Özşen Maden işçiler, gözaltına alınan arkadaşlarını istiyor.
🗣"Yer altında bırakmadık, yer üstünde de bırakmayız. Arkadaşlarımızı verin ya da hepimizi alın!"
#Gezi13Yaşında anması için Mis Sokak ta toplanmalar sloganlarla devam ediyor, Taksim cevresi yoğun polis kontrolü altında birkaç sokaktan toplanma alanına girisler tek tek ve bekletilerek yapılıyor, eylem komitesi herkesin gelmesiyle anmaya başlayacaklarını belirtti
📸 @azume_x
Kapitalist üretim ve iktidar ilişkileri içinde şekillenen mevcut siyasal ve ekonomik düzen, yalnızca insanlar arasında derinleşen sınıfsal ve toplumsal eşitsizlikler üreten bir yapı değil;yaşamın her alanını denetim ve sömürü ilişkileri üzerinden yeniden örgütleyen bütünlüklü bir
Hakan Tosun'un meslektaşları olarak katledilmesine ilişkin davanın ilk duruşmasını takip edemiyoruz. 7 kişilik sınır koyuyorlar.
Sadece bizler de değil salona alınmayan avukatlar da var.
02 Mayıs 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2026/4 sayılı “Aile ve Nüfus On Yılı (2026-2035)” konulu Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, aile ve nüfus politikası başlığı altında kadınların, LGBTİ+’ların ve toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin temel hak ve özgürlüklerini doğrudan ilgilendiren düzenlemeler içermektedir.
Genelge; aileyi tekil, heteronormatif ve biyolojik yeniden üretim merkezli bir kurum olarak tanımlamakta; farklı aile biçimlerini, evlenmeme hakkını, çocuk sahibi olmama iradesini, kadınların bedensel özerkliğini ve LGBTİ+’ların varoluşunu görünmez kılan bir kamu politikası çerçevesi kurmaktadır.
Genelgede yer alan “cinsiyetsizleştirme akımı” ifadesi, LGBTİ+ varoluşları ve toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini “zararlı akım”, “bağımlılık” ve “nesillere yönelik menfi müdahale” gibi kavramlarla aynı düzlemde ele almaktadır. Bu dil, yalnızca ideolojik bir tercih değildir. Kamu gücü eliyle üretilen ayrımcı, damgalayıcı ve hedef gösterici bir söylemdir. Devletin görevi, toplumdaki bir kesimi “tehdit” olarak kodlamak değil; herkesin insan onuruna yaraşır biçimde, eşit ve özgür yaşamasını güvence altına almaktır.
Cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve cinsiyet özellikleri temelinde ayrımcılık yasağı; özel hayata saygı, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve eşitlik ilkesiyle birlikte değerlendirilmelidir.
Genelgenin “annelik ve babalık” rollerini toplumsal değer olarak tahkim eden, çok çocuklu aile yapısını destekleyen ve çocuk sahibi olmayı özendiren yaklaşımı da kadınların yaşamını aile, doğurganlık ve bakım emeği eksenine sıkıştırmaktadır.
Kadınların bedeni, emeği ve yaşam tercihleri nüfus politikalarının nesnesi haline getirilemez. Devletin nüfus politikası üretme yetkisi; kadınların üreme haklarını, çalışma yaşamına katılımını, eğitim hakkını, ekonomik özgürlüğünü ve şiddetten uzak yaşama hakkını ortadan kaldıracak ya da zayıflatacak biçimde kullanılamaz. Toplumsal cinsiyet eşitliğini dışlayan her politika, kadınları güçlendirmek yerine geleneksel rol kalıplarına mahkûm eder.
Genelgede öngörülen “dijital aile kalkanı”, “aile dostu yayıncılık” ve kamu kurumlarında aile-nüfus politikasıyla uyumlu kavramsal çerçeve oluşturulması gibi başlıklar ise ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, akademik özgürlük ve örgütlenme hakkı bakımından ciddi riskler taşımaktadır. “Aileyi koruma” gerekçesiyle hak temelli yayınların, LGBTİ+ görünürlüğünün, feminist çalışmaların ve toplumsal cinsiyet eşitliği savunuculuğunun denetlenmesi veya sansürlenmesi kabul edilemez. İnsan hakları savunuculuğu, kamu otoritesinin ideolojik sınırlarına göre değil; evrensel insan hakları normlarına göre yürütülür.
Açıklamanın tamamı:https://t.co/e44hSgqOTt
1 Mayıs’ta, 50 yıl önce işçi sınıfının mücadelesiyle kazanılan Taksim’e çıkıyoruz!
Taksim’i bize yasaklamaya çalışanlara karşı 1 Mayıs’ta #OmuzOmuzaTaksime gidiyoruz.
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın Sınıf Dayanışması!
Bugün Ege Üniversitesi’nde bildiri dağıtımı yapan öğrencilere, kendisini Ülkü Ocakları mensubu olarak tanıtan bir grup pala ve bıçaklı saldırı gerçekleştirdi. Saldırı öğrenciler tarafından engellendi.
Hacettepe’de Ege’de gezen bu eli palalı çetelerin üniversitelerimizde ne işi var?
Kampüslerimizi tüm öğrenciler için özgür, demokratik alanlar haline getirene kadar mücadeleye devam edeceğiz!
Üniversitelerimizi eli palalı çetelere bırakmayız!
MK üyemiz ve Çocuk Hakları Meclisi Sözcümüz Hatice Göz, Gazi halkının eyleminden seslendi:
"Bu meseleyi siyasete alet etmeyin, bu bir vicdan meselesidir diyorlar. Biz onların vicdanını Ensar Vakfı'nda istismar edilen, tarikat yurtlarında katledilen çocuklardan biliyoruz. Depremde ölen milyonlarca insandan biliyoruz!"
#OkullardaKatlimaHayır #yusuftekini̇stifa
KESK olarak ;
Şiddete Karşı
Yaşam Hakkı İçin !
16-17 Nisan’da ülke genelinde üretimden gelen gücümüzü kullanıyor,
2 günlük İş Bırakıyoruz!
Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz !
Yaşasın KESK !
Çocukları patronlara ucuz iş gücü olarak sundular, tarikatları-cemaatleri okullara doldurdular, okullardan şöyle bir nesil böyle bir nesil çıkaracağız dediler. Ve gelinen noktada okullardan öğretmenlerimizin, çocuklarımızın cenazeleri çıkıyor.
Ne X-Ray'i, ne silahlı güvenliği? Şiddeti siyasal, toplumsal ve ekonomik doku üretir. MESEM'de gece vaktine kadar, haftasonu bile çalıştırılmasına izin verdiğiniz, eğitimden kopardığınız öğrenci yapısal şiddet görüyor. MEB yapıyor bunu. Siz bu dokuyu yaratacaksınız ama patron ve devlet dışında kimse şiddet faili olmayacak öyle mi? İsterseniz sabunu olmayan okullara komando birlikleri yerleştirin, bu koşullarda şiddeti önleyemezsiniz.
Başaran Aksu sendikal faaliyetler için sürekli şehir değiştirdiği gerekçesiyle tutuklandı, oysa 11 yıl önce Soma’da gözaltına alındığında ilan etmişti:
“Soma’ya da giderim, Batman’a da giderim, her yere giderim. Devrimciyim, sendikacıyım, yaparım, giderim. Susturamazsınız”
Sevde Ünal…
Kocaeli’de tacize maruz bırakıldı ve ağır cezada yargılandı…
Sevde Ünal’a “kasten yaralama”dan indirimsiz haliyle 9 yıl 5 ay ceza veren hâkim, Ünal’ın tecavüz raporu olmamasını “gerekçe” göstererek yaşadığı olayı öz savunma olarak kabul etmedi.
Tacizden şikayetçi bulunan Ünal’ın ise dava dosyası ‘somut delil olmadığı’ gerekçesiyle takipsizliğe düşürülerek kapatılıyor.
2024’te öz savunma dosyasından 12 gün cezaevinde tutulan ve 'Denetimli Serbestlik’e ayrılan Sevde Ünal, 19 Mart süreçlerinde hakkında dosya açılmasıyla tekrar hukuksuzca tutuklanarak Ayvalık Kadın Açık Cezaevine gönderildi ve 3 ay tutsak edildi. Ünal; sağlık koşullarının yetersiz olduğunu, sağlık erişimine izin verilmediğini, ilaç ve tedavi için günlerce sıra beklendiğinden bahsetti.
Ayrıca Ünal, bundan sonraki süreçler için tek çarenin “mücadele” olduğunu söylüyor…https://t.co/VOizYbd6eV
Onlarca kadın, 2 ay süren "Kolektif Pankart Örme Atölyesi" nde birleştik. Kadıköy Mor Dayanışma Derneği'nde başlayıp şehrin her yerine taşan ilmek ilmek işlediğimiz pankartımızla, kadının görünmeyen emeğini görünür kıldık ve kolektif bir isyan ördük.