@alimahir Sayın vekilim şampiyon olan Türkiye Şampiyonu olan Fenerbahçe Kadın futbol takımı için tebriği esirgemezsiniz umarım. Sanırım kadınların başarısını küçümsemezsiniz.
FENERBAHÇE’miz, çok ama çok büyük bir camia..
Dünyanın dört bir yanında milyonlarca taraftarı var..
Birimizin değil, hepimizin FENERBAHÇE’si o…
Hani derler ya, “7’den 70’e” diye..
Aslında konu Fenerbahçe olunca, öyle de değil;
0’dan 100’e, hatta nefes alan herkese dokunan bir sevda bu..
Kimimize babadan miras,
kimimize çocukluktan kalan sarı lacivert bir hatıra,
kimimize renklerine duyulan tarifsiz bir aşk..
Kimimiz Armasına vuruluruz,
kimimiz Tarihine,
kimimiz Zaferlerine,
kimimiz temsil ettiği değerlere,
kimimiz tribündeki o büyülü atmosfere..
Tarifi kolay olmayan bir tutkudur bu..
Boşuna demiyoruz;
“Fenerli olmayan kimse bilemez, seni bizden başka kimse sevemez” diye..
Başka renklere gönül vermiş insanların bu sevdayı tam olarak anlamlandıramaması çok doğaldır..
Çünkü milyonlarca insanın, ortak paydası olan Fenerbahçe’yi, “tanımla” deseniz, herkes size kendi Fenerbahçe’sini anlatacaktır..
İşte ben de kendi Fenerbahçe’mi anlatıyorum:
Benim için Fenerbahçe;
3 Temmuz kumpası öncesinde, Avrupa’nın dört bir yanında armasını, formasını, bayrağını gururla taşıdığım Spor kulübüdür..
Londra’da, Sevilla’da, Bükreş’te, Marsilya’da, Eindhoven’da sarı lacivertin tüm vakarını, omuzlarımda hissettiğim gururdur..
Benim için Fenerbahçe;
2011 yılında, sporun beş ana branşında şampiyon olup, Bağdat Caddesi’ne “Bildiğiniz başka oyun var mı?” pankartını astığımız, o büyük kudrettir..
Tarihi zaferlerle büyümüş, taraftarına mutluluk ve özgüven veren dev bir çınardır..
Benim için Fenerbahçe;
yalnızca bir spor kulübü değil, Kurtuluş Savaşı’ndaki duruşuyla, bu memleketin onurlu hafızasına kazınmış bir direniş sembolüdür..
Ve sonra…
Benim için Fenerbahçe, 3 Temmuz kumpasıyla birlikte bambaşka bir anlam kazanmıştır :
Çünkü o günden sonra Fenerbahçe sadece skorların, kupaların, puan cetvellerinin konuşulduğu bir kulüp olmaktan çıkmış;
"karanlığa karşı omuz omuza verilen büyük bir mücadelenin adı", olmuştur.
Düzce Topuk Yaylası’ndan başlayan,
Bağdat Caddesi’ne uzanan,
Boğaz Köprüsü’nden Metris’e,
Silivri’ye,
Çağlayan Adliyesi’ne kadar süren o destansı yürüyüş..
Sarı lacivert renklere gönül veren milyonların,
bir kulübü değil; haysiyetini, iradesini ve geleceğini savunduğu günlerdi o günler..
Memleket, dışarıdan kurgulanmış kirli planların taşeronluğunu yapan bir yapının elinde, adım adım kuşatılmaya çalışılırken,
biz “FETÖ’nün p**leri yıldıramaz bizleri!” diye haykırıyorduk..
“Sana kalkan ellere kalkan olacağız!” derken,
aslında yalnızca başkanımıza ya da yöneticilere değil;
"Fenerbahçe üzerinden teslim alınmak istenen, bütün bir iradeye" sahip çıkıyorduk..
Fenerbahçe o gün sarı lacivert bir duvardı..
Ve ben o duvarın içinde, unutamadığım sayısız ana tanıklık ettim..
12 Mayıs 2012 gecesinde, kendi stadımızda ortada hiçbir taşkınlık yokken, yine aynı karanlık yapının emrindeki güçler tarafından gaz saldırısına uğradığımızda;
daha o tarihlerde henüz 14 yaşında olan oğlumun, kendinden küçük çocukların üzerine kapanıp onları korumaya çalıştığını gördüm..
İşte o an anladım..
Fenerbahçe bazen bir arma değildir sadece..
Bazen bir çocuğun, korkunun ve paniğin ortasında, gösterdiği cesarettir..
Bazen milyonların aynı anda dimdik durabilmesidir..
Bazen de insanın hayatı boyunca unutamayacağı bir karakter imtihanıdır..
Benim Fenerbahçe’m, tam da budur…
Kupalarla sevinen, yenilgilerle üzülen bir taraftarlığın çok ötesinde;
gerektiğinde bir memleket meselesine dönüşen, insanın ruhuna işleyen büyük bir aidiyet..
Tarihi silip atamazsınız…
3 Temmuz’u hiç yaşanmamış gibi yok sayamazsınız…
O kara günü, o kirli kumpası, o büyük direnişi hafızalardan söküp alamazsınız..
Benim gibi,
o süreci iliklerine kadar yaşamış,
Silivri yollarını aşındırmış,
Çağlayan’da haykırmış,
Bağdat Caddesi’nde omuz omuza durmuş insanlara;
“Artık 3 Temmuzcularla barışalım…” da, diyemezsiniz.
Biz o günleri televizyondan izlemedik..
Biz o günlerin tam ortasındaydık..
Gazını yedik, gözyaşını döktük, öfkesini yaşadık, bedel ödedik..
Kimlerin sustuğunu,
kimlerin pusuya yattığını,
kimlerin sevindiğini,
kimlerin ise dimdik durduğunu, unutmadık..
Bu yüzden bize hafıza dersi vermeye kalkmayın..
Bize “geçmişi geride bırakın” nasihati çekmeyin..
Çünkü bizim için 3 Temmuz, takvimde kalmış eski bir tarih değildir;
Fenerbahçe’nin varoluş mücadelesidir..
Henüz ölmedik..
Buradayız..
Ve biz buradayken,
3 Temmuz’un karşısında duranlarla,
o gün Fenerbahçe’ye kurulan pusuda rol alanlarla,
bugün hiçbir şey olmamış gibi yan yana gelinmesini sineye çekmeyiz..
Bizden sonra ne olur, zaman ne getirir, onu bilemem..
Belki bir gün yeni nesiller başka türlü düşünür..
Belki hafızalar zayıflar, acılar küllenir..
Ama bugün değil..
Biz hâlâ buradayken değil..
Aday olanlara da, aday olmayı düşünenlere de duyurulur:
Fenerbahçe’nin hafızasını yok sayarak,
3 Temmuz’u halının altına süpürerek,
o günün hesabını kapatmaya kalkarak, bu camianın vicdanında karşılık bulamazsınız..
Çünkü bazı defterler kapanmaz..
Bazı ihanetler unutulmaz..
Ve bazı yaralar, üstü örtülerek iyileşmez..
Çok Yaşa FENERBAHÇE💛💙
📌 ÖZEL HABER
“NEF ÜZERİNDEN SUÇ ÖRGÜTÜNE FİNANS SAĞLADI!”
“ÖRGÜTÜN CİNAYETE VARAN SUÇLARINI BİLİYORDU”
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Şahinler Suç Örgütü davası için hazırladığı 345 sayfalık mütalaada, NEF’in üst düzey yöneticisi Salih Yiğiner, dosyanın en kritik isimlerinden biri olarak ele alındı. Mütalaada yer alan değerlendirmeleri başlıklar halinde aktarıyorum:
1️⃣ NEF Üzerinden Örgüte Finans Sağladı
•NEF şirketi üzerinden yürütülen ticari faaliyetlerle suç örgütüne finans ve maddi yarar sağladı. Savcılığa göre Yiğiner, ticari görünüm altında yürütülen bu faaliyetlerle örgütün para kaynağını oluşturan üst düzey bir konumda yer aldı.
2️⃣ “Örgüt Yöneticisi Değil Ama Üst Konumda”
•Salih Yiğiner, örgüt yöneticisi olarak değil ancak yönetici ve lidere yakın,
•Örgüt finansörlüğünü yapan daha üst bir pozisyonda…
3️⃣ NEF’i Örgüt Adına Temsil Eden Kişi
Mütalaada, “NEF şirketini örgüt içerisinde ve dışarısında örgüt adına temsil eden kişinin Salih Yiğiner olduğu” değerlendirmesi yer aldı. Bu ifade Yiğiner’in mağdurlar nezdinde NEF sayesinde kurumsal bir yapı izlenimi yaratarak, örgütün yüzü gibi hareket ettiğini ortaya koydu
4️⃣ Tüm NEF Dosyalarında Aktif Rol
Mütalaaya göre:
•NEF şirketi üzerinden yürütülen tüm eylemlerde Salih Yiğiner’in bulunduğu,
•Özellikle dosyadaki (4) ve (17) numaralı olaylarda mağdurlarla birebir temas kurduğu,
•Tahsilat ve baskı süreçlerini doğrudan yönettiği belirtildi.
5️⃣ Zorla Senet, Fazladan Tahsilat, İade Edilmeyen Belgeler
(17) numaralı olayda savcılığın tespiti özetle şöyle:
•Mağdura NEF üzerinden dükkân verildi,
•Karşılığında senetler alındı,
•Ödemeler baskı ve tehdit yoluyla, olması gerekenden fazla tahsil edildi,
•Fazla ödeme yapılmasına rağmen senetler iade edilmedi,
•Tahsilatlar, Hasan Akdeniz’in talimatıyla yürütüldü.
6️⃣ “Kasten Öldürmeye Varan Suçları Bildiği” Değerlendirmesi
Savcılık, ses kayıtları ve bilirkişi incelemelerine dayanarak Salih Yiğiner’in; örgütün kasten öldürmeye varan ağır suç faaliyetlerinden haberdar olduğunun
anlaşıldığını mütalaaya yazdı. Bu tespit, Yiğiner’in örgüt faaliyetlerinden habersiz bir ticari aktör olmadığı ortaya koydu.
ÖZETLE;
📌 NEF üzerinden örgüte finans sağladı
📌 Yönetici değil ama üst düzey, kilit isim
📌 NEF’i örgüt adına temsil etti
📌 Mağdurlarla birebir temas kurdu
📌 Zorla senet ve baskılı tahsilat süreçlerinde yer aldı
📌 Ağır suç faaliyetlerini biliyordu.
📌 ÖZEL HABER
📌 ERDEN TİMUR’A BİR DARBE DE
ŞAHİNLER DAVASINDAN!
📌 NEF’İN YETKİLİLERİ VE SORUMLULARI HAKKINDA SUÇ DUYURUSU TALEBİ!
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, ‘Şahinler Suç Örgütü’nün davasında gerekçeli karar öncesi mütaalasını tamamladı.
Mütalaada;
Kara para aklamak suçundan tutuklanan Erden Timur ve sahibi olduğu NEF (Timur Gayrimenkul) hakkında yer verilen hususlar, dosyanın en kritik başlıklarından biri oldu:
NEF İsmi Suç Örgütü Tarafından “Güven Kalkanı” Olarak Kullanıldı
Savcılık, Şahinler suç örgütünün birçok olayda NEF markasını kullanarak ticaret görüntüsü verdiğini, bu sayede mağdurların güvenini kazandığını tespit etti. Mağdurlar ile NEF projelerinden daire ve dükkân satışı yapıldığına dair sözleşmeler imzalandı; ancak:
•Tapu devirlerinin yapılmadı
•Yapılan ödemeler tekrar istendi
•Mağdurlar sistematik şekilde yağmalandı.
Sözleşmeler NEF Satış Ofisinde İmzalandı
Mütaalada özellikle şu husus vurgulandı:
•Sözleşmelerin NEF satış ofislerinde yapılması
•Görüşülen kişilerin NEF projelerinden sorumlu yetkililer olması (sanık Burak Tulum)
Bu nedenle savcılık, NEF şirketinin bu olaylardan haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu kanaatine vardı.
Mağdurlar Erden Timur’a Defalarca Ulaştılar
Mütaalada yer alan beyanlara göre:
•Mağdurlar, yaşadıkları süreci defalarca Erden Timur’a mail yoluyla ve yüz yüze anlattıklarını
•Ancak herhangi bir sonuç alamadıklarını ifade etti.
“NEF Satış Sorumlusu” Örgüt Talimatıyla Hareket Etti
Dosyadaki mesajlaşma kayıtlarına göre:
•NEF satış sorumlusu Burak Tulum, örgüt yöneticileriyle sürekli irtibat halindeydi
•Örgütten gelen her talebe karşılık verdi
•Mağdurların NEF ofisine gelmesini örgüt mensuplarına bildirdi
•“Patronlarla konuşup halledeceğini” söyledi.
Savcılık, Burak Tulum’un örgüt yöneticilerinin talimatlarıyla hareket ettiğini tespit etti.
NEF Üzerinden Yürütülen Olaylar İçin Savcılıktan Suç Duyurusu Talebi
Cumhuriyet Savcılığı mütalaasında açıkça:
“Suç tarihinde NEF şirketinin yetkilileri ve sorumluları hakkında gereğinin takdir ve ifası için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulması” talep edildi.