Benim babam her sınavımdan önce beni alır sınav binama götürür, sınav günü sınavdan 2 saat önce evden çıkarır, okul kapısının önünde bekletir, çıktığımda onu nerde bulacağımı söyler ve ben çıktığımda onu tam olarak orda bulurum.
Bi şey dicem. Bi süredir bu çocuklarla çalışan biri olarak dicem. Şu kızları görünce burdan diyebiliyorum sınavı çok da ciddiye almıyorlar diye. Bu işe varını yoğunu veren çocuk zaten yanlış yerde beklemiyor ya da geç kalmıyor.
@gazianteppolis “suç bu bebelerde değil” gibi bir söylemi, bir lise öğretmeni olarak kabum etmiyorum. Maşallah hepsinin aklı her şeye basıyor hiç merak etmeyin. Hiç korkusuz video çekip yayınlayabiliyorlar. Nasıl hala sokaklardalar ben anlayamıyorum. @gazianteppolis
Sınavların bitimiyle kitaplar geri dönüşüm için toplanıyor, yabancı dil öğretmeni olarak film izletiyorum veliler şikayet ediyor, etkinlik fotokopisi dağıtayım diyorum okullarda fotokopi çekecek para yok. Ben de yarın derse palyaço kılığında gidiyorum, soytarılık yapıcam.
8 yaşındaydı kızım, kapının önünde servis beklerken geri geri manevra yapan bir aracın altında kaldığında. Allah’ın hikmeti o yıl tabur komutanı olmuştu babası, ilk defa bizimleydi. Olayı gören kıymetli bir büyüğümüz, hemen eşime haber vermişti. Malum canilerin, birlikten ayırıp gönderdiği, komandonun kıblesi dedikleri yerdeydik ve bir Perşembe günüydü. Hükümet meydanında Pazar kurulacağı için, kaotik bir gündü, arabaya yer bulabilmek için mesaiye en az yarım saat erken gitmek gerekiyordu, ben de her Perşembe olduğu gibi, kızımı servise bindirmeden ayrılmak zorunda kalmıştım oradan. Zaten lojmanın içi, kapının önü diyorsunuz işte.
Eşim, “panikleme, durumu gayet iyi, ufak bir kaza olmuş, ambulansla merkeze gidiyoruz” diye aradıktan itibaren takriben yarım saat arabamın arkasına her türlü geçişi engelleyecek şekilde park eden köylü amcanın teşrif edip arabasını çekmesini bekledim. O yarım saat boyunca her iki dakikada bir koca ilçeye anons yapılmasına rağmen, lütfedip, gelip arabasını çekmedi adam. Nihayet, iki büyük binayı arabalarla beraber (mecazen) yakmaya karar vermişken, sallana sallana geldi kasketli amca. “Seninle sonra uğraşacağım, çek şu arabanı” dedim ve 40 km ötedeki hastaneye yöneldim.
Yol bitmedi. Ömrüm bitti, kanım çekildi, yol bitmedi o gün. Hastaneye gittiğimde haliyle polisler karşıladı, bir fırça da onlara kaydıktan sonra bir de kazayı yapan arkadaş ile Merkez K. Aradı daha ben çocuğuma ulaşamadan. “Hiç sırası değil” diyerek onları da savdıktan sonra kızımı ve eşimi gördüm acil serviste. Uzun uzun bekleyişler, tahliller, çekimlerin ardından “Tamam, tehlikeli bir durum yok, gidebilirsiniz” sözünü duyduktan sonra kızımı kaldırmak istediğimde bas bas bağırması üstüne kontrol eden doktora çıktım. “Hocam, gidebilirsiniz diyorsunuz da, çocukta bir sıkıntı var” deyince, açtı röntgenleri tekrar inceledi ve şu ibretlik cümleyi kurdu: “Aaaaa, kalçada kırık varmış”. Sonrası yanlış ve eksik teşhisler, tekrar hastaneler, uzun tedavi süreci. O günlerden doktorun bu tavrı, bir de eşimin tuhaf gülümsemesi kaldı aklımda. “Ne gülüyorsun” diye çıkışacak oldum. “Emel, cenaze arabası da bekliyor olabilirdik burada, bak eve götürüyoruz çocuğumuzu” dedi, haklıydı aslında.
Dün gece Balıkesir’de okul harçlığını çıkarmak için çalışırken bıçaklanarak hayatını kaybeden Ata Emre evladımıza üzülürken, eşim gelip askermiş babası biliyor musun deyince bir anne olarak o günler geçti gözümün önünden. O yaşına kadar babasını üst üste 30 gün görmemiş olan kızım; doğumu, bebekliği, büyümesi dahil çocuğunun hiçbir şeyini göremeyen eşim... Ata Emre’nin babası askermiş. Askerdi diyelim artık. Kuvvetle muhtemel, biricik evladının ne doğumunu, ne büyümesini göremeyen, mütemadiyen “telafi edeceğiz oğlum” diye diye bugünlere gelen, “okulu bitirse de birarada olsak artık” diyen evladına hasret bir baba…
…ve tüm bunların yanında sokak güvenliği neredeyse askıya alınan bir ülke… Hapiste çürümesi gerekirken, sokaklarda yeni kurbanlar arayan bir katil. Asla geri gelemeyecek bir evlat ve yaşanmamış yılların yanına iliştirilen yaşanmayacak yıllar. O sokakları başlarına yıkmamız lazım, elimiz kolumuz bağlı… Söz söyleyin, vebali kime, telafisi nasıl?
Bugün güvercinler senin için beslendi Ata Emre. Ruhun şad olsun güzel evladım...
Çünkü gençleri korkutuyorsunuz, doğru düzgün bir eğitim vermiyorsunuz, onlarda pornolarda gördüklerini gerçek sanıyorlar. Çocuklar HIV’den değil hamilelikten daha çok korkuyorlar. Gerçekleri bilseler her şey yolunda ilerleyecek ama siz bilirsiniz.
HIV adeta sessiz bir pandemi gibi ilerliyor. Ülkemizdeki HIV vakaları çok ciddi bir şekilde artıyor.
HIV, cinsel sağlık farkındalığının çok zayıf olduğu ülkemizin yakın zamandaki en ciddi imtihanlarından biri olacak.
Naçizane, deprem görseli ve sesleri ve videoları ve ve ve kullanarak yapılan paylaşımların aşırı derecede tetikleyici olabileceğini hatırlatmak isterim. Bazen daha yumuşak ifadeler ve paylaşımlar daha çok önemsediğinizi ve empati yaptığınızı ifade edebilir. #6subat