Boşanmalarda annelik merhameti galip geldiğinden çoğu kez çocuklar annede kalıyor. Çocuklarıyla ilgilenmeyen, yeni hayatlar kuran, üç kuruşluk iştirak nafakalarını bile ödemeyen namertlere bir sözü olmuş mu bu feryat eden adamların?
KADINLAR, ÇOCUKLAR GÜVENDE DEĞİL! — Türkiye’de kadınlar son bir haftada neler yaşadı?
— IRMAK KOPARAN • Ağrı'nın Hamur ilçesinde okul müdüründen ş*ddet gördüğü bilinen 24 yaşındaki öğretmen Irmak Koparan, evindeölü bulundu. Maruz kaldığı ş*ddeți defalarca kez şikayet etmesine rağmen dikkate alınmadığı ortaya çıktı.
— HENE EBU ZEYNEP • Konya'da 19 yaşındaki üniversite öğrencisi olan Hene Ebu Zeynep, çalıştığı kafenin deposunda elleri arkadan bağlı ve asılı şekilde ölü bulundu.
— DERYA ÇELİK • Elazığ'da Murat Çelik isimli şahıs, barışmak için çağırdığı eşi Derya Çelik'i tabancayla vurarak öldürdü.
— BURÇAK ŞİŞMAN • İstanbul'da 2022 yılında balkondan düşerek ağır yaralanan 41 yaşındaki Burçak Şişman, komadan uyandı. Kendisini eşinin ittiğini ifade etti.
— ESRA UĞUR • Antalya'da bir süredir eşiyle sorun yaşadığı ve boşanma aşamasında olduğu öğrenilen 29 yaşındaki hemşire Esra Uğur, evinde kolunda serum takılı halde ölü bulundu.
7 aylık hamileydi.
— TÜRKAN BİÇER • Ankara'da nişanlısı Fatih Özşen ile yaşadığı 7'nci kattaki evin balkonundan düşen 30 yaşındaki Türkan Biçer hayatını kaybetti. Fatih Özşen tutuklandı.
— HAMİDE ÇİFTÇİ • Hakkari'de yakınlarının kendisinden haber alamadığı Hamide Çiftçi, yaşadığı binanın bodrum katında ölü bulundu. Eşi tutuklandı.
— ÇOCUKLAR • Ankara'da eşiyle tartışan bir erkek 3 yaşındaki kızını bıçakla rehin aldı, daha sonra etkisiz hale getirildi. Çocuk kurtarılarak koruma altına alındı.
— Muğla'nın Menteşe ilçesinde seyir halindeki otomobilden yol kenarına atılan kadın hayatını kaybetti. Şüpheliler aranıyor.
— GÜLAYŞE ÇOBAN • Muğla'da kayıp olarak aranan 84 yaşındaki Gülayşe Çoban, evine yaklaşık 1,5 kilometre uzaklıktaki terk edilmiş bir köyde ölü bulundu.
— Park halindeki otomobilde bulunan 35 yaşındaki Metanet Altınpolat, eski erkek arkadaşı olduğu belirtilen Sabit Ö. tarafından pompalı tüfekle vurularak k*tledildi.
— Konya'da yalnız yaşayan 70 yaşındaki N.Ş., komşusu olan A.G. tarafından evinde bıçaklanarak öldürüldü.
— Mersin'de 37 yaşındaki Ulaş D., boşanma aşamasında olduğu 34 yaşındaki eşi Latife D.'yi markette bıçaklayarak ağır yaraladı.
— İstanbul'da evinin camını silerken apartman boşluğuna düştüğü iddia edilen 43 yaşındaki Türkmenistan uyruklu Telli Novruzova yaşamını yitirdi.
— Çanakkale'de, yaklaşık 40 yıldır birlikte yaşadığı 72 yaşındaki Maya Ülker, Ramazan Cantürk tarafından tahta sopayla darbedilerek öldürüldü.
Nafaka alan kadınlar hikâyelerini BirGün'e anlattı:
📍Ayşe: Bin lira nafaka. Ödemiyor. Yoksul olduğum için ödemesi gereken nafakayı, tahsil edebilmem için yine para harcamam gerekiyor yani. Her ödemediğinde yeniden mahkeme. Böyle böyle yıldırıyor.
📍Deniz: Oğlum 1.5 yaşında tip1 diyabet tanısı aldı. Ben geceler boyunca saat başı alarm kurup oğlumun yaşamını korumaya çalışırken, eşim ne maddi ne de manevi sorumluluk aldı. Bugün ise hâlâ ‘Çocuğu aldıysan maddi manevi bakmasını da becereceksin’ sözlerine maruz kalıyorum. Eski eşim bana şöyle dedi: Yeni düzenlemelerle yakında hiç nafaka vermeyeceğim. Çocuğuna para gelsin istiyorsan aldatılmayı kabul edip susacak, evinde oturacaktın.
📍Elif: Evlendiğimde eşim tarafından yurt dışında yaşamaya zorlandım. Dil bilmiyordum. Onun ve ailesinin her türlü şiddetine çocuğuma hamile olduğum için katlanmak zorunda kaldım. Çocuğum küçük olduğu için ona kendim bakmak zorundayım. Kreşe para ödeyecek gücüm yok. Hem çocuğa bakıp hem çalışabilmem mümkün değil. Babasının çocuğa bile hiçbir maddi desteği yok. Yurt dışında olmanın avantajını kullanarak nafaka ödemiyor.
Anayasa Mahkemesinin “mülkiyet hakkı, ölçülülük ilkesi ve taraflar arasındaki menfaat dengesi” gerekçesiyle yalnızca erkeklerin çıkarlarını koruduğu bu skandal karar kabul edilemez. Yoksulluk nafakasına dair bu karar bir kez daha kadınların haklarını hedefe koyulduğunu gösteriyor. Bu karar kadınların nasıl bir yaşam sürmeye zorlandığıyla ilgili.
Yıllardır kadınlara evlenmeleri, çocuk doğurmaları ve bakım sorumluluğunu üstlenmeleri öğütlenirken, aynı zamanda kadınlar için güvencesiz, düşük ücretli ve sigortasız çalışmanın yaygınlaştırıldığı bir düzen sabitleniyor. Ev içi emek hala kadınların omuzlarına yükleniyor, çocuk ve yaşlı bakımı kamusal olarak karşılanmıyor. Bu nedenle milyonlarca kadın ya iş hayatının dışında kalıyor ya da kendi geliriyle geçinemeyecek sigortasız işlerde çalışmak zorunda bırakılıyor.
Erkekler evlilik boyunca kadınların karşılıksız emeğinden yararlanıyor. Evin temizliği, yemeği, çocukların ve yaşlıların bakımı kadınlar tarafından üstlenilirken erkekler çalışma hayatlarını kesintisiz sürdürebiliyor, gelir elde edebiliyor. Kadınlar ise bakım yükü nedeniyle iş yaşamından uzaklaşıyor, iş bulma imkanlarını kaybediyor ya da çalıştıkları işleri bırakmak zorunda kalıyor. Erkeklerin iş yaşamındaki varlığında kadınların görünmeyen emeği belirleyici bir rol oynarken, boşanma sonrasında ortaya çıkan yoksullaşmanın yükü yine kadınların sırtına bırakılmak isteniyor.
Böyle bir tabloda nafakaya dönük her saldırı, kadınları boşanma sonrasında daha büyük bir güvencesizlikle karşı karşıya bırakıyor. Kadınların şiddet gördüğü ya da eşitsizlik yaşadığı ilişkilerden ayrılması zorlaştırılmaya çalışılıyor. Kadınları eve kapatan, emeğini görünmez kılan ve yoksullaştıran politikalar sürerken nafaka hakkının hedef alınması tesadüf değil.
Kadınların ihtiyacı eşit işe eşit ücret, güvenceli istihdam, kamusal bakım hizmetleri ve şiddetsiz bir yaşamın koşullarının yaratılması. Nafaka erkeklere yüklenen orantısız bir yük değil, kadınları hayatları boyunca maruz kaldıkların yüklerin, yıllarca sömürülen emeğinin ve ekonomik kayıpların karşısında son derece sınırlı bir güvence.
Diğer yandan iktidarın bu konudaki tutumu da cinsiyetçi çifte standardı açıkça ortaya koyuyor. Anayasa Mahkemesi'nin kadınların evlendikten sonra kendi soyadlarını tek başına kullanabilmesinin önünü açan kararının ardından gerekli yasal düzenlemeler yapılmadı. Uygulamada kadınlar çeşitli engellerle karşılaşmaya devam etti. Kanunda açık bir zorunluluk bulunmamasına rağmen aile hanesine erkeğin soyadının yazılması fiilen bugün dahi sürdürülürken, kadınların talepleri görmezden gelindi. AYM kararının konusu kadınların haklarının genişletilmesi olduğunda harekete geçmeyenler, nafaka hakkını hedef alan bu kararın ardından derhal düzenleme yapılacağına dair paylaşımlar yapıyor. Bu yaklaşım, iktidarın kadınların kazanılmış haklarına yönelik siyasi bir tercihi olduğunu açıkça gösteriyor.
Nafaka hakkımızdan, yaşamlarımızdan ve emeğimizden vazgeçmiyoruz. Kadınları yoksulluğa, şiddete ve erkeklere bağımlılığa mahkum etmek isteyenlere karşı mücadeleyi büyüteceğiz.
Nafaka deyince kuduran bir güruh var. Nafaka ile zenginleştiğini iddia ettikleri kadınlar bir elin parmağını geçmez. Eğtim hakkından yoksun bırakılmış, çalıştırılmadan eve hapsedilmiş, çocuk olunca işten el çektirilmiş kadınlar ise milyonlar. Anlatamazsın.
Ömür boyu ücretsiz emek vermek için yetiştirilip sıfır malk mülk ve güvenceyle evden atılan, sonra kucağında çocuklarıyla aç kalmak, can güvenliği ve eziyet arasında tercih yapmak zorunda kalan bütün kadınların ahı soyunuzu kurutacak.
Zaten o kadın da siz değilsiniz. Adıyaman'da Muş'ta üç ay evli kalıp dayak şiddet hatta tecavüze uğrayan kadınların sonra hayatlarını nasıl sürdüreceği konusunda fikriniz var mı? Herkes kendi pembe götlü hayatını örnek verene dek dünya da bambaşka yaşamlar olduğunu görse keşke.
21 yaşında evlenilmiş. çalışmasına izin de verilmemiş. 2 çocuk. 10sene sonunda dayanılmaz bir evlilik sonlandırılıyor. yaş 30-35 olmuş. hiçbir iş tecrübesi, meslek yok. 2 çocuk doğurmanın izleriyle yüklü bir beden. nafaka zulüm. tam bir erkek devlet.
Peki filmde, Şule'yle birlikte 50'lerin sonunda Türkiye'nin her karış toprağını dolaşıp, geleneksel baş örtüsü (yazma) bağlama şekline karşı icat ettiği türban propagandası yapan, Türkiye'de CIA ile bağlantılı bir ajan olarak çalışan ve “ılımlı İslam” projesinin bir parçası olan Alman Rotraud Scheer'den de bahsedilecek mi? Kadının Türkiye’deki misyonundan, NATO ve Amerikan istihbaratının yeşil kuşak projesi kapsamında, İslam’ı siyasallaştırarak Türkiye’nin seküler yapısını zayıflatmak olduğundan da bahsedilecek mi?
tamamen merakla diziyi izledim. öyle bir anlatmışlar ki gerçekten cehalet çukurunda yüzenler için muazzam bir ��rnek yaratmışlar. ben size yazayım, detayları araştırın, 1 kişi okuyup gerçeğe aysa kardır:
kendisi alman asıllı türbanlı misyoner rotraud scheer ile insanların beynini yıkamaya kendini adamış biridir.
ilk konferansını samsun'da vermesi laikliğe ve Atatürk'e karşı duruşunun en önemli emaresidir.
kadınların kocalarından dayak yemelerini ve buna sabretmelerini Allah katında yükselmek olarak empoze ederken kendisi evliliğinde şiddet görmüş ve fakat boşanarak bu yükselişe ermekten kendi rızasıyla "nedense" vazgeçmiştir.
keza başı kapalı kadınlara kardeş gözüyle bakılırken açık kadınlara her türlü yakıştırma yapılabileceğini defaten "sohbetlerinde" ve romanlarında anlatmıştır.
keza yanlış hatırlamıyorsam huzur sokağı kitabında tecavüze uğrayan bir kadının intihar etmesi gerektiğini savunmuştur.
hala bu kadını savunan varsa beni takipten çıksın, onur duyarım.
Mahvoldum. Kadınların geldiği hale bak. Bir ömür yaşayacaklar travma… Bu iş hiç buralara gelmeden bu adam yakalanmalıydı o kadar üzücü ki. Çok geçmiş olsun. En çok senin anneler günün kutlu olsun.