mevlana “aradigin seni arar.” demis.yani gonulden istediginiz seyle aslinda karsilikli bir cekim icindesinizdir.yani siz tum kalbinizle bir seyi ariyorsaniz o sey de size dogru yaklasiyordur.bir arzunun kalbinize dusmesi bile tesaduf degildir.
Okudunuz mu bilmiyorum ama Gazap Üzümleri’nde şöyle bir cümle geçer: “Ancak yeni doğan bir bebek baştan başlayabilir. Sen, ben… Biz artık geçmiş zamanız.” Geçmişi silmeye çalışma; onu kabul et,anlamlandır ve ondan ders al. Gerçek başlangıç,unutmak değil; bilinçle devam etmektir.
Günde 5-7 saat uyumak, 8-9-10 saat çalışmak ve ardından eve gidip ertesi güne hazırlanmak da dahil olmak üzere kendinize sadece 2-4 saat ayırmak, dürüst olmak gerekirse, bu yaşamak değil. Modern kölelik veya hapishane.
Türkiye’de özel sektörde çalışma saatleri gerçekten uzun. Kağıt üstünde 8 saat yazıyor ama pratikte çoğu insan için bu süre çoktan aşılmış durumda. Sabah erken çık, akşam geç dön… Günün büyük kısmı işte geçiyor.
Düşünsene, insanın en verimli saatleri masa başında ya da sahada geçiyor. Eve geldiğinde zaten yorgunsun, ne kendine vakit kalıyor ne ailene. Sonra “yaşam kalitesi” diyoruz ama ortada yaşanan bir hayat pek yok aslında.
Bence mesele sadece para da değil. İnsan biraz nefes almak istiyor. Spor yapayım, yürüyüş yapayım, bir şeyler öğreneyim, sevdiklerimle vakit geçireyim… Bunlar lüks olmamalı. Ama mevcut düzende bunlar sanki ekstra bir ayrıcalık gibi.
8 saat bile tartışılırken, bunun üstüne çıkan çalışma süreleri artık normalleşmiş durumda. Oysa bir insan gününün yarısını çalışarak geçiriyorsa, geriye kalan kısmı sadece “hayatta kalmaya” gidiyor. Buna yaşamak demek biraz zor.
Belki de artık şunu konuşmak gerekiyor: Daha çok çalışmak mı, yoksa daha verimli ve insanca çalışmak mı? Çünkü kimse sadece çalışmak için yaşamıyor. En azından yaşamamalı.