Tamamen meraklısına...
***
MEZHEP İMAMINLA GURUR DUY, ÇÜNKÜ…
· İmâm-ı A’zam Ebu Hanife hazretleri ticaret yaparak helal kazanırdı. Evine harcadığı kadar talebelerine ve fakirlere sadaka verirdi.
· Hocası Hammâd’ın evi tarafına ayağını uzatmazdı. Hâlbuki aralarında yedi sokak uzaklık vardı.
· Ortaklarından birinin, bir malı, İslamiyet’e uygun olmayarak sattığını anlayınca, bu maldan kazanılan doksan bin akçanın hepsini fakirlere dağıttı.
· Yaşadığı Küfe şehrinin köylerini haydutlar basıp, koyunları kaçırmışlardı. Bu çalınan koyunlar şehirde kesilip satılabilir diye, o günden sonra 12 sene Küfe’de koyun eti alıp yemedi. Çünkü bir koyunun en çok 12 yıl yaşayacağını öğrenmişti.
· 55 defa hac yaptı. Son haccında Kâbe’nin içine girip iki rekât namaz kıldı. Namazda, bütün Kur’ân-ı kerimi okudu. Sonra ağlayarak (Ya Rabbi! Sana lâyık ibadet yapamadım. Fakat, senin aklı ile anlaşılamayacağını iyi anladım. Hizmetimdeki kusurumu, bu anlayışıma bağışla!) diyerek dua etti.
· Bir namazda Kur’ân-ı kerimi hatmetmek 4 kişiye nasip olmuştur: Osman bin Affan ve Temim-i Dârî ve Saîd bin Cübeyr ve İmâm-ı A’zam Ebu Hanife.
· 30 yıl -haram olan 5 bayram günü hariç- her gün oruç tuttu. Çok kere, bir veya iki rekâtta bütün Kur’ân-ı kerimi okurdu. Bazen de yalnız bir azap veya rahmet ayetini tekrar tekrar okuyup hıçkıra hıçkıra ağlardı. İşitenler, hâline acırdı. Fakirler gibi giyinirdi. Vefat ettiği yerde, daha önce yedi bin kere Kur’ân hatmetmişti.
· “Ömrümde bir kere güldüm. Ona da pişmanım” demiştir. Az söyler, çok düşünürdü. Bir gece, yatsı namazını cemaat ile kılıp çıkarken, bir ayağı kapının dışında, bir ayağı daha mescitte iken, bir konu üzerinde, talebesi Züfer ile sabah ezanına kadar konuşup, ikinci ayağını dışarı çıkarmadan, sabah namazını kılmak için, yine mescide girmiştir.
· Yezit bin Amr, Küfe şehrine vali ve hâkim yapmak istedi. Kabul buyurmadı. Hapsedip dövdürdü. Mübarek başı, yüzü şişti.
· Abbasî halifesi Ebu Cafer Mensûr tarafından Bağdat’a çağırılıp hâkim olması emr edildi ise de yine kabul etmedi. Zindana atıldı. Kamçı ile dövüldü. Her gün on kamçı arttırıldı. Kamçı sayısı 100’e çıktığı gün şehit oldu. Vefat anında secde etti. Namazını 50 bine yakın insan kıldı.
· Hanefî mezhebi, Osmanlı devleti zamanında her yere yayıldı. Devletin resmî mezhebi gibi oldu. Bugün de Türkiye’nin resmi mezhebi gibidir.
· Peygamberimiz onun geleceğini haber vermiş, (Ümmetimden her asırda yükselenler olacaktır. Ebu Hanife zamanının en yükseğidir) buyurmuştur.
BU BİLGİLERİ ALDIĞIM BAŞUCU KİTABIM
TAM İLMİHAL, AŞAĞIDAKİ KİTAPLARI KAYNAK GÖSTERMİŞ:
(Mevâhib-i ledünniyye
(Şir’at-ül-islâm)
(Mîzân)
(Dürr-ül-muhtâr)
(Mîzân-ül-kübrâ)
(Hayrât-ül-hisân)
(Mir’ât-i kâinât)
(Hazânet-ülmüftîn)
(Şir’at-ül-islâm)
Diyâ-i ma’nevî)
(Mevdû’ât-ül-ulûm)
(Gâliyye)
(Üsûlül-erbe’a)
(Es-sahîfe fî menâkıb-i Ebu Hanîfe)
(Kalâid-ül-ukbân fî-menâkıb-in Nu’mân)
(Eşbâh)
(Huccet-ül-İslam)
(Mecmû’a-i Zühdiyye)
(Vakfunniyyât)
Başlarda burası nispeten seviyeliydi.
Giderek dağ mahallesine döndü.
Adam botanik profesörüne “İki ot ezberledin de ne oldun”
Beyin cerrahına “İki bıçak darbesi vurdun da ne oldun”
Gazeteciye “İki kitap karaladın da ne oldun”
Sinemanı en usta oyuncusuna “İki kamera gördün ne oldun” diyor mesela.
Yüz yüze gelse, heyecandan ve küçüklük kompleksinden kendi adını unutacak ama burada “Karşımdakine en ağır darbeyi nasıl vurabilirim” derdinde.
Bu serseri güruhu, eskiden rüyasında görebildiği kişilere buradan kolayca ulaşınca, takdir yerine tahkiri seçti nedense...
@NuhAlbayrak