KAMUOYUNUN DİKKATİNE
Cuma akşamı Sözcü TV yayınındayken +63 ile başlayan bir telefon numarasından arandım. Yayında olduğum için telefonu açamadım. Daha sonra bana bir mesaj gönderildi. Mesajda, Daltonlar örgütünün yöneticisi olduğu iddia edilen bir kişinin adı verilerek yayını terk etmem istendi.
Numarayı engelledim. Daha sonra +62 ile başlayan başka bir numaradan arandım. Arayan kişi, kendisini tanıtarak Daltonlar örgütünün liderinden izin aldığını söyledi. Bana 5 milyon lira ceza kestiğini, bu parayı vermezsem beni öldüreceğini belirtti.
Konuyla ilgili elimizdeki belgelerle birlikte suç duyurusunda bulundum ve koruma talep ettim. Bir emniyet mensubu tanıdığım aracılığıyla İstanbul Emniyetine de ulaştım ve onlarla istişare etmek istedim. Bugün için bana randevu verildi. Ancak daha sonra aranarak, konuyu bir karakola anlatmam gerektiği söylendi ve randevum iptal edildi.
Bu aşamada, yaşadıklarıma ilişkin somut bilgileri en ufak bir yorum katmadan sizlerle paylaştım. Konuyla ilgili henüz siyasi veya şahsi bir yorum da yapmayacağım, yaşadığım yalın gerçek budur;
“Ülkenin en tehlikeli suç örgütlerinden birinin adı kullanılarak tehdit edildim. Televizyon yayınını terk etmem, istenen 5 milyon lirayı ödemezsem öldürüleceğim söylendi.”
Şu an itibarıyla hayatım tehdit altında. Devletten başka beni koruyacak bir merci, halktan başka da bir dayanağım yok.
20.10.2026
Av. Afşin Hatipoğlu
Kimse hayal görmesin.
PKK ve Öcalan, kendisini muhatap alanlarla oyun oynuyor.
Örgütü tanımayanlar, ideolojik ya da örgütle akrabalık bağı olanlar idari ve siyasi kararlara etki etmemelidir.
Öcalan ve kadrosunun terörden ve Türkiye’yi bölmek idealinden vazgeçmesi mümkün değildir.
Rüyadan uyanılması ve vakit varken hatadan dönülmesi erdem olacaktır.
Öcalan’ın toplantıya gönderdiği mesajda yer alan beyanlar gerçek niyetin ne olduğunu tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır.
Sevgili Türk kardeşlerim,
Azerbaycan’ı ilgiyle izlediğiniz ve buradaki gelişmeleri yakından takip ettiğiniz için hepinize teşekkür ederim. Ancak bazı konular var ki, onlara Türkiye’nin gerçekleri üzerinden bakarak Azerbaycan’ı doğru anlamak mümkün değildir.
Azerbaycan’ın laiklik geleneği çok köklüdür. 1918'de kurulan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, Müslüman Doğu’nun ilk laik ve parlamenter cumhuriyetiydi ve 1919'da kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıdı. Bu, Müslüman dünyasında bir ilkti ve birçok Avrupa ülkesinden bile önce gerçekleşti. 1901'de Bakü’de Müslüman kızlar için ilk laik okul açıldı.
Bu geleneğin en güçlü sembollerinden biri, 1960'ta Bakü’de dikilen “Azad Kadın” heykelidir. Heykel, çarşafını üzerinden atan bir kadını tasvir eder ve kadının özgürleşmesini, eğitime ve toplumsal hayata eşit katılımını simgeler. Bu anıt bugün de Bakü’nün merkezinde durur ve Azerbaycan halkının değerlerini yansıtmaya devam eder.
Bu yüzden Azerbaycan’da din, hiçbir zaman Türkiye’deki kadar güçlü bir toplumsal etkiye sahip olmadı. Bizde tarikatlara bölünme ya da Sünni-Şii ayrışması yaşanmadı. Hatta pek çok insan Sünnilik ile Şiilik arasındaki farkı bile bilmez.
Sovyet sonrası dönemde Azerbaycan’da dini yaymaya en çok ilgi gösteren devlet İran oldu. İran’ın amacı, Azerbaycan’da Şii ideolojisinin kök salması ve insanların İran’ın dini liderini kendi liderleri olarak görmesiydi. Bugün de aynı hedefi taşıyorlar.
Azerbaycan devletinin attığı adımlar tam da bu nedenle milli çıkarlarımızı, milli değerlerimizi, yüz yılı aşkın laiklik geleneğimizi ve ülkemizin istikrarını korumaya yöneliktir. Bu konuya hassasiyetle yaklaşmanızı temenni ediyorum.
Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma denilen bir suç tipiyle insanların özgürlüğünü elinden almak hukuksuzluk değildir deseler de haksızlıktır. Bugün yapılanları hukuk çerçevesinde izah etmeye çalışabilirsiniz ama bunlar haksızlıktır. Ve unutmayın; hiçbir hak zayi olmaz.