Esme’nin her şeyini yazmaya bayılıyorum.
“Sarılacak kimsesi olmayan insanlar, en çok kendine sarılmayı öğrenir.”
Biz ilk bölümlerden itibaren Esme’yi hep kendine sarılırken gördük. Peki neden?
Bazı insanlar yalnızlığı sonradan tanır, bazıları ise gözlerini açtıkları ilk günden beri onunla büyür. İşte benim Esme’m de böyle biri. Yalnızlıkla büyümüş bir kadın. Küçücük bir kızken koşup sarılacağı, sevincini de üzüntüsünü de paylaşacağı bir kucak bulamamış. Sonra o küçük kız büyümüş ama içindeki o eksiklik hiç büyümemiş.
Herkes Esme’yi güçlü sanıyor. Oysa bu güç, bir tercih değil; mecburiyet. Çünkü hayat ona her şeyi tek başına yapmayı öğretmiş. Kendi yarasını kendi sarmayı, kendi gözyaşını kendi silmeyi, kendi kendine sarılmayı öğretmiş.
İşte bu yüzden biri ona sarıldığında bütün öfkesini, bütün kırgınlıklarını unutabiliyor. Havaalanında Adil’in Aleyna gerçeğini öğrendiğinde onun bütün kötülüklerini bir anlığına unutmasının sebebi buydu. Oruç’un onca yanlışına rağmen ona sarıldığı için bazı şeyleri görmezden gelmesinin sebebi de buydu.
Peki Esme en çok nerede kırıldı derseniz, ben Eleni’yi öğrendiğinde derim. Ama asıl kırıldığı yer, kızları yokken yanında olup ona sarılınmamasıydı. Çünkü Esme gibi insanlar, içlerinde yıllarca taşıdıkları bir özlemle yaşarlar: Bir gün kendilerine verdikleri o şefkati başka bir insanın kollarında da hissedebilmek.
Çünkü insan kendine sarılmayı öğrenebilir. Ama bazen, sadece bazen, bir başkasının ona sarılıp “Buradayım” demesine de ihtiyaç duyar.
@LeraLina36978 Sizin yaptığınızin yanında hiç bı şey ya
Kaç aydır kadını özel hayatını,yüz hatlarına, konuşmasına,ruh haline etmediğiniz laf kalmadı
Mesela deniz ve avanin son kamera arkasında güzelliğini gören kadına sinsi demekten utanır
denizi sabah akşam sistematik olarak linçlemiyolarmış gibi karşı taraftan makul eleştiriler alınca ama ava daha 19 yaşında siz kadın düşmanısınız utanmıyo musunuz yaptıklarınızdan diyen orelciler🥀🥀