Fenerbahçe taraftarı olarak biz artık çok yorulduk abicim…
Çok fazla hem de…
İnsanın iliklerine kadar işleyen bir yorgunluk bu…
15 yılın yorgunluğu…
3 Temmuz’da öyle bir çivi çaktılar ki bu camianın kalbine;
yıllarca pası kaldı, izi kaldı, boku püsürü kaldı…
Yıllar sonra “pardon” dediler… Kumpas dediler…
Dağılan kadroların, boşalan kasaların, yıkılan umutların hesabını vermedi kimse…
Zira kaybolan zamanın, gasp edilen umutların telafisi yoktu…
Olmadı da…
Otobüsümüz kurşunlandı lan bizim!
Baya baya futbolcularımızın canına kast ettiler!
Rakip takım, 'kurşun delikli tişört' bastırıp şampiyonluk kutladı bu ülkede…
“Seni sevmeyen ölsün” diye beste yaptılar…
Kurşunlanma olayından 3 gün sonra dönemin federasyonu,
“Fenerbahçe maçlara çıkmazsa sonuçlarına katlanır” şeklinde açıklama yaptı…
Tribünde tüfekli pankart açtılar, hiçkimse ağzını açmadı..
Derken yıllar geçti.
Sene oldu 2018…
Bir isim geldi, bir dönem başladı.
Parası vardı ancak pusulası yoktu…
İnat vardı, kibir vardı ama başarı yoktu.
7 yıl… Koskoca 7 yıl çocukları okula başı eğik gitti bu camianın…
Üstüne bir de taraftar suçlandı, azarlandı, küçümsendi…
Gitmedi!
Bırakmadı!
Tarihte eşi benzeri görülmemiş bir şekilde imza kampanyası başlattı taraftar…
Haziran’ı Eylül yaptı…
Biz yine “kulüp zarar görmesin” diye sustuk…
Eylül’de seçim vs. derken değiştirdi bu camia başkanı…
Sonra bir umut belirdi.
Uzun zaman sonra ilk defa futbol konuşur olduk..
Seriler geldi, yüzler titreyerek de olsa gülmeyi hatırladı.
Çocuklar “belki bu sefer” dedi.
Ve sonra yine saha dışı…
30 yıldır bu ülkede iş yapan bir isim, Fenerbahçe Başkanı olalı henüz 2 ay olmuşken
bir soruşturma dosyasında buldu kendini.
Sonrası malum…
Özel hayat, kişisel yazışmalar, medyaya düşen mahremiyetler vs. vs. vs…
Yine bir gözümüzün Adliye koridorlarına bakacağı günler...
Yaptı,yapmadı mevzusu değil bu.
Mevzu; taraftarın payına düşen keder..
Yeryüzünde Fenerbahçe taraftarı kadar çilekeş bir topluluk olmadığı konusunda artık herkes mutabıktır muhtemelen…
Hayat denen şu kısacık maratonda bitmeyen çile düşmüş belli ki payımıza…
Ancak biz artık çok yorulduk…
Tahmin edemeyeceğiniz kadar çok hem de..
Sırrı Süreyya Önder’in cenazesi ruzi mahşer gibiydi.
Sırrı Ağabey’in cenazesi, Hrant’tan, Tahir Elçi’den sonra gördüğüm- bildiğim en kalabalık cenazeydi.
Çok ağladık. Çok üzüldük.
Ama inanıyorum, her şey onun istediği gibi oldu.
Ama protokol kısmı…
Anlatılmaz, yaşanır. O bambaşka bir hikâye.
Parti temsilcileri koruma ordularıyla geldi.
Kendi aralarında çocuk gibi kavga ettiler.
“Çekilin lan!”lar, dirsekler, itiş kakışlar havada uçuştu.
Biz arkadan izliyorduk.
Ve bir noktada gerçekten bağırdık:
“Çocuklar! Burası oyun alanınız değil!”
Sonra… en komik, en acayip an geldi.
Senin arkasında saf tutulmasını istediğin,
“Gezi imamı” dedikleri İhsan Eliaçık’ın arkasında,
yıllarca onu mürted, dinsiz, şovmen ilan eden o protokol,
ciddiyetle saf tuttu.
Yemin ederim, yukarıdan kıkır kıkır güldüğüne eminim.
Bu senin son şakandı.
Ve çok iyiydi.
Bir kaşık suda boğmak isteyeceğimiz protokol dibimizdeydi. (Hani seni,bizi terörist ilan edenler! Hapse atanlar, sürgün edenler …)
Ama boğamadık.
Çünkü Sırrı’nın hatırı vardı.
Senin hatırın, öfkemizden daha ağır bastı.
Hadi, yine yaptın yapacağını.
Siyasetle uğraşıp bu kadar sevilmek kolay değil.
Şüphe etmeden “ hakkımız helal olsun” dedirtmek kolay değil.
Kimse senin barışa olan inancından, imanından şüphe etmedi.
Acayip bir gündü gerçekten.
Demem o ki:
İyiliğiyle, eksikleriyle, öfkesiyle, sevgisiyle, inadına barışıyla…
çok değerli bir insanı kaybettik.
Bu kadar ağıt, bu kadar zılgıt boşuna değildi.
Sana borçluyuz. Barışı borçluyuz.
kızın Ceren’e barışı borçluyuz.
Keşke daha fazla zamanın olsaydı.
Çok zamansız bir ölüm oldu.
Ve biz şahidiz.
Biz senden razıyız.
Allah senden razı olsun.
Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi, 24-27 Mart tarihlerinde Strazburg’da gerçekleşti. Oturumun gündeminde, Türkiye’de seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması vardı. Gençlik Delegesi Enes Hocaoğulları söz aldı: “Türkiye’de gençler artık yeter diyor!”
@bedaskurumsal bu soğukta 2 gündür
Sürekli elektriklerimizi kesiyorsunuz .
Elektrikli aletlerimizi bozuldu.
Aradığımızda net bir bilgi verilmiyor.
Kış ortasında soğukta oturmaya mecbur muyuz?
@bedaskurumsal bu soğukta 2 gündür
Sürekli elektriklerimizi kesiyorsunuz .
Elektrikli aletlerimizi bozuldu.
Aradığımızda net bir bilgi verilmiyor.
Kış ortasında soğukta oturmaya mecbur muyuz?
En az 66 CAN.
Kimi çocuğunu tatile götüren anne baba, kimi üç ay çalışıp rızkını çıkarmaya çalışan turizm emekçisi, kimi 3 gün olsun nefes almaya kaçan genç ve hala bilmiyoruz kim bilir kaçı “karne hediyesi” diye koşa koşa tatile giden el kadar çocuk!
Ülkenin sözde en gözde kayak merkezinde tıklım tıklım doldurdukları otellerde ölüyoruz!
Bir otel patronundan otelleri, bir hastane patronundan hastaneleri, bir özel okul patronundan okulları “denetlemesini” beklerken ölüyoruz!
Depremde una dönen otellerde, evlerde, hastanelerde ölüyoruz!
Çalışırken ölüyoruz.
Tatildeyken ölüyoruz!
Trene biniyoruz, ölüyoruz.
Okurken okullarda, araba sürerken yollarda ölüyoruz.
Sırf kadın olduğumuz için ölüyoruz.
Mahkum bıraktığınız cemaat yurtlarında yanarak, bakımsızlıktan çürüttüğünüz devlet yurtlarında asansörlerden düşerek ölüyoruz.
Daha doğar doğmaz yenidoğan çeteleri elinde ölüyoruz!
Zehirli tarım ilacından, sahte içkiden, bakımsızlıktan, yokluktan, denetimsizlikten, yolsuzluktan bu iğrenç rüşvet ve torpil kaosunda ölüyoruz be
ÖLÜYORUZ!
Bu paraya tapan leş düzende, “kutsal kutsal” diye diye yiyip bitirdiğiniz ülkede, bu halka ait bir devlet olmadığı için, DEVLETSİZLİKTEN ölüyoruz.
Öldürülüyoruz!
Muhalef seçmen o kadar çok yenilgi travmasu yaşamış ki, birinin çıkıp kötü bir haber vermesini bekliyor.
Yok arkadaşlar, CHP Cumhuriyet tarihinde hiç almadığı kadar çok oy aldı. 1977 Ecevit oylarının haritasını çıkartın bakın. Bu zafer o zafer. Keyfini çıkartın.