Bugün bu olaylar konuşuluyor fakat bunlara ara sıra yaşanan olaylar olarak bakmayın. Abartmıyorum bu ülkede her hafta birkaç öğretmen saldırıya uğruyordur. Sadece birçoğu okul içinde kapatılıyordur, dışarı yansıtılmıyordur. Sözlü tacizleri hiç söylemiyorum bile. Daha birkaç gün önce bir öğretmen, öğrencisini psikiyatra ve RAM’a yönlendirme tavsiyesinde bulundu diye hakaret edilip arabasının lastiği bıçaklandı. Bunun gibi bir sürü olay yaşanıyor. Sadece Fatma Nur öğretmenin ölümü gibi basına yansıyan olaylarda haberiniz oluyor bu iğrençliklerden. Biz bunları yazdığımızda ise konuyla hiç alakası olmayan maaş ve tatil söylemleri ile sindirilmeye çalışıyoruz. Bu söylemleri ağızlarına dolayan pisliklere diyecek bir şeyimiz yok. Çünkü bunlardan besleniyorlar. Fakat susarsak da durumun daha kötüye gideceğini biliyoruz. Bu sebeple susmuyoruz. Eğitimdeki suni gündemlerle ilgilenmek yerine, özellikle de mekanizmanın üst kısmında yer alanları eğitimin gerçek sorunlarını çözmeye çağırıyoruz.
Türkiye’de sorumsuzluk duygusunu benimsemek bir prensip hâline getiriliyor. Sadece yönetilenlerin değil yönetim katmanlarındaki kamu yöneticilerinin de bu zaafı var.
Korkunç bir utanç kaynağı ve dram olan Bolu otel yangınında bürokratların soruşturulmasına izin verilmeyeceği açıklandı. Bu çok tehlikeli bir yoldur. Bürokrasinin huzurunu ve teminatını sağlamakla ilgisi olmayan bir karardır. Ciddi bir ilkeye dayanmaz. Bunun sonunda doğacak tepkiden, kararı alan zarar görür. Bu dikkate alınmalıdır. Bir karar merciinin başındaki bürokrat, neden soruşturmanın dışında kalsın? Böyle bir şey Rusya tarihinde bile görülmez. III. Petro’nun, soylular lehinde çıkardığı buna benzer bir kararı, kendi karısı II. Katerina ortadan kaldırmak zorunda kalmıştır. Soruşturma, insanların adalet duygusunun başlıca prensibidir; idare edenler her zaman denetime tabidir. Bunun tarihte istisnası yoktur. Bu kurala uyulmazsa, sonuçlar aslında o kararı alanın bile istemeyeceği bir yere gider.
Genel kural ve prensiplere uyamayan veya uyum sağlayamayan bir bürokratın orada oturmasına zaten gerek yoktur. Bu çok açık bir durumdur. Adalet duygusu tatmin edilmedikçe taş devrine dönmek mümkündür. Çünkü sabırlı ve kanuna itaati yüksek Türk toplumunda bile, istenmeyen şahsi tecelli duyguları ve hareketler uyanabilir. Nitekim örnekleri görülüyor.
Ankara baharı çekiyor canım. Bahar gibi değil serin bayağı ama akşam güzel güzel yürürsün, kendine kalırsın düşünürsün. Gençlik çekiyor canım, gerçek olmayan dertler çekiyor…