdü veya fiyat açıklamaması nedeniyle gerçekleşmeyen ve payları bloke edilen yatırımcılar, talimatları “geçersiz hâle geldiği” gerekçesiyle “fon pay sahibi sıfatıyla” tasfiye hükümlerine tabi kılındı. Fon Satış Talimatını verip payı bloke edilen yatırımcının hukuki konumu, sonradan kanunla değiştiriliyor.
Anayasa Mahkemesi’nin bu durumu üç başlıkta incelemesi gerekir. Birincisi mülkiyet hakkı (m.35): katılma payı ve geri alım bedeli mülkiyet güvencesi kapsamındadır; müdahale kanunla, meşru bir amaçla ve ölçülü olmalı, kişiye bireysel ve aşırı bir yük yüklememelidir. Anayasa Mahkemesi, 2015/95 sayılı kararında alacak ve sermaye piyasası araçlarının m.35 kapsamında olduğunu, tazminsiz ve süresiz hak kaybının ölçülülük ilkesine aykırı olduğunu kabul etmişti. İkincisi hukuki güvenlik (m.2): sonradan getirilen ve geriye etkili sonuç doğuran düzenleme öngörülebilirlik ilkesiyle bağdaşmalıdır. Üçüncüsü eşitlik (m.10): aynı dönemde talimat veren yatırımcılar arasında nakdin geçip geçmemesi ve kesim saati gibi ölçütlerle yapılan ayrım haklı bir nedene dayanmalıdır.
Usul bakımından yol açık. Anayasa m.150 uyarınca Meclis’te en çok üyeye sahip iki siyasi parti grubu ya da üye tamsayısının en az beşte biri, yani 120 milletvekili, iptal davası açabilir. Bu nedenle muhalefet partileri ortak bir imza listesiyle de başvurabilir. Süre, kanunun Resmî Gazete’de yayımından itibaren 60 gündür (m.151). Başvuruda gerekçe zorunludur ve süre kaçırılırsa doğrudan iptal davası yolu kapanır.
Yatırımcılar Anayasa Mahkemesi’ne doğrudan iptal davası açamaz. Bu yüzden gözler Meclis’tedir.
Bu çağrı siyasi değil, hukukidir. Kararı Mahkeme verecek; ama konuyu Anayasa Mahkemesi’ne en hızlı şekilde götürmek, Meclis’teki muhalefet milletvekillerinin elindedir. Süre, kanunun Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla birlikte işlemeye başlayacaktır. @orhansaribalchp, @faikoztrak, @cevdetakaychp, @yukselmkilinc
@ykaratepe Saygılar hocam siz öğretim üyesisiniz ben ise değilim. sanırım bu yüzden sayın diye başladınız cümleye. Dediğim gibi siz öğretim üyesisiniz ben değilim .
Ben içeride 25 milyon Lirası kitli bir mağdurum o yüzden ben Amk SPKsı diyorum izniniz olursa
Rezilliklere doymuyorlar..
AKP’nin bir önerge hazırlığında olduğu duyumu alıyoruz.
Buna göre;
•SPK, TMSF, Yatırımcı Tazmin Merkezi, Borsa, MKK, Takasbank ve tasfiye kuruluşları, bu kuruluşların işlemleri yürütmekle görevlendirdiği kişiler,
bu kanun kapsamında görevlerinin gereklerine uygun aldıkları kararlar ve yaptıkları işlemler nedeniyle hukuki, idari ve mali sorumluluk taşımayacak”
Bunun anlamı nedir?
AKP ve bürokrasi yapılan işin hukuka aykırılığının farkında. Kendilerine ileride hesap sorulacağını biliyorlar. İş yaptırabilmek için bürokrasiye bir koruma kalkani sağlamaya çalışıyorlar.
Bu önerge henüz meclise indirilmiş değil.
Açıkça ikaz ediyoruz!
Önergeyi meclise getirmeyin, suçluları korumaktan, bürokrasiyi de suça alet olmaya zorlamaktan vazgeçin.
Suç işleyen ve suça iştirak eden herkes er geç mutlaka yargılanacaktır.
Kaçtığınız yer neresi olursa olsun peşinizde olacağız!