Zaman “kullanılacak” bir kaynak değil, bizzat hayatın kendisidir. Zamanın içinde yaşarız. Hayatımız, dikkat ettiğimiz şeylerin toplamıdır. Ivır zıvırın onu çalmasına izin vermeyelim.
Vakit dar.
Ankara Üzerine Bir Deneme
Üç günlük Ankara seyahatim dün sona erdi. Pazartesi akşamı gitmiştim, dün döndüm. Son yıllarda Ankara’yı sık sık ziyaret ediyorum; bazen sırf akademik sebeplerle, bazen iş için. Her yıl bir ya da birkaç kez gitmiş oluyorum. Doğrusu, Ankara’yı çok seviyorum. Birçok kişinin sevmediğini biliyorum ama ben farklı düşünüyorum.
İstanbul mu, Ankara mı?
Bu meşhur mukayeseden başlamak isterim: İstanbul mu Ankara mı? Eğer Ankara’nın bir “şahs-ı manevisi” olsaydı ve bu soruyu duysaydı, kahkahalarla gülerdi diye tahmin ediyorum. Çünkü şehir kendisini, dolayısıyla, haddini bilen bir şehir. Tarihi boyunca Ankara için İstanbul’la aynı cümlede anılmaktan daha büyük bir şeref vesilesi olmamıştır herhalde. Dolayısıyla bu mukayesenin bizzat kendisi abesle iştigal etmek demek. İstanbul yalnızca Ankara’yla değil, Türkiye’nin tamamıyla dahi kıyaslanamayacak bir şehir. Belki Roma’yla, Kahire’yle ya da Bağdat’la karşılaştırılabilir. Bu yüzden Ankara gibi illerimizi böyle bir terazide değerlendirmek adil değil olmaz; kefenin diğer tarafına bu kadar ağır bir şehir koymak hiçbir vicdana sığmaz.
Şehrin Samimiyeti
Gelelim Ankara’yı neden sevdiğime. Bir defa, şehri çok samimi buluyorum. İddialı değil, mütevazı; haddini bilen bir şehir. Yolları geniş, kaldırımları ferah, neredeyse her yer ağaçlarla dolu. Arada karşınıza çıkan yokuşlarda bile sanki bir mahcubiyet hissediyorum: “Bizim şehrimizde normalde böyle şeyler olmaz. Sizi yorduk ama biraz kusura bakmayın,” der gibi. Zaten çıkar çıkmaz da hemen bitiyorlar; ne çok dikler ne çok uzun. Sanki o rampa, üzerinde yürüyen insanları yorduğu için kendisi de bundan rahatsız. Son on–on beş yılda yapıldığını tahmin ettiğim biçimsiz, yüksek binaları saymazsak, şehrin doğal dokusu inanılmaz güzel. Apartmanlar genelde dört katlı, yatay biçimde uzanıyorlar ve çoğu bahçe içinde. Sokakta yürürken duvar dibinde değil, bir bahçenin kenarından yürüyorsunuz. Binalar bitişik nizam değil; bu yüzden sokaklar nefes alıyor. Gökyüzünü görmek için başınızı fazla kaldırmanız gerekmiyor. Bu şehir insana gerçekten iyi hissettiriyor.
Her gidişimde uzun yürüyüşler yapıyorum. Esnafını, ağaçlarını, geniş sokaklarını, alçak apartmanlarını, bu eski apartmanların zevkli mimarilerini çok seviyorum.
Başkentlik Meselesi
Bununla birlikte şunu da söylemeliyim: Ankara, başkent ama bir başkent havası yok. Sanki “Çorum’a ya da Yozgat’a denmiş ki, artık sen başkentsin,” o da “Peki” demiş gibi. Başkent olmasının nedeni zaten çok karmaşık değil: büyük bir kara parçasının ortasında, güvenli bir konumda olması. Fakat bu “başkentlik kıyafeti” Ankara’ya biraz bol gelmiş. İnsanlar hâlâ Ankara şehrine ait; “başkent” kimliğine değil. Hatta belediye seçimlerinde bir adayın “Ankaralı olup olmaması” hâlâ büyük bir mesele olarak gündeme geliyor. Bu bana hep komik gelir, çünkü başkentte bunun önemi kalmamalı artık. Ama işte öyle değil; çünkü Ankara doğal bir başkent değil.
Yerellik ve Modernlik Arasında
Şehir nevii şahsına münhasır. Mesela birkaç sene önce konakladığım Ankara Hakim Evi’nde “bulgur çorbası mı, toygar çorbası mı?” diye sorulmuştu. Türkiyenin en büyük üniversitelerinden birinini yönetim katındaki yemekhanede ise “köylü çorbası” geldi. Yerel kültürünü ısrarla koruyan bir şehir. Ankara halkı misafirperver ama “devletlülerle” tam kaynaşmış gibi durmuyor. Devlet buraya taşınmış ama halk kendi geleneğini, tavrını, gündelik alışkanlıklarını koruyor. Kozmopolit bir metropol havası yok; aksine, köklerine sıkı sıkıya bağlı bir şehir.
İlginç bir uyum oluşmuş sanki. İki güzel özelliğin buluşması gibi: bir yanda şehrin o yerel, samimi, kendine özgü havası; diğer yanda başkent olmanın getirdiği medeniyet, düzen ve modern imkânlar. Ortaya çıkan bu halita bence son derece dengeli, hoş ve başarılı.
Taksiciler Üzerine
İstanbul taksicileriyle ilgili kanaatimiz malum: Bizarız, şikâyetçiyiz, ve haklarında kuşkuluyuz... Ankara’da ise tam tersi. İlk bindiğimde ben de tedirgin oldum, navigasyonu açtım, yolları kontrol ettim. Ama sonra anladım ki gerek yokmuş. Bu şehrin taksicileri gerçekten dürüst insanlar. Kandırmıyorlar, yolları uzatmıyorlar, işlerini düzgün yapıyorlar. İlk gün, tebliğimi sunmak için ASBÜ’ye gitmek üzere taksiye bindim. Taksici, “Madem Ulus’a gidecektin, neden Tunalı’daki otelde kalıyorsun? Orası ucuz diye seçmişsin ama taksiyle gidip gelince daha pahalıya gelir,” dedi. Ben de “Aradaki mesafe altı kilometre,” dedim. “Siz İstanbullular hep bu hatayı yapıyorsunuz,” dedi üste çıkarak. “Burada yakın mesafe üç kilometredir; ötesine biz başka ilçe deriz,” dedi. Gelişimden bir gün önce külliye kütüphanesinden Maltepe’ye giderken navigasyon açmıştım. Çünkü nereye gittiğimizle ilgili hiçbir fikrim yoktu. Biraz gittikten sonra şoför, “Biz yolu çok uzattık,” dedi. Sağ taraftaki caddeyi gösterip “Oradan geliverecektik,” diye hayıflandı. “Herhalde trafik vardı, Google o yüzden böyle yönlendirdi,” diye ekledi. Yol boyunca söylenip durdu. Garip ama gerçek.. Yolu uzattığında fazladan kazanacağı birkaç yüz lira aklına bile gelmiyordu.
Dedim ki kendi kendime: Abdullahcım, artık suizannı bırak ve kabul et. Bu insanlar iyi insanlar.
Sonuç Yerine
Evet, İstanbul kültür, bilim, sanat merkezi olmak hasebiyle, uzun tarihi, enfes boğazı, birbirinden güzel camileri, kiliseleriyle ve bir bütün olarak medeniyet birikimiyle benzersizdir. Onunla memleketin hiçbir şehri kıyaslanamaz. Ama yaşamak başka bir şey. Günlük hayat o ihtişamla birebir bağlantılı değil. Yaşamak, nefes almak, yürümek, insanın kendini huzurlu hissetmesi demek. İşte Ankara bana bu duyguyu veriyor. Belki boğazı yok ama binalar üstünüze üstünüze gelmiyor. Sokakları geniş ve ağaçlı. Yemekleri lezzetli, fiyatları makul, insanları samimi.
Hasılı kelam, Ankara güzeldir, arkadaşlar.
HER ŞEY BİRLİKTE hiçbir şey tek başına değil
HER ŞEY AŞKLA hiçbir şey bencilce değil
HER ŞEY YASAYLA hiçbir şey keyfi değil
HER ŞEY ADİL OLARAK hiçbir şey bahşetmeyle değil
HER ŞEY AHLAKİ GÜÇLE hiçbir şey maddi tahakkümle değil
HER ŞEY TÜRK İÇİN TÜRK’E GÖRE TÜRK TARAFINDAN hiçbir şey Türk’e rağmen ve Türk’e karşı değil
'Sen neredeydin? Gördün ama sustun. Duydun ama dokunmadın. Peki şimdi ne yapacaksın? '
İnsanlık travma anında donakalan bir tanık gibi Gazze'de olan biten vahşeti izliyor. Her birimizin insanlığı ağır hasar aldı.
Dünya, bir daha aynı dünya olmayacak.