Bir adam gece 2'ye kadar ayakta kalabilir, sabah 6'da uyanabilir, borç içinde, beş parasız, yalnız olabilir ve yine de bir gün her şeyin yoluna gireceğine dair inancını koruyabilir. Buna erkeklik denir.
Erkekler sabah 5’te uyanıp gece 2’ye kadar çalışabilir, borç batağında, iflas etmiş, yalnız olabilir ve yine de bir gün her şeyin yoluna gireceğine dair inancını koruyabilir.
Yatırım gizli yapılır, aşk sessiz yaşanır, tatiller ve planlar paylaşılmaz. Her dinleyen dost değildir; dost sandıkların çoğu zaman iyi niyetli izleyicidir. Genelleme yapma, herkes farklıdır ama herkes sana ait değildir. Az görün, çok yaşa. Gizli kal, huzurlu kal.
İnsanın hayatta yiyebileceği en ağır darbe, düşmanından gelmez. En ağır darbe, gece yatağa yattığında içini kemiren o sessiz "Acaba?" sorusudur.
Sen yapabileceğini biliyordun. O riski alabilecek zekan, o masaya yumruğunu vuracak yüreğin vardı. Ama ne yaptın? "Elalem ne der?" dedin. "Garanti maaşım yatsın" dedin. "Düzenim bozulmasın" dedin. Kendi içindeki o aslanı, üç kuruşluk bir güvenliğe satıp kendi ellerinle kafese kilitledin. Şimdi o kafesteki aslan, her gece senin rüyalarını tırmalıyor. Dünyadaki en korkunç mahkeme, insanın aynaya bakıp "Ben aslında çok daha fazlası olabilirdim ama korktum" dediği o anki yüzleşmedir. Dışarıdaki herkes seni başarılı, efendi, düzgün bir adam sanabilir; ama sen içten içe kendi cesaretine ihanet ettiğini bilirsin. O aynadaki hayaleti susturmanın tek yolu var: Garantili sandığın o yalan hayatı ateşe verip, kendi potansiyelinin o kan ter içindeki gerçek kavgasına girmek. Ya kendi hayatının kahramanı olursun, ya da başkalarının yazdığı senaryoda ucuza oynayan bir figüran.